21 Temmuz 2012 Cumartesi

Beşiktaş Nasıl Kurtulur?*


Geçtiğimiz günlerde gazetelere göz gezdiriyordum.  Spor sayfasına sıra geldiğinde –gazete okumaya sondan başlamadım(!)– âdetim olduğu üzre Beşiktaş sayfasını okumaya koyuldum. En son Yıldırım Demirören’in başkanlığı bıraktığını ve Fikret Orman’ın başkan seçildiğini öğrenmiştim.  “Beşiktaş’tan yıldızlara veda” manşetini görünce iyice ilgimi çeken haberi sonuna kadar okudum.


Sayın Orman, çok realist bir biçimde takımın borçlarını belirlemiş; eksilerin artılardan fazla olduğunu görmüş. Takımın “galibiyetlerden” ve “yıldız oyunculardan” önce varlığını sürdürmeye ihtiyacı olduğunu belirterek, yıldız futbolcularla sözleşmelerin yenilenmeyeceğini kibarca ilan etmiş.
Malum-u âliniz Beşiktaş taraftar grubu “Çarşı” dünyada sayılı taraftar gruplarının arasında ve belki birincisidir. “Bu “yıldız kayması” karşısında taraftarın tepkisi ne olur?” sorusunun cevabını kendime sorarken sayın başkanın bir açıklaması daha gözüme ilişti: “Taraftarımıza güveniyoruz. Beşiktaş taraftarı duyarlıdır. Beşiktaş tarihinin en büyük kombine bilet satışını bekliyoruz.”
Geçen sene yıldız transferlerle şişirilen, senelerin Beşiktaş’ının başına gelen başkan en makul tavrı takınıp “Borcumuz çok, borçları kapatmak önceliğimizdir.” Diye bir açıklama yapacak. Bunun karşılığında kendi tabirleriyle “alayına karşı” olan “Çarşı” taraftar grubu buna itiraz etmeyecek.
Keyiflenmedim dersem yalan olur. Hattâ Chealse’yi 2-0 yendiğimiz 2003 yılından beri bu kadar sevinmemiştim. “Oh be!” dedim “Sonunda Beşiktaş logosundaki bayrağın hakkını verecek.” Dedim. Sonra da bunun futbol perspektifinden çok “yönetim” perspektifinden incelenmesi gerektiğini düşündüm.
“Yalnız ve güzel vatanım”daki sivil toplum kuruluşlarını ve siyasî partiler geldi aklıma. Sivil toplum kuruluşlarından başladım sorgulamaya. Kiminin milyonlarca TL sermayesi var, kiminin asırlık bir tarihi, kiminin parlak bir geleceği var. Lâkin icraatlara ya da umumi ahvale baktığımda hiç de bir şey göremiyordum. Tıpkı Beşiktaş gibi, bütün “cafcaflı” peşrevlere rağmen netice ziyadesiyle kötüydü.
Gel gelelim siyasî partilere… İster sağ, ister sol, ister merkez partiler olsun cem-i cümlesinin ahvali de Beşiktaş’tan pek farklı değildi. Mitinglerde “O geliyoooor …” diye takdim edilen yıldızlara; kahvelerde ve meydanlarda verilen bütün vaatlere rağmen netice fiyaskoydu.
Sonra bir analoji yaptım. Beşiktaş nasıl kurtulmuştu? Önce bir başkan değişmişti. Bütün geleneklere rağmen yenilikçi ve realist bir başkan gelmişti kulübün başına. Sonra kimseyi kandırma ihtiyacı duyulmadan şapkayı önüne koyup düşünen başkan gayet radikal ve makul kararlar almış ve uygulamaya başlamıştı. Bütün bunları yaparken taraftar da güvendiği başkana destek çıkıyordu.
Peki bizim STK’lar ve siyasî partiler –aslında hassaten siyasî partiler umurumda değildi ya nihayetinde onların da derdi memleketti(!) – nasıl kurtulacaktı? Yukarıdaki paragrafta Beşiktaş yerine istediğiniz siyasî partiyi ve sivil toplum örgütünü koyduğunuzda cevaba ulaşacaksınız.
Bu arada Fikret Orman’dan rica etsek başkanlık dersi verir mi ki? Valla verirse ben talebe olurum. Korkmayın ya hu başkanlıkta falan gözüm yok. Bilmek lâzım…
*Merhum Galip ERDEM’in 1981 yılında Yeni Sözcü gazetesinde yazdığı yazı aklıma geldi: “BEŞİKTAŞ NASIL KURTULUR?”. Hem merhumu yâd etmek için hem de meramımızı anlatmanın en kestirme yolu olduğu için bu başlığı seçtik. Merhum Galip ERDEM’in ruhuna Fatihalarla…

1 yorum:

  1. belgin eşim fenerli olum galatalı kızımda baba takımıdan bense bjk liyim

    YanıtlaSil