28 Aralık 2014 Pazar

Adaletli ve Reformcu Bir Selçuklu Sultanı


Sultan Alp Arslan komutasındaki Büyük Selçuklu ordusu ile Türkleri durdurmak ve Anadolu’dan tamamen atmak niyetinde olan Bizans ordusu arasında 1071 yılında yapılan Malazgirt Meydan Savaşı sonunda kazanılan zafer, gerek Türk- İslam, gerekse Bizans ve Avrupa tarihlerinde, özellikle zihinlerde çok önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu savaş sonunda Bizans imparatorluğunun bütün imkânları kullanılarak meydana getirilen ordu, darmadağın ve işe yaramaz bir hale getirildiğinden, zaferi izleyen bir iki yıl içinde Selçuklu kuvvetleri, kendilerine karşı hiçbir direnişle karşılaşmadan Anadolu içlerine akarak Ege ve Marmara denizi kıyılarına kadar süratle ve kolayca ilerlediler. Adana, Nevşehir),Ankara ve Kırıkkale’nin büyük bir kısmı Türkler `in eline geçti. Türkler, Eskişehir’den İstanbul’a giden yol üzerinde ilerlemelerine devam ettiler[1].Bu ilerlemenin diğer akınlardan farklı bir boyutu vardı. Bu boyut ise: Selçuklu kuvvetleri bu kez daha önceki tarihlerde olduğu gibi, yalnız akın ve istila amacıyla harekâtta bulunmayıp fethettikleri bölge ve kentlere yerleşerek fethettikleri bu yeni coğrafyayı bir Türk yurdu haline getirilmesinde baş aktör olmuşlardır.[2]

25 Aralık 2014 Perşembe

Sen ki A'sara Gömülsen Taşacaksın... Heyhat!


“Eğer Enver Paşa, dünyamıza sığmayan bir kahraman, Emir Timur çapında bir cihangir yaratılışında olmasa idi, o günlerde, belki de kesinlikle Türkistan devletsiz kalmayacaktı. Onun kafasında sadece Buhara değil bütün Türkistan vardı. Şartlar ne olursa olsun Enver Paşa Türkistan’da silinmeye yüz tutan Türklüğe en az 100 yıl yetecek yeni bir güç kazandırmıştır.”[1]

5 Aralık 2014 Cuma

5 Aralık 1934 – Kadınların Milletvekili Seçme ve Seçilme Hakkının 80. Yılı

Kadın erkek eşitliği tartışmalarının son dönemde yine hararetlendiği,  'fıtrat' ile ne elde edileceği kestirilemeyen polemiklerin başladığı, kadına yönelik şiddet hatta cinayet vakalarının vaka-i adiyeden sayılma noktasına gelindiği bu günlerde bir yıl dönümünü hatırlatmak için kalemi ele aldık. 5 Aralık 1934 tarihi ile kadınların milletvekili seçme ve seçilme haklarının 80. yıl dönümündeyiz. Bu kanundan hemen bir kaç sonra da 1935 yılında Türkiye Cumhuriyeti ilk kadın vekillerini seçti. Kadınlar ilk kez 1935  milletvekili seçiminde oy kullandı. Elbette tek parti dönemi içerisinde adayın belirlenmesi, oyun kullanımı, oyun tasnifi hususlarında malum eleştiriler vardır. Ancak bir eşitliğinin, insanî bir unsurun gerçekleşmesi hele hele Fransa gibi cumhuriyet (liberte) fikrinin dünyada öncülüğünü yapmış ülkelerden önce sağlanmış olması dikkate değerdir. Kadınların hakları hususunda maalesef kuru edebiyatın ötesine geçilemediğini gösteren günler yaşanmaktadır.

4 Aralık 2014 Perşembe

"Protestan Ahlakı ve Kapitalizm Ruhu" Üzerine bir "Öz" Çalışması

PROTESTAN AHLAKI VE KAPİTALİZMİN RUHU
Max Weber

Batı medeniyetine özgü ve sadece orada ortaya çıkan kültürel olguların evrensel bir değer ve geçerlilikteki bir gelişim çizgisi içinde yer almalarına ne tür bir koşul birlikteliğine yol açmıştır?

Bugün Bilimde ussal ve sistematik uzmanlık eğilimleri günümüz medeniyetine egemen anlayışa en yakın anlamda sadece Batı'da vardı. Bu aynı şekilde çağdaş Batı devletinin ve ekonomisinin dayanakları olan bürokratlar için de geçerlidir. Çağdaş yaşamımızın gidişatını etkileyen kapitalizm için de böyledir.

''Elde etme aç gözlülüğü'' ile kapitalizm ile doğrudan doğruya ilişkisi yoktur. Kapitalizmin, kazanç arayışı ile aynı öze sahip olduğu doğrudur. Ekonomik sistem içinde verimliliğe ulaşma olanağı olmayan işletme yok olmaya mahkûmdur. En fazla parayı kazanma uğraşısının, bütün çağlarda ve ülkelerde de var olduğunu belirtiyor. Bu anlamda Kapitalizmin eski çağlardaki birçok farklı kültürde de; (Çin, Hindistan, Babil, Mısır, Eski Akdeniz vs) var olduğunu ve bu anlamıyla onun aslında 'eski bir işveren' olduğunu belirtiyor.

23 Kasım 2014 Pazar

Gazi Mustafa Kemal Hangi Takımı Destekliyordu?

news_11062012131453     

Mustafa Kemal Atatürk'ün bu güne kadar spor ile bilhassa futbol ile ilgisini ortaya koyan bir çok yayın bulunmaktadır.  Bu yayınlarda elbette Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk'ün bir çok kulüp tarafından 'taraftarımızdı' şeklinde ifade edilmesi doğaldır. Şimdi herkesin malumu olan iddiaları tek tek sıralayıp tahlil edelim. Ancak baştan şunu ifade edelim, Atatürk tutkulu bir futbolsever değildi. Yüzme, jimnastik, atletizm, boks, binicilik, eskrim ile ilgilenen Atatürk'ün en sevdiği spor güreşti. Öyle ki fırsat buldukça milli güreş müsabakalarını kaçırmıyordu. Futbol hakkında bilgi aldığı zaman 'bizim harp oyunlarına benziyor' diyerek strateji gerektiren bu takım oyununu beğenmişti. Ancak şu ana kadar seyrettiği belirlenen futbol müsabakaları sınırlı. İlki Milli Mücadele döneminde Büyük Taarruz öncesi komutanları Afyon'da dikkat çekmeyecek şekilde toplanmalarını sağlamak amacıyla tertip edilen 'Süvariler-Kolordu' maçıydı. Sonra Galatasaray'ın Romanya Milli Takımı ile (milli takımlar ile kulüp takımları bir dönem özel müsabakalarda karşılaşmışlardır) yaptığı karşılaşmadır. Üçüncüsü ise kendi kurucularından olduğu Muhafızgücü'nün bir iki müsabakasıdır. Baktığımız zaman Atatürk'ün Cumhuriyet'in bazı isimleri gibi futbol sevdalısı olmadığını görüyoruz. Beşiktaş'ın fahri başkanlığını yapacak kadar bağlı olan Recep Peker, adı şuan Fenerbahçe'nin stadına verilen Şükrü Saraçoğlu gibi isimler futbola olan tutkularını hep dillendirmekte idiler.

Atatürk'ün şuan ki futbol takımları ile ilişkilendirilmesine bakalım.

22 Kasım 2014 Cumartesi

Arşivlerin Kapalı Tutulduğu Suikast – John F. Kennedy

22 Kasım 1963 tarihinde Dallas’ta yerel saate göre 12.30′da ABD’nin 35. başkanı John Fitzgerald Kennedy suikast sonucu hayatını kaybetti. Kennedy, Amerika Birleşik Devletleri tarihinde suikasta uğrayan ilk devlet başkanı değildi. Abraham Lincoln, James A. Garfield ve William McKinley suikast sonucu yaşamlarını yitirdiler. Theodoore Roosevelt, Harry Truman, Gerald Ford ve Ronald Reagan ise yaralı olarak suikastlardan kurtuldular. Ancak bu suikastların hiç biri John F. Kennedy’nin hayatına mal olan kadar konuşulmadı. Yazılıp çizilmedi ve filmlere konu olmadı. Bunun nedeni de Kennedy suikastının devlet arşivlerindeki belgelerinin 2029 yılına kadar araştırmacılara kapalı olmasıdır.

19 Kasım 2014 Çarşamba

''Kutadgu Bilig'' ve Savaş Sanatı Bilgisi

SAVAS’a göre savaş sanatı için yapılabilecek en doğru tanımlama “denge ile gelen uyum, uyumla gelen yaşam bilgisi”dir. Uyum; herhangi bir kimseye veya duruma benzemeye çalışmaktan ziyade akıl ile içgüdü arasında bir işbirliği/denge sağlayarak hayattan almanız gerekeni ve hayatta kalabilmenizi mümkün kılabilme yoludur. Bu bilgiden arzu edildiği gibi yararlanabilmeyi engelleyen en büyük etken de  korku, tereddüt ve kaygıdır.

12 Kasım 2014 Çarşamba

Ebabil Kuşlarına Hasret

Başlığını çok uzun zaman öncesinde koyduğum ama bir türlü devamını getirmenin nasip olmadığı bir yazı.

Başlığın ağırlığından olsa gerek sanırım, bir başladık; lakin her zaman başlamak başarmanın yarısı olmasa gerek. "Türk gibi" başlayamadık galiba bu sefer. Ülke gündeminin bu kadar meşgul ve yoğun olduğu bir ortamda nerede ise haftada bir fason ya da gündelik yazı karalamak içten bile değil. Her şey gün gibi ortada iken kendi gözlerimizden "hakikati" haykırmak nasıl bir ihtiyaçtır? 

Ebabil Kuşu
Aşık Sefai'nin o güzel dizelerinde getirdiği gibi bir ihtiyaç da olsa gerek.

Zaman dokuz başlı ejdarha
Sen bana düşman bense bana
Yüreğim Kaf Dağı'na sürgün
Ruhum Tur Dağı'nda esir
Deli eyledi zaman
Bir acı ki dizlerim duymasa da bedenim 
Parmaklarımda söndürdüm isyanımı....

4 Kasım 2014 Salı

Süpermen(!) Ülkücülüğü

Benim de kendilerine hayranlığımın ve saygımın olduğu seksen öncesi kuşak, seksen öncesindeki haklı ve kahramanca mücadelelerini seksen sonra toplumsal bir harekete dönüştüremedi. Çok kolay çözüldüler. Bu çözülme karşısında öz-saygılarını yitirmemek, muhafaza etmek için seksen öncesi haklı mücadele anılarını piyasaya sürdüler. Piyasa ise daha sonra gelen kuşağın zihinleri idi. Bu anılardan bir edebiyat ve sanat yaratabilseler çok derinlikli eserler çıkabilirdi ama bunları sanata, romana, şiire vs. dönüştürecek birikimleri ve kabiliyetleri yoktu. Çoğu köylü, bilemediniz kasaba çocuğuydu.

3 Kasım 2014 Pazartesi

Enver Paşa'nın Berlin'de Tahrif Edilen Fotoğrafı

 

Birinci Dünya Savaşı ile ilgili kartpostal, fotoğraf, pul, propaganda kartı  gibi görsel malzemelerin araştırmacılar için ehemmiyeti tartışılmazdır. Elbette bu görseller, tarihçilerin haricinde bir çok insanın da ilgisini cezbetmektedir. Bu malzemelere ulaşmak için tek tek arşivleri müzeleri arşınlamak mümkün değildir. Ancak Almanya, Fransa, İngiltere, Slovenya gibi ülkelerin arşiv ve müzelerindeki görsel malzemelerin elektronik ortamda araştırmacıya sunulduğu, çok faydalı bir web site bulunuyor. www.europeana1914-1918.eu isimli web sitesinde hem ülkelerin arşiv ve müzelerinde elektronik ortamda kullanıcılara açılan vesikalarını inceleyebiliyor, hem de elinizde günlük, fotoğraf, üniforma, pul ve benzeri obje varsa siteye göndererek katkıda bulunabiliyorsunuz. Bu faydalı bilgiyi aktardıktan sonra  gelelim bu yazıya sebebiyet veren hususun izahına.

31 Ekim 2014 Cuma

Kaçıncı Cumhuriyet? Hangi Türkiye?

ssss 
Başlığı görür görmez aklınızdan geçmiştir. Evet, Atilla İlhan’ın Hangi serisi vardı. Tekrar baskıları defalarca yapıldı. Bir çok konuyu ele aldığı o serinin Hangi Atatürk kitabı daha sonra Ama Hangi Atatürk ismiyle Taha Akyol’un çalışmasına ilham oldu.  Şimdi bu yazının başlığı seçerken İlhan’ın serisinden esinlendiğimi izah ederek ‘intihal’ ediyormuşum izlenimi vermeyeyim.

28 Ekim 2014 Salı

Onlar; Hayallerini Satmayanlar...


                                                           İttihatçılar vardı hilal bıyıklıydılar
Sustasına basılmış birer çakıydılar
Mor kumrular patlıyordu camilerden
Mavzerlerin gözü dönmüştü
Kara kalpaklıydılar[1]
                                                                             
Bir bütünlük gösteren Türk tarihi boyunca milletimiz çeşitli devletler kurmuşlardır. Bu devletlerin bazı nedenlerde yıkılmaya yüz tuttuğunda kendi içinden çıkan evlatlarının üstün gayretleriyle, dünya tarihine yön verecek yeni oluşumları kurmayı başarmıştır. Asırlarca dünyaya hükmeden Osmanlı Devleti’nin de çöküş sürecine girmesi; aydınları, subayları ve devlet ricalini devleti kurtarmak için bir arayış içerisine sokmuştur.

23 Ekim 2014 Perşembe

Parmaklarına Şiir Yazılan Adam...


Dört yanı sis kaplamışken bozkır ayazında,
Kara toprakları çiğ taneleri ıslatmış, 
Ayaklarımızı kırağı bağlamıştı...
Lakin yüreğimizde bir kor,
Közlere kızıllık katıyordu...
Vatan ve vatan diye yanan bir alev vardı yüreğimizde..

13 Ekim 2014 Pazartesi

Emin Sazak ve Siyasal Yaşamı


Sazak ailesinin Türk siyasetinde önemli bir yeri vardır. Milli Mücadele'ye Cumhuriyetin ilk yıllarına uzandığımızda Emin Sazak'ı, sonraki yıllarda da oğlu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin gelmiş geçmiş en başarılı bakanlarından Gümrük ve Tekel Eski Bakanı Gün Sazak'ı görmekteyiz. Gün Sazak'ın oğlu Süleyman Servet Sazak ta babası ve dedesi gibi siyaset yaşamında rol üstlenerek 21. Dönem Eskişehir Milletvekilliği yapmıştır. Emin Sazak'ın diğer oğlu Güven Sazak'ta bilindiği üzere bir dönem Fenerbahçe Spor Kulübünün başkanlığında bulunmuştur. Ailenin büyükbabası Emin Sazak, CHP'de ve DP de milletvekilliği yapmış, ülkenin kalkınma hamlesinde aralarında Nuri Demirağ'ın da olduğu sayılı müteahhitlerden idi. Eskişehir'in Mihalıççık İlçesinden olan Sazak ailesinin  Emin Sazak'ın yaşamına kısaca değinelim.


26 Eylül 2014 Cuma

Osmanlı Devleti’nde Hanedan Evlilikleri Üzerine Kısa Notlar

Tarih boyunca hemen her hanedan siyasi güç kazanmak için izdivaç ile bölgesindeki diğer hanedanlıklarla akrabalık kurma yolunu seçmiştir. İngilizce ‘Royal Marrige’ yani ‘Kraliyet Evliliği’ olarak literatüre giren bu husus Osmanlı Devleti’nde de bu mevcuttur. Osmanlı Devleti’nin kurulması ile gelişmesini kapsayan dönemde Anadolu Beylikleri ve Bizans İmparatorluğu arasında yaptığı evliliklerden küçük notları bu yazımızda ele alacağız. Osmanlı Devleti’nin en çok uğraştığı Karamanoğulları’ndan, akrabalık yolu ile topraklarına kattığı Germiyanoğullarına değin uzanırken devletin kuruluş, yükselme ve duraklama dönemlerine dokunacağız.

Öncelikle Karamanoğulları ile olan münasebetle başlayalım. Yukarıda da yazıldığı üzere bir dönem Osmanlı Devleti’ne büyük sıkıntılar yaratan Karamanoğlu Beyliği ile ilk hanedanlar arası evlilik I. Murad dönemine denk gelmektedir. I. Murad, kızı Melek Hatun’u Karamanoğlu Alaeddin Ali Bey ile evlendirmiştir. Bu evliliğin Karamanoğlu Beyliği’ne fayda getirdiği açıktır. Çünkü kayınpederine düşmanlık gütmeye devam eden Alaeddin Ali Bey, I. Murad’ın üstüne yürümesi sonucu eşini devreye sokarak barış yapılmasını sağlamıştır. [1]

22 Eylül 2014 Pazartesi

Milletin Tanınmayan Neferi: Süleyman Askeri Bey

Bir savaşı kazanabilmeniz için güçlü bir Ordu tek başına yeterli değildir. Düşmanın kuvvet yapısı, nerede hangi düzende konuşlandığı, sahip olduğu silah, asker sayısı, eğitim durumu, disiplini, morali, komutanların şahsi özellikleri vs. hususların açılık kazanması gerekir. Aksi halde kendi savaş stratejinizi oluşturmanız zorlaşır. Bütün bunları yaparken istihbarat çalışmalarına ağırlık vermeli, aynı zamanda düşmanın istihbarat çalışmalarına karşı da tedbir almanız gerekir. Çünkü düşmanın halini öğrenmek ne kadar önemliyse, düşmanın sizin hakkınızda bilgi sahibi olmasının engellemekte o derece önemlidir.

Tarihimiz kurduğumuz pek çok devletle doludur. Fakat çeşitli sebeplerden dolayı yıkılan bu devletlerimiz yeniden kurulmuştur. Millet her yıkılıştan sonra üstün gayretleriyle küllerinden yeni doğmuş gibi yeni devletini kurmakta gecikmemiştir. Kuruluşun kahramanları olduğu gibi devletin yıkılışının da kahramanları vardır. Hatta rahmetli Nevzat Kösoğlu’nun deyişiyle; ”Çöküşün kahramanlarının hayatları daha destansı ve trajiktir”[1]Bu dönemde devletin gücünün önemli bir bölümünü elinde bulunduran Enver Paşa’nın kurduğu Teşkilat-ı Mahsûsa’nın ilk reisi Süleyman Askeri Bey’de çöküşün tanınmayan kahramanlardandır.

19 Eylül 2014 Cuma

Cumhuriyet Döneminde bir "Selçuklu" Sübaşısı


“Milletlerin istikbali için tarih yazmak yapmak kadar mühimdir. Zira devrimizde tarih şuurunu taşıyan milletler milli kudret ve medeniyet hamlelerinde bu hazineden faydalandıkça tarihin onlar için faydası vardır. Bu sebeple tarih yazılıp bir kültür ve şuur kaynağı olmadıkça, toprak altında kalan kıymetli madenler gibi, hiçbir mana ifade etmez…”[1]

Prof. Dr. Osman Turan

Üniversitelerimiz günümüzde akademisyen yuvası haline gelmiş bulunuyor. Bilindiği gibi hoca-akademisyen arasında bugün idrak edilmesi zor farklılıklar vardır. Tarih için söyleyebilirim ki; akademisyen tarihi vesikayı sadece üstünkörü olarak incelerken, hoca vesikanın ruhuna yönelir, vesikada yazan her ne ise onun yanında vesikayı ortaya çıkaran hangi ruh, hangi şartlar onu bulmaya çalışır.

12 Eylül 2014 Cuma

Cenaze Dolayısıyla Kapalıyız

CENAZE DOLAYISIYLA KAPALIYIZ!
Çocukluğumuzda esnafların camlarına asılırdı değil mi? Kimi zaman çok sevdiğimiz, kimi zaman da kavgalı olduğumuz komşularımızın dükkanlarının camında yer alırdı bazen. İyi insanlardı hep giden, iyi atlara binip gitmesi içimizi acıtırdı.

Aramızdan yavaş yavaş ayrılan iyi insanların yerini çok daha hızlı bir şekilde ayrılan Müslümanlar aldı. O Müslümanlar o kadar çabuk ayrıldılar ki aramızdan “Ah! Nerede o eski Ramazanlar” diye hasret kokan sorunun yerini “Ah! Nerede o eski Müslümanlar” aldı. Sahi nereye gitti o eski Müslümanlar? Hani amaçları sadece Allah’ın rızası olan, o temiz, nur yüzlü Müslümanlar? Hz Peygamber’i (sav)hayatlarının ortasına oturtup, O’nun (sav) çizdiği yolda yürümeye çalışan Müslümanlar? Onlar sahneden çekildiler. Yerlerine gelenler ise gerçeklerini mumla aratan berbat figüranlar oldu.

9 Eylül 2014 Salı

Ayrılık Mı, O da Ne?


”Ben ayrılığı aşamıyorum, ayrılık beni aşıyor. Ayrılığa inanmıyorum. Ayrılık kuru bir vehim, ayrılan kim, ayıran kim? Birliğimiz gerçekse bir noktadır yedi iklim. Ayrılık yalan, uymuyor gönül dibime, birliğimiz gerçekse sığmayız yedi iklime. İkiliği çok biliriz, yalnızlığı yük biliriz, birliğimiz gerçekse ayrılığı yok biliriz.”

Evet, öyle diyor şair. Ne kadar da doğru söylüyor. Tarih bir tek devletlerin savaşından, kuruluşundan, yıkılışından ibaret değildir. Nice büyük aşklar vardır tarihin örtüsünün altında. Nice büyük ayrılıklar vardır tarihin boğazına düğümlenen, bağrını sızlatan nice büyük ayrılıklar… Sevdasıyla mı diyelim ayrılığıyla mı diyelim, bence her ikisiyle de son döneme damgasını vuran bir aşık vardır: İsmail Enver. Nam-ı diğer Enver Paşa.

6 Eylül 2014 Cumartesi

6-7 Eylül Olayları

12 Mart 2009'da Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde Tarih ve Gençlik Kulübü tarafından düzenlenen ‘Evvel Zaman İçinde – Tarih Öğrencileri I. Ulusal Sempozyumu’nda tebliğ olarak sunulmuştur.  Sempozyum bildirileri 2010 senesinde kitap haline getirilerek basılmıştır.

6-7 Eylül’ün Öncesi

6–7 Eylül Olaylarından önce Türkiye, Kıbrıs meselesi nedeniyle gergin günler geçiriyordu. Yunanistan ile  karşı karşıya gelinirken, İngiltere Kıbrıs’ın geleceğini belirlemek için 29 Ağustos 1955’te Londra’da konferans düzenlemiştir. Konferansta Yunanistan, Kıbrıs’a self-determinasyon talep etmekte, İngiltere, Yunanistan’a ödün olarak adaya özerklik verilmesini teklif etmekte iken Türkiye adına konuşmayı 1 Eylül’de Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu yaptı. Zorlu; ‘‘Kıbrıs, Türkiye’nin savunması ve güvenliği için yaşamsal bir önem taşımaktadır. Bu nedenle bir gün İngiltere adadan ayrılmaya karar verirse Türkiye’nin güvenliği meselesi diğer bütün ilkelerden hatta self-determinasyon ilkesinden daha önemli sayılmalıdır. Ayrıca tarihi, ekonomik ve askeri yönden Kıbrıs’ın Türkiye’ye bağlı bulunduğunu dikkate almalıdır.’’

1 Eylül 2014 Pazartesi

Büyük Taarruza Dair Notlar

Milli Mücadele’nin savaş meydanlarındaki nihai sonucunu ortaya koyan Büyük Taarruz, 26 Ağustos 1922′de Afyon’da bulunan Yunan mevzilerine saat 05.00′da topçu ateşinin açılması ile başladı. Yaklaşık 500 kilometrelik bir mesafeyi kat eden 1. ve 2. ordular, 9 Eylül’de İzmir’i, 11 Eylül’de Bursa’yı kurtararak Batı Anadolu’da tek Yunan kuvveti bırakmadı. Ordular Çanakkale ve İzmit’e dayandı. Daha sonrasında da Mudanya Mütarekesi imza edildi. Şimdi Büyük Taarruz ile altı sorunun yanıtını vererek, Türk Milleti’nin (bazı odakların ısrarla küçültmeye çalışmasına rağmen) son en büyük zaferi hakkındaki anekdotları paylaşalım

1-Yunan Başkomutanı Trikopis esir alınırken Başkomutan olduğunu biliyor muydu?

29 Ağustos 2014 Cuma

Sanayi Devrimi’nde Osmanlı Devleti ve Şirket-i Hayriye Örneği

Dünyada bir tarih dilimine damgasını vuran Sanayi İnkılâbı şüphesiz Osmanlı Devleti’ni de etkilemiştir. Ekonomisi tarıma dayalı, geniş yüzölçümüne sahip olan Osmanlı Devleti, sanayileşme hareketine uyum sağlamak için mekanizmalarını harekete geçirmiştir. El tezgâhlarından büyük atölyelere, büyük atölyelerden de fabrikalara uzanan bir dizi aşama sonucunda Osmanlı Devleti sanayileşmeye başlamıştır.

Kapitülasyonlar ve dış ticaretin uzantısı olan etkenler sanayileşme sürecinde Osmanlı Devleti’nin karşısına çıkan zorluklardır. Bununla birlikte, iktisadi hayatta, sermaye birikimine engel bir ticaret düzeni söz konusudur. Sermayenin tek bir elde toplanmasını engelleyen bu yapı sonucunda Osmanlı Devleti’nin sanayileşmesinin ilk dönemlerinde müteşebbislerden çok söz edemiyoruz. Yatırımların devlet eli ile gerçekleştirildiğini görmekteyiz.

Bu Bir "Enver Paşa" Yazısıdır...

“Vardar kapısından çıkarken nişanlarımı söktüm. 
Biraz üzgündüm. Bütün eski hayallerim, 
iyi,  büyük bir asker olmaktı. 
Hâlbuki şu andan itibaren artık bir hiçtim. 
Kim bilir nerde ve hangi kurşunla vurularak, 
kim bilir nerelerde kalacak ve 
asi diye köşeye atılacaktım.”
Binbaşı Enver

Bu sözleri âşık olduğu vatanını yapışan emperyalistlerden kurtarmak için ilk hamleyi yaptığında söylemişti rahmetli Paşa Hazretleri. Bu cümlelerde sözde vatanseverlerin hiçbir zaman bırakamadığı makam hırsını ve parlak bir geleceği elinin tersiyle iten inancın sağlamlığı var. Bu sözlerde sağda solda bir elinde nargile olan, öbür elindeki en pahalı fincanlarla çay içip göbeğini kaşıyıp sözde vatan kurtaranların yüzsüzlüğü var, tembelliği var, ihaneti var…Bu sözlerde laf yok icraat var…

Bir Bozkurt Hikayesi

Bir adam bir gün ormanda gezerken boz tüylü bir kurt yavrusu görmüş. Kurdun "arslan" gibi olan babası yanında kanlar içinde yatıyormuş. Anlaşılan yavrusunu korumak için canını vermiş yaşlı kurt.

Adam bu kurt yavrusunu almış evine götürmüş. Zavallı masum kurt yavrusu evde gezerken bir gün apartman yöneticisi görmüş kurdu ve demiş ki "ben apartman yöneticisiyim, ben apartmanımda kurt istemem, bunu ya öldür ya da bir kafese hapset!"

Adam da apartman yöneticisine çok saygı duyan mülayim bir insanmış. "apartman kurallarına uymak gerekir" diye düşünmüş ve yetim kurt yavrusunu kafese kapatmış. Yavru bozkurt daha ilk andan buna isyan etmiş. Devamlı hırlıyor, kafasını kafesin parmaklıklarına vuruyor, geceleri içli içli uluyormuş...

28 Ağustos 2014 Perşembe

Üstad ve Zihniyet


İlime, öğrenmeye, bilmeye ve bilimsel bilgiye ihtiyacımız var; üfürükçülere değil. Kulu, kulluk görevlerinden dolayı, Allah’ın yerine yargılayanlar yüzünden bu haldeyiz.

Toplumumuzu etkilemenin, yönlendirmenin yolu maalesef dini, emellere alet etmekten geçiyor. İsmini burada anmanın kelime israfı olduğunu düşündüğüm bir şahıs da, yaşadığı her dönemin siyasi çerçevesinin içinde yer almak adına, tehlikeli çıkışlar yapıyor, dikkat çekmeye çalışıyor. Bir de ‘tarihçi’ sıfatını kullanıyor olması ve halkımızın bu kişiyi tarihi bilen olarak kabul etmesi, durumun vahametini ortaya koyuyor olmalı.

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Yemen Çöllerinde Biten Gül

“Bir adamı bana çok mu gördünüz? 
O benim yularsız aslanımdır…”[1]

Bu sözlerin Sultan II: Abdulhamid Han tarafından adına türküler yazılan Mihrali Bey için söylendiği konusunda Anadolu insanımızda umumi bir kabul ediş vardır. Evet, belki hâlâ sözün doğru olup olmadığı akademik camia için tartışma konusudur ama bizce “Yularsız Aslan” lakabı Mihrali Bey için söylenebilecek en güzel benzetmedir.

26 Ağustos 2014 Salı

Tarihi Türk Ocağı Binasında İran ve İlk Opera "Özsoy Operası"


İnkılap Tarihi dersi konularından Sadabat Paktı malumunuzdur. Türkiye, İran, Irak ve Afganistan’ın oluşturduğu paktın temeli 1934 Haziran’ında İran Şahı Rıza Pehlevi’nin Türkiye ziyaretinde atılır[1]. Türkiye ve İran arasında kısa bir süre öncesine kadar gergin olan ilişkilerin yumuşamasının sembolü bu gezidir. Atatürk ve Rıza Pehlevi’nin yan yana sohbet ettikleri görüntüler ziyaretten günümüze ulaşan vesikalar arasındadır. Ziyaretteki bir anekdot ise tarihi Türk Ocağı binasında geçmektedir. Türk Ocakları’nın ziyaret sırasında kapalı olduğunu biliyoruz ve Türk Ocakları ile ilgisini hemen göremeyebilirsiniz. Ancak günümüzde İran ilişkileri ile İran’daki Türk varlığı hakkında çalışmalar yapılıyorken bu kısa anekdot tarihimizdeki bir başka ilke açılıyor.

Ziyaret öncesinde Atatürk, Şah Rıza Pehlevi onuruna bir opera sahnelenmesini isteyerek operanın konusunu da bizzat belirler.[2] Atatürk, Türk İran kardeşliğini işleyen bir öykü düşünmektedir. İran tarihindeki Türklüğe de gönderme yapacak eser için Münir Hayri Egeli’ye fikrini açar ve yazmasını ister. Adını da yine bizzat Atatürk koyar. Eserin adı Özsoy Operası olacaktır. Müzikler için İstiklal Marşı bestekarı Zeki Üngör’ün emekli olmasından sonra senfoni orkestrası şefi olan Adnan Saygun görevlendirilir. Derhal metinler yazılmaya başlanır. Eser üç perde on iki tablodan teşkildir. İlk Türk operasının yönetmenliğini de Egeli üstlenir. Koro, Musiki Muallim Mektebi öğrencilerinden oluşturulur. Koronun yönetmenliğine Gazi Eğitim Enstitüsü müzik öğretmenleri görevlendirilir. Bale için yine Musiki Muallim Mektebi öğrencilerinden yararlanılır. [3]

15 Ağustos 2014 Cuma

Eylül


Neden sevdiğimi anladım seni ‘Eylül’.

Ilık iklimin, masmavi akan nehirlerin ve kalabalık mevsimlerle çevrilmiş olan koca bir yılın içinde yazın güneşini sona erdiren sensin. Ruh bile bedeni terk edip giderken şu ömür içinde, iki-üç kişilik kalabalığa alışmış olan bana, adeta bir hatırlatıcı gibisin.

14 Ağustos 2014 Perşembe

Süleyman Seba'nın Beşiktaş Başkanlığına Veda Konuşması

Üstnot:  Ne yalan söyleyeyim, futbolu pek sevmem, gereğinden fazlaca abartıldığını düşünürüm. Lakin ben de Beşiktaş'ın yeri farklıdır. Çünkü onu kuranlar arasında Şeyh Şamil'in oğlu Mehmed Şamil ve bu takımın rengi biz Balkanları geri alana kadar siyah beyazdır diyen Tuğgeneral Fuat Balkan vardır. O, benim için bir "ülkü"nün futbol formatında görünümü oldu. Baba Hakkı'yı ve Voleci Şeref'i tanımadım ve izlemedim. Yine de onlardan çok şey öğrendim.


Öğrendim çünkü Süleyman Seba vardı. O Beşiktaş'ı şimdilerin züppe zengin çocukları gibi değil, bir imparatorluk mutasarrıfı gibi yönetti. Her kuruşun hakkını verdi. Adam gibi "yönetici" en güzel örneklerinden birini gösterdi.

Elini öpmek nasip olsa, o eli öperken gocunmayacağım çok kıymetli bir büyüğümü kaybettim. Serseri, it, kopuk, sarhoş takımı haddini bilsin. Sadece Beşiktaşlı olabilenlerin başı sağ olsun.


''Sayın Kongre Başkanlık Divanı, Muhterem Üyeler, basınımızın değerli temsilcileri,

Yönetim kurulu arkadaşlarımın çalışma programlarını takdiminden sonra sizlere hitap etmek için söz almış bulunuyorum.

İntihar Komandolarına Dair Paradoksal Bir Yaklaşım Denemesi: "İnsana Sıfır Değer Sorunsalı"

"Fitne katilden beterdir."
Bakara Suresi[1]

Şunu unutmayın ki, hiç kimse ülkesi uğruna ölerek kazanmamıştır. 
Savaşı ancak başka aptalların ölmesini sağlayarak, kazanabilirsiniz.
General Patton[2]

Afganistan'da yakalanan bir intihar komandosu
İslam Dünyası'nın yüz karası ve kara lekesi...

İslam'a yapılmış büyük bir hakaret ve maalesef İslam'ın temizliğine yakıştırılan ve neredeyse özdeş kılınacak kadar ileri gidilen bir fitne, bir iftira ve bir habis yakıştırma... Müslümanların ise bu konuda sesleri, maalesef ki çıkması gereken kadar yüksek çıkmıyor. Buna cevaz veren, fetva veren ve destekleyen bazı şer odakları da tam ciğerimizde konuşlanmış.

Yazıya girmeden önce "savaşarak can verenler" ile üzerlerine bomba bağlayanların ayrımını okuyucuya kesinkez yapmasını öneririm. Yazıda bahsi geçen intihar komandolarının işaret ettiği kişiler, kesinlikle "savaşan ile savaşırken" hayatını yitirenler değildir. Yazımızda çarşı pazar demeden, camii demeden, masum mücrim, sivil asker demeyen gözü dönmüş fitnecileri kastettiğimin altını çizmek istiyorum.

Peki, kimdir bu "İntihar Komandoları"? Psikopat manyaklar mı? Hayatlarını hiçe sayan toplum düşmanları mı? Yoksa gözü dönmüş sapık katiller mi? Elbette birçok şey söylenebilir. Tek tip "intihar komandosu"ndan bahsetmek oldukça güç olsa da genel hatlar üzerinden yazı içerisinde bir çerçeve çizmeye çalışacağız:

12 Ağustos 2014 Salı

Hitler'in Halk Arabası - Volkswagen

İkinci Dünya Savaşını konu alan filmlerin ve kitapların sayısı her sene artıyor. Bu artış Nazi Almanyası’na ve Hitler’e olan ilginin arttığının kanıtıdır. Elbette Amerikan sinemasının Nazi Almanyası’na ve Adolf Hitler’e yaklaşımı malum. Neticede Hitler’in caniliği tartışılmaz boyutlardadır.[1] 20. Yüzyılın en büyük kitlesel imhalarından tutun, üstün ırk oluşturma gayesi çerçevesinde girişilen işlemlere kadar bir çok hususta bu caniliği teyid edebiliriz. Türkiye’de de Hitler’e ve onun kitabı Kavgam’a karşı günden güne artan ilgi, sosyal paylaşım sitelerinden ölçülenebiliyor. Şimdi gelelim bu yazının başlıktan da anlaşılan konusuna. Şimdi hepimizin ‘kaplumbağa’ yada ‘vosvos’ diye bildiği, model adının üstünde marka adıyla anılan arabalardan ve o efsane markadan bahsedeceğiz. Söz konusu olan marka Volkswagen. Almanca tercümesi halk arabası. Arabanın üretim amacı da adıyla müsemma.

Almanya’da Hitler, her Almanın ya da hiç olmazsa her Alman işçisinin bir arabaya sahip olması gerektiğini düşünüyordu. Amerika da o yıllarda otomobil üretimi ve kullanımı yaygınlaşmıştı. Otomobil kullanımı her beş kişiden biri iken bu oran Almanya’da elli kişide bir idi. Hitler 990 mark -o dönem ki kurla 396 Abd doları[2]- maliyetiyle bir otomobil yapılmasını emretti. Bu araba üç çocuklu bir Alman ailesini rahatça taşıyabilmeli, 100 km de 6 litre benzinden fazla yakmamalıydı.

11 Ağustos 2014 Pazartesi

10 Ağustos Ne Hatırlattı - Boykot ve 1979 Ara Seçimleri

Türkiye Cumhuriyeti, nihayet ilk kez halkın katılacağı cumhurbaşkanlığı seçimini yaşadı. Recep Tayyip Erdoğan[1] geçerli oyların %51,71'ini alarak ilk turda seçimi kazandı. Erdoğan'ın oyları 20.533.166 olarak belirlendi. Çatı aday Ekmeleddin İhsanoğlu %38,56 oy oranı ile 15.311.386 oy aldı. Üçüncü aday Demirtaş ise %9.72, 3.860.887 oy ile seçimi tamamladı. 

Rakamlara bakıldığında seçimin neticesine en büyük tesir eden şey, seçmenin boykotu oldu. Sadece bir kaç parti resmen boykot kararı almıştı aslında ama seçmenin sandığa teveccüh etmeyerek sessiz bir göndermede bulunduğu anlaşılmakta. Gerçekçi olmak isterseniz seçime en büyük etkiyi eden bu boykotun haklı haksız bir çok sebebi vardır.Şimdi bakalım bu boykotun rakamlar ile ifadesi ile ve 45 sene önceki bir başka boykotun öyküsüne bakmaya.

8 Ağustos 2014 Cuma

İslamiyet Öncesi Türklerde Evlilik Geleneği Hakkında

Tarihin en eski kavimlerinden olan Türklerde aileye verilen değer, Türk toplumunun güç kaynağı olmuştur. Türk toplumunda oguş adı verilen çekirdek aile ile tabir edilen anne baba ve çocuklardan oluşan aile tarih boyunca yer almıştır.[1] Dağınık, hayvancılık eksenindeki yaşam onların kümeler halinde bir arada yaşamalarına engeldi. Küçük aile nizamında yaşadıkları için daha hür bireyler olarak teşkil oluyorlardı.[2] Eski Türk ailesine yönelik bilgileri arkeolojik kazılarda elde edilen buluntular, anıtlar, tabletler ve mezarlardır. Devrin ilerlemesi ile de seyahatnameler, kararnameler bilgi kaynakları arasına girmektedir.

7 Ağustos 2014 Perşembe

Atatürk'e Dair

İki yıl önce bir sosyal paylaşım sitesinde yazmış olduğumuz bu Atatürk yazısını burada yayınlıyoruz. Ufak bir kaç düzeltme ve ekleme yapılmıştır. Yazı içerisinde yer alan bilgiler hakkında daha çok detaya ulaşmak isteyen okuyucularımız için bir de kaynakça bölümü eklenmiştir. 

 Atatürk, Saygıyla Değil Sevgiyle Anmak 

Aslında bu yazının özeti sayılabilecek bir paragrafı, onun ölüm yıl dönümünde yazmıştım. Ben Atatürk’ü çok seviyorum. Yetiştirilmemden midir yoksa çocuk yaşta tarih merakımın çemberinden midir bilmiyorum. Bazı insanlar tarihte liderlerine sevgi beslemişlerdir. Bende de o sevgiden var mı diye düşünüyorum. Ama ona olan sevgim siyasi fikirlerime hatta onun da üzerinde gündelik politikanın kirli polemiklerine, iğrenç çıkar çarklarına karışmıyor. Nitekim siyasi etiketlenme tabiri ile etiketlendiğimiz süreçte Kemalist diye etiketlenenlerle pek anlaşamıyorum. Sade sevginin tesiri ile yazıyorum bu satırları. Biraz önce Sarı Zeybek Belgeseli yayınlanıyordu ve izlerken yine ağladım. Tıpkı 7-8 yaşlarımda ağladığım gibi. Ben her 10 Kasım’da ve yılda bir iki kez yolum düşen Anıtkabir’de ona dua ediyorum. Nitekim sevdiğimiz ölünce onun arkasından dua okunur. Ben onu saygıyla anmıyorum. Saygıyla anıyoruz diyenleri yadırgıyorum. Saygı bize ilkokul sıralarında bile bir nezaket gereği sevmeseniz de saygı duyun olarak öğretilen bir duygu idi. Anılan bir insan ölü ise zaten SAYGI şarttır bildiğim kadarıyla İslam dininde. Ötesinde anılıyorsa saygı elzemdir yine...

5 Ağustos 2014 Salı

Kimsenin Sesi Çıkmayacak!


kimsenin sesi çıkmayacak
ağır bombardıman uçakların olacak
koordinatları belirlenmiş hedefleri vuracaksın
hergün başka bir düğün evinde yaşanan mutluluğu paramparça edip
üzerlerine ölüm saçacaksın

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Bir Ateist ile Röportaj

1-Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?( isim –yaş- eğitim durumu-memleket- doğum yeri )

Yaşım 33, üniversite mezunuyum (eğitim bilimleri). Memleket Kayseri, doğum yerim Berlin (Almanya).

2-Siz çocukluktan itibaren tanrı kavramıyla nasıl tanıştınız?

Tanrı kavramıyla ilkin nasıl tanıştığımı soruyorsanız, açıkcası pek hatırlamıyorum. Yurtdışında yaşadığım için muhtemelen, tanrı kavramıyla pek yüzyüze gelmedim. Çocukluğumda inanç konusu bana çok bulanık geliyor, kendi anılarıma güvenmiyorum. Şuradan buradan hatrladığım küçük anılar var ve bunlardan yola çıkarak güvenilir bir şeyler söylemem mümkün değil. Diyebileceğim tek şey, ailemin inancı günebir pratik yaşamadıkları ve benim de bu konuda, hayatımın o dönemine ait kesin bir duruşum olmaması. Kısacası din, inanç beni o dönem çok ilgilendirmiyordu. Bazı kavramları bildiğimi hatırlıyorum; cehennem, cennet, tanrı şeytan vs. (yaş 6-10). Lakin dediğim gibi bu konular beni o dönem pek ilgilendirmiyordu.

3 Ağustos 2014 Pazar

27 Mayıs'ın Ordudaki Artçısı - Eminsu

27 Mayıs 1960'da gerçekleşen darbenin siyasi sonuçları çok yazılıp çizilmiştir. Askeri sonuçları ile ilgili de akademik çalışmalar yapılmıştır. 27 Mayıs, Cumhuriyet tarihinin ilk askeri darbesi olmanın dışında diğer müdahalelere göre farklı bir özellik taşımaktadır. 27 Mayıs sadece dönemin siyasi iktidarını değil askeri komuta kademesini de devirmişti!

2 Ağustos 2014 Cumartesi

Bir Çağrı...

Servet Somuncuoğlu'nun aramızdan ayrılışının birinci senesi doldu.Yaptığı çalışmaları ve ortaya koyduğu eserleri hakkında bir çok yazı kaleme alınmakta ve yazılmaya devam edecektir. Ancak Servet Somuncuoğlu'nun bizlere bıraktığı eserler kuşaklara aktarılmadıkça onu yad etmek bir açıdan hep noksan kalacaktır. Tıpkı büyük hocamız Durmuş Hocaoğlu'nun vefatından sonra kitaplarının tekrar basılması için uzun uzadıya bir uğraş verilip tekrar baskıların sağlanması gibi benzer uğraş bizleri beklemekte mi bunu incelememiz lazım. 

27 Temmuz 2014 Pazar

Durmuş Hocaoğlu - Tarihin Kırılma Noktasında Türkiye


Vatan derdi ile dertlenenlere "bayram" hediyesi.

Kadim dostum Emre Zeki kardeşimle, bir Kültür Ocaği Vakfi iftarı buluşmasının meyvesi; Rahmetli Hocam Durmuş Hocağlu'nun Marmara Üniversitesi'nde verdiği son konferansın görüntüleri.


26 Temmuz 2014 Cumartesi

Çankaya Yolundaki Krizlerin Tarihi 3

6 Nisan’da yapılan oylamada AP, CHP ve CGP, Fahri Korutürk’ü aday gösterdi. Korutürk 365, Gürler – çekildiği halde- 87, Ferruh Bozbeyli 51 oy aldı. Bu sonuçlarda Korutürk Türkiye Cumhuriyeti’nin altıncı cumhurbaşkanı oldu. Tarafsız ve çatı olma konusunda yaşanmış bir örnek olması her ne kadar bugünün tartışmaları arasında görmezden gelinse de tarihçilerin ve araştırmacılarının tetkikleri Korutürk döneminin teferruatlarını ortaya koymaktadır.

25 Temmuz 2014 Cuma

Çankaya Yolundaki Krizlerin Tarihi 2

220px-Cevdet_SunayYazımızın birinci bölümünde Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Celal Bayar ve Cemal Gürsel’in cumhurbaşkanlığı seçimlerini ele almıştık. Bu yazıda beşinci cumhurbaşkanlığı seçimine uzanacağız. 1966 yılının başlarında Cemal Gürsel’in sağlık durumu git gide bozulmaya başladı. Rahatsızlığının düzelmemesi üzerine Amerika Birleşik Devletleri’nde tedavi edilmesi gündeme geldi. ABD Başkanlığı uçağı ile yurttan ayrıldı. İlk birkaç gün tedavinin iyi gitmesine rağmen göstergeler tersine döndü. Gürsel komaya girdi. Bu kez kendi toprağında vefat etmesi fikri kabul gördü. Gürsel ağır bir atmosferde ülkeye geri getirildi ve havalimanından ambulansla hastaneye taşındı. Artık cumhurbaşkanlık vazifesini bozulan sağlığı gerekçesiyle sürdüremeyeceği otuz sekiz imzalı bir doktor raporu ile resmileşti. Türkiye derhal cumhurbaşkanlığı seçim sürecine girdi.

24 Temmuz 2014 Perşembe

Filistin Meselesi'ne Ters Şeritten Bakışlar

Kudüs Ey Kudüs! 
Seni unutursam Ey Kudüs
Sağ elim hünerini unutsun
Eğer seni anmazsam
Kudüs'ü baş sevincimden üstün tutmazsam
Dilim damağıma yapışsın!
Mezmurlar 137

“Dost bivefa, felek birahm, devran bisukün
Dert çok, hemdert yok, düşman kavi, tali’ zebun”.
Fuzuli

Ergün Yıldırım: Bu yürüyüşün başarısı, Gazze'de bombaların durması, Filistinli çocukların İsrailli katil askerleri korkutmak için 'Recep Tayyip Erdoğan' diye bağırmaya devam etmeleridir.[9]

Nedir Filistin Meselesi? Tek başına, mücerret bir mevzii ihtilaf mı, yoksa çok daha derinlikli bir şey mi?
Hamas Üyeleri
Öncelikle bilmek gerekir ki Filistin Meselesi çok daha büyük meseleler cümlesinin cüzünden başka bir şey değildir ve yine bilmek gerekir ki hemen hemen bütün siyasî konuların olduğu gibi bu konunun da kökleri ve çözümünün ip uçları tarihtedir. Amma bunun için de "Tarih" in yani asıl ve gerçek tarihin ise İbn Haldun'un büyük bir isabetle belirttiği gibi, eskilerin hikayelerini anlatan (esatir'ül evvelin) ve en iptidai şeklini eski Grekler'de bulan historia değil de "Tarih Felsefesi" demek olduğunu fehm ve idrak edilmesi şarttır.[8]

Resimlerle Almanya 1940 - İsrail 2014 Karşılaştırması

Aşağıda sırası le Almanya 1940 ve İsrail 2014 tarihli resimlerin benzerliklerini bulabilirsiniz:

23 Temmuz 2014 Çarşamba

Türk Kültürü Esinli Bilim Kurgu ve Fantastik Edebiyat Neden Elzemdir?

Bir önceki yazımla alakalı olarak alışılmışın dışında bir mail trafiği yaşadık. Sanırım Milliyetçi Camia içerisinde bir Amerikan dizisi ile alakalı herhalde kalem oynatan yoktu. Biraz cahil cesareti ile "Taht Oyunları veyahut Game of Thrones Üzerine" yazımı kaleme almıştım. Yazımı kaleme almaktan kastım siyasi gündemden usanmışlığın ve biraz da Milliyetçi Camia'nın estetik duygusularına haiz ve bu konuda zevk sahibi olduklarını dile getirmekti. İyi ki de yazmışım. Öyle ki kendi deyimi ile "eski tüfek sosyalist" L. K.'nın kaleme aldığı mektup bir hayli ilginç. İlgili mektubu önümüzdeki günlerde kendisinin izni dahilinde yayınlayacağım.

Kerim Beyit

22 Temmuz 2014 Salı

Kamuoyuna Çağrı: KPSS soruları açıklansın


2014 Lisans düzeyinde yapılan ilgili sınav için birçok şaibeli ve yanlış soru iddiaları gündemi işgal etmekte ve zihinleri bulandırmaktadır. Sosyal medyada dolaşan iddialar 2014 KPSS'de sadece Genel Kültür & Genel Yetenek kısmında 10'a yakın hatalı soru bulunduğu yönündedir. Ülkemizde yaşanan sınav skandalları nedeniyle ÖSYM güvenilirliğini yitirmiştir. Bu nedenle ÖSYM eğer bu şaibelerden kendini kurtarmak ve saygın bir kurum olarak muhataplarının kafalarını işgal eden soru işaretlerine cevap vermek istiyorsa, tıpkı sınav kağıtlarını açıkladığı gibi soruları da açıklamalıdır. 

Böylelikle adaylar hem kendi hatalarını düzeltme imkanına sahip olacak, hem de kendilerine bildirilen doğru yanlış sayılarını teyit etme imkanına erişecektir.

Norveçli Dr Mads Gilbert'ın Gazze'den Mektubu

Çok sevgili arkadaşlarım;

Dün gece müthiş yoğundu. Gazze’nin “kara işgali” arabalar dolusu, çok sayıda sakatlanmış, parça parça edilmiş, kanatılmış, ölmek üzere olan her yaştan sivil ve masum Filistinli yaralı bıraktı ardında. 

Renkleri yorgunluktan griye dönmüş kahramanlar, gayriinsani koşullar altında ambulanslarda ve Gazze’nin bütün hastanelerinde 12-24 saat vardiya ile çalışıyorlar (Şifa’da bulunanların hepsi son 4 aydır maaş almıyor). Bunlar bedenleri, cüsseleri, organları yürüyen yürümeyen, nefes alan almayan, kanayan kanamayan insanları önemsemeye, anlamaya çalışıyorlar. İNSANLAR! 

We Teach Life, Sir! (Filistin Davasına İlişkin Bir Haykırış)



Bugün, bedenim, TV'de yayınlanmış bir katliamdı.

Bugün, bedenim, demeçlere ve kelime sınırlarına sığmak zorunda olan, TV'de yayınlanmış bir katliamdı.

Bugün, bedenim, ölçülü cevaplara karşı, istatistikle dolu demeçlere ve kelime sınırlarına sığmak zorunda olan, TV'de yayınlanmış bir katliamdı.

Ve İngilizcemi mükemmelleştirdim ve öğrendim BM'nin kararlarını.

Ama yine de bana sordu: Bayan Ziyade, çocuklarınıza nefret etmeyi öğretmekten vazgeçerseniz, her şeyin düzeleceğini düşünmüyor musunuz?

Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz'den Bir Mektup Aldık


 
Türk Ocakları'ndan Otorite Örnekleri başlıklı yazımıza cevaben Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz'den bir mektup aldık. Öncelikle yazımızı okuduğu ve yazımızda yer alan iddiaları yanıtlaması teşekkür ediyoruz. Gönderdiği mektubu sitemizin sorumluluğu gereği okurlarımızın dikkatine sunuyoruz.


Yazıyı aynen aktarıyoruz:

15 Temmuz 2014 Salı

Forced Migration and Mortality in the Ottoman Empire by Justin McCarthy

Forced Migration and Mortality
in the Ottoman Empire
An Annototed Map

Justin McCarthy
Professor of History at the University of Louisville


From 1790 to 1923 more than 7 million persons were forced from their homes in the Balkans, the Caucasus, and Anatolia. At the same time, another six million were counted among the dead, and many more dead were never counted. It was one of the worst human disasters in history, but is little known today. When the suering of the time has been described, all too often only dispossessed and dead Christians have been considered. Yet the greatest mortality and exile were experienced by Muslim peoples—Turks, Circassians, Kurds, and others. All shared in the suffering in that terrible time.

13 Temmuz 2014 Pazar

Dünyaya Neden Batı Hükmediyor (Şimdilik)



Kemirgenlerden Sömürgenlere İnsanlık Tarihi ve İnsanın Hikayesi'nden sonra bu tarzda okuduğum 3. kitap. Ne kadar başarılı olacağımı bilemeden bu 820 sayfalık kitabı özetlemeye çalışacağım.

Ian Morris kitabında, tarihi ele alma zamanını çok öncelere götürerek olayı homo habilis'e kadar götürüyor ama genel olarak ele aldığı zaman aralığı gerçek anlamdaki son buzul çağı bitişi olan MÖ 12000 ile günümüz dünyası. Kitabın başlangıç bölümlerinde henüz doğu-batı ayrımı yapılmadan ilk insanların hayata tutunuşları ve varlıklarını sürdürebilmek için neler yaptığından bahsediyor. İlerleyen sayfalarda Afrika'dan çıkıp Avrasya boyunca yayılmış insanların yerleştiği ilk bölgeyi bizim (en azından benim) bildiğimiz Mezopotampa bölgesinde biraz daya yukarı çıkarıp bizim Güneydoğu Anadolu, Suriye'nin güneybatısı ve İran'ın güneydoğusu arasındaki üçgensel bölgeye yerleştiriyor. (Kitap'taki adı ile Hilly Flanks: http://en.wikipedia.org/wiki/Hilly_Flanks) Ve batı uygarlığının başlangıç noktasını da bu bölge olarak konumluyor. Tahmin edilebileceği gibi doğunun başlangıcı da (ve batının zaman içinde değişen merkezlerinden farklı olarak taih boyunca neredeyse hiç değişmeyecek şekilde) Çin bölgesi oluyor.

11 Temmuz 2014 Cuma

Soykırım Kabul Edilen ama Sorumlusu İlan Eedilmeyen Vahşet

Evet. Srebrenitsa’yı kastediyoruz. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’nın gördüğü en büyük katliam olan Srebrenitsa. Lahey Adalet Divanı’nın soykırım olarak tanıdığı ama sorumlusu olarak Sırbistan’ı görmediği Srebrenitsa. Suç şahıslarındır devletlerin değil ilkesinin uydurulduğu Srebrenitsa. 

10 Temmuz 2014 Perşembe

Bir Harita, Bir Karikatür ve Bir Yorum

Son dönemlerde iyi analiz yazılarını bulmak güçleşir oldu. Belki siyasi gündemin hengâmesi ve Ortadoğu’nun -ki bu kelimeyi söylemeyi nefret ettiğim için olumsuz olarak kullanıyorum- geçenlerde bir dost meclisinde yaptığım üzere tam manasıyla Kûfe Ahalisi olmasından hareketle belki de işin içine biraz da nefsim karışıyor ve kendimce bir sürü kusurlar üretiyorum…

Evet, yazıyı kaleme almamdaki ana neden başlıktan anlaşılacağı üzere önce bir harita. Hem de ne "verem" bir harita. Dailysabah isimli İngilizce yayın yapan bir site tarafından yayınlanmış, ben oradan aldım. Benzer birçok sitede bu haritayı bulmak mümkün. Harita birazdan “bir karikatür” kısmından biraz daha açıklığa kavuşturacak olduğum malum; sahibi belli belirsiz, birçok kuklacısı olan, lakin birilerinin birileri aracılığıyla burun farkıyla öne çıktığı psikopatlar ve paralı askerler topluluğu “fundamentalist” terör odağına[1] ait 5 yıllık eylem planı çerçevesinde kendilerine çizdikleri harita. Tıpkı suratları gibi, kalpleri ve gönülleri gibi “kara” bir renkle belirtilmiş. Türkiye’deki cahil gazetecilerin her fırsatta belki cehaletlerinden, belki de domuzluklarından ötürü “İki Cihan Başbuğu” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e ait mührü bu sapkınlara ait bir sembolmüşçesine yapmış olduğu yine “kara” nitelikli propoganda da hiç de bu terör örgütünün işlemiş olduğu cinayetlerden aşağı kalır bir kabahat değildir. Medyanın bu gibi yanlış yönlendirmeleri ile alakalı olarak bir hususu daha yazımızın ilerleyen kısımlarında mevzu edineceğiz.

A. Bir Harita

7 Temmuz 2014 Pazartesi

Dağda Dervişlik Kolaydır

İkisi de Haçlılara* karşı I. Kılıçarslan komutasında savaşmış, lakin hemen hemen tüm askerleri şehit düşünce dervişlik ederek bölge halkını Müslümanlaştıran iki Alperen olan Hasan ve Erciyes Dağları'na isimlerine nakşedenlerin hikayesidir.



5 Temmuz 2014 Cumartesi

Çankaya Yolunda Krizlerin Tarihi -1-


Türkiye Devleti’nin şekli Cumhuriyet’tir ilanından 15 dakika sonra devletin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal oy birliği ile seçilmişti. İlk cumhurbaşkanının seçiminde bir demagoji, tartışma olması beklenemezdi. Nitekim tıpkı devlet fiilen cumhuriyet olarak yürümekte olduğu gibi meclis başkanı Mustafa Kemal de fiilen devlet başkanlığında idi. Ancak bu yıl on ikincisi seçilecek olan cumhurbaşkanlığı seçimleri, ilkinden sonra daima hep tartışma ile geçti. Bazen bir darbe döneminin sona erişi olarak gerçekleşti. Bazense darbecilerin meşruiyet kazandırma nedeni, cumhurbaşkanlığı seçilmeyişi oldu. Şimdi biz bu yazıda ikinci cumhurbaşkanından başlayıp Sunay’ın seçimine kadar geleceğiz.

Hazırım Ben!.. (şiir)

Ülkücü şehit Hasan Kadıoğlu'na ait şiir:

Boz bulanık bir sis basar geceyi
Yağmurun sesine sis fal açarken
Çatılar çatırdar,yıldızlar kayar
Her namludan bir yarasa uçarken
Ben uyanırım.
Daha horoz sesleri kilitliyken
Müezzinlerden daha erken
Adım okunsun okunmasın
Sesler camlara dokunsun, dokunmasın
Ben uyanırım.