10 Ocak 2014 Cuma

Milli Birlik Komitesi İçerisinde Görüş Ayrılıklarının Sebepleri -2-

Anlam bütünlüğü oluşturması bakımından yazının ilki mutlaka okunmalıdır. İlk yazı için tıklayın.

Söz konusu ikinci yorum Cemal Gürsel ve ekibinin iktidar üzerinde gerekli denetimi sağlamak amacıyla hazırlanacak olan anayasadan sonra yönetimi sivillere devretme niyetinde olduklarını anlatması bakımından önemlidir. Ancak iktidarı biran önce sivillere devretmek isteyen bazı subayların gerçek niyetlerinin ne olduğuna açıklık getirmemesi bakımından yetersizdir. Ayrıca, 14’lerin çeşitli siyasal, ekonomik ve toplumsal reformlar uygulamaya çalıştıklarını vurgulaması bakımından önemli olmakla birlikte partilerin olmadığı uzun süreli bir askeri yönetimden yana olduklarını savunmasıyla da iç dinamiklerin yeterince araştırılmadan çıkarımda bulunulduğunu göstermiştir. 14’lerin oy kaygısından uzak bir yönetim ile radikal reformlar gerçekleştirmek istediği doğruydu. 

Nitekim 14’lerin bir grubunun 23-24 Ekim tarihinde Ankara’da gerçekleştirdiği bir toplantıdan çıkan karar düşüncelerini özetliyordu: “Memleketin reformlara ihtiyacı var. Politikacılarımızı tanımaya başladık. Gerçekleştirilmesi gereken reformların sivil iktidar tarafından başarılması mümkün olmayacak. Elimize geçen imkanı değerlendirip memleket için faydalı eserleri tamamlayıp idareyi bu şekilde sivillere devretmeliyiz. Bunun için de ikinci kabineye direktiflerimizde ileri sürdüğümüz işleri sıkı bir çalışma ile seçimler için son tarih olan 29 Ekim 1961’e kadar gerçekleştirmeye gayret ederiz. Bu arada kurucu meclisi de faaliyete geçiririz. Şayet kabineye direktiflerimizde ileri sürdüğümüz reformları 29 Ekim’e kadar tamamlayamazsak, o zaman bir seçim evresi daha iktidarda kalarak başladığımız işleri bitirmek hususunda vatandaşın oyuna başvururuz. Yapacağımız referandum sonunda çoğunluk kalmamızı isterse o takdirde seçimleri dört yıl geriye bırakabiliriz.”[1]
Bu cümlelerden 14’lerin siyasetin alanını daraltıp devletin alanını genişleten bir perspektife sahip olduğunu söyleyebiliriz. Çözülmesi gereken önemli meseleleri siyasi partilerin işi olarak görmeyip devletin sorunu olarak görüyorlar. Ayrıca ekonomik durumun kötüye gitmeye başladığı 1954 yılından 1960 yılına kadar olan genel inancın “siyasi partiler yoluyla büyük işlerin başarılamayacağı” olduğu da anlaşılmaktadır. 14’lerin toprak reformundan sosyal güvenliğe, kültür meselesinden devletin kalkınmasına, köylere gazete ulaştırılmasına kadar bir dizi reform düşüncesini oldukça romantik bir idealizm çerçevesinde gerçekleştirmeye çalıştığı görülür. Onlara göre memleketin bir takım sorunları var ve düzeltilmesi gerekiyor. Bu ister sivil yollardan iktidara gelinerek yapılsın,(CHP’ye karşı kurulması düşünülen Milli Birlik Partisi projesine aşağıda yer verilecektir.) ister milli birlik komitesi aracılığıyla askerken yapılsın. Öte yandan 14’lerin uzun bir askeri yönetim altında kendi örgütleri dışında hiçbir partinin olmadığı popülist bir siyaset yaratmayı hedeflediği düşüncesi gerçeği yansıtmamaktadır.

Demokrat Parti’nin kapatılmasını asla düşünmedikleri gibi parti liderlerinin tutuklanmasına da karşı çıkmışlardır. Ancak Demokrat Parti yargıya yapılan bir başvuru üzerine her dört yılda bir genel kongresini toplamadığı teknik gerekçesiyle kapatılmıştır. Dolayısıyla Demokrat Parti’ye oy veren taban boşlukta kalmıştır. Bu tarihten sonra 14’ler iktidarı sivillere devretmenin CHP’ye devretmek olduğunu düşünmüş ve seçilmiş bir sivil yönetime erken dönüş fikrine şiddetle karşı çıkmışlardır. Yukarıda yer vermiş olduğum 14 ‘lerin yaptığı bir toplantıdan çıkan sonucu göz önünde bulunduracak olursak zaten uzun dönemli bir askeri diktatörlük kurma niyetinde olmadıklarını rahatlıkla anlamış oluruz. Yine Demokrat Parti’ye oy vermiş olan tabanı Milli Birlik Partisi etrafında örgütleyip Cumhuriyet Halk Partisi ile seçimlerde yarışmak istemeleri mevcut partileri kapatma niyetinde olmadıklarının açık göstergesidir. 14’lerin lideri olan Türkeş konuyla ilgili şu ifadelerde bulunmuştur: “…Beni faşist dikta kuracak diye yıpratma yoluna gittiler. Halbuki seçim istemeyişimizin sebebi evvela başsız kalan Demokrat partili vatandaş kitlesini bir parti halinde teşkilatlandırmak, bir iki yıl veya 3-4 yıl sonra böyle bir teşkilatla Halk Partisi ile hakkıyla yarışacak bir siyasi partiyle seçime girmekti…”          
            
Ve son olarak yukarıda da bir bölümüne yer verdiğim üçüncü yorum 14’lerin aslında “milli irade”den yana olduklarını fakat toplumun çoğunluğunun darbenin “CHP’yi iktidara getirmek için” yapıldığı izlenimine kapılacağı endişesiyle erken sivil yönetime geçişe karşı olduklarıyla ilgilidir. Bu yorumu savunanlar komite içersinde tartışılan hadiselerden örnekler vererek haklılığını kanıtlamaya çalışır.  

Birinci mesele DP liderlerinin tutuklanması konusuydu. Menderes, kabine üyeleri ve tüm eski DP milletvekilleri 27 Mayıs sabahı gözaltına alınmıştı. 29 Mayıs’ta Gürsel gazetecilere yaptığı açıklamada yeni rejimin DP’lileri yargılama niyetinde olmadığını ve 3 ay içinde seçimlerin yapılıp sivil rejime geçilebileceğini söyledi. Zaten 27 Mayıs bildirisinde de söylenen ihtilal girişiminin hiçbir parti ve zümreye karşı yapılmadığı idi. Dolayısıyla olması gereken tüm MBK üyelerinin DP milletvekillerini yargılama niyetinde olmamasıydı. Konuyla ilgili olarak Alparslan Türkeş DP’li milletvekillerinin tutuklanmasının doğru olmadığını hatta hükümet mensuplarının bile tutuklu bulunmasına gerek olmadığını bunun yerine geçici bir süreyle yurtdışında bulundurulmalarının daha makul olduğunu söylemiştir. Cemal Gürsel de aynı kanaati paylaştığından dolayı Dışişleri Vekili Selim Sarper’i konuyla ilgili görevlendirmiştir. Sarper, İsveç hükümetiyle anlaşıp DP liderlerinin ülkelerine kabulüyle ilgili gerekli izinleri almıştır.[2] Ancak konu MBK’ya geldiğinde İnönü taraftarı olan bazı komite üyeleri buna şiddetle karşı çıktılar. Hatta Sami Küçük “Bunlar haindirler, cezaya çarptırılmalıdırlar” sözlerini ediyordu. Menderes ve kabinesinin yargılanıp yargılanmaması hakkında verilen karar değişikliğinin ana sebebi Gürsel’in yeni bir anayasa hazırlamak için görevlendirdiği profesörlerden almış olduğu öğüttür. Darbenin meşruluğu eski hükümetin anayasada belirtilen demokratik kuralları ihlal ettiği iddiasından kaynaklanıyorsa, bu Menderes ve bütün arkadaşlarının en ciddi suçlarla itham edilmeleri ve bu nedenle yargılanmaları anlamına geldiğini ileri sürdüler.[3] Bu görüşe aldanan ve zaten DP’ye karşı olduğu için ihtilale katılan subaylar Menderes’in toplum nezdinde sahip olduğu gücü yıkmanın en iyi yolunun onu itibarsızlaştırmak olduğu düşüncesine kapıldılar. Öte yandan 14’ler tutuklamaların darbenin DP’ye karşı yapılmış olacağı algısını uyandıracağından endişeliydi. Bütün DP milletvekillerini içine alan 592 kişi mahkeme önüne çıkartılarak Yassıada’da hapsedildi. “Köpek davası”, “Bebek Davası” gibi asılsız davalarla DP liderleri halkın gözünde küçük düşürülmeye çalışıldı. Ancak birçok dava yeterli kanıt yetersizliğinden düştü. Bu ve benzeri davalar DP liderlerinden çok mahkemenin itibarını zayıflattı. Bu arada komite içersindeki görüş ayrılığını derinden etkileyecek ikinci bir hadise yaşandı ve yargıya yapılan bir başvuru üzerine her dört yılda bir genel kongresini toplamadığı teknik gerekçesiyle Demokrat Parti 29 Eylül’de kapatıldı. Bu tarihten sonra 14’ler diye adlandırılan grup kısa zaman içersinde iktidarın sivillere devredilmesi fikrine - CHP’ye devredilmesi anlamına geldiğini için- şiddetle karşı çıktılar. 

Onlara göre bu 27 Mayıs bildirisinde sözü edilen “partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak idareyi” sivillere devretmek fikrine aykırı hareket etmek demek olacaktı. DP yerine herhangi bir parti kurulsa dahi teşkilatlanmak için yeterli zaman bulamayacağından yakın zaman içersinde seçime gidilmesi halinde seçimin CHP’nin zaferiyle sonuçlanacağını düşünmekteydiler. İnönü biran önce seçime gitme taraftarı iken Millet Partisi genel başkanı Osman Bölükbaşı bilakis seçimleri uzak bir tarihe atma taraftarı idi. Osman Bölükbaşının konuyla ilgili yaptığı konuşma şöyledir: “Durum değişmiştir, partilerin yeni durumuna göre yeni baştan teşkilatlandırılmaları mutlak bir zarurettir. Bu da her şeyden önce zaman meselesidir. Siyasi partilere yeniden teşkilatlanmaları için zaman ve fırsat verilmelidir. 

Ne CHP ne de MP hadiselerin sarstığı derme çatma teşkilatlarla seçimlere girebilirler. Girseler de seçimlerden yüzlerinin akı ile çıkabilecekleri şüphelidir. Beklemek ve hazırlık yapmak lazımdır.”[4] 14’lere göre, ordu İnönü’yü iktidara getirmek için Menderes’i devirmiş gibi görünürse Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tarafsızlığı imajı önemli ölçüde sarsılacaktı. MBK içersinde bu düşünceye sahip olan yalnızca 14 ler de değildi. Ordunun CHP’yi iktidara getirmek için darbe teşebbüsünde bulunduğu algısından rahatsız olan bazı subaylar da vardı. Bu münasebetle Alparslan Türkeş kendisine bir siyasi parti kurma görevinin verildiğini söyler. Türkeş, Komite içersinde tartışılan üçüncü mesele olan Milli Birlik Partisi kurma teşebbüsleriyle ilgili şu ifadeleri kullanır: “Bizim görüşümüz bugün başsız kalmış bir Demokrat Partili vatandaş kitlesi var. Madem ilerde demokrasiye dönmekten bahsediyoruz bu Demokrat Partili vatandaş kitlesini toplayalım, organize edelim sonra da seçime gidelim. Ben öyle zannediyorum ki bu şekilde hareket edersek seçimi kazanabiliriz ve bu sefer de seçimi kazanmış bir iktidar olarak yolumuza devam ederiz.”[5] Fakat MBK içersinde bir grup subay iktidarı biran önce sivillere devredip seçimlerin yapılması taraftarıydılar. Bunlar Madanoğlu, Mucip Ataklı gibi komite içersinde İnönü yanlısı kimselerdi. İnönü’nün de aynı düşünce doğrultusunda Komiteye baskı yaptığı rahatlıkla söylenebilir. Önemli bir tartışma konusu olan dördüncü hadise ise tabi senatörlük meselesidir. Komite içersindeki görüş ayrılıkları artık iyice belirginleşmiş ve Eylül ayında artık iyice düşman iki grup haline gelinmişti. Tam bu atmosfer içinde komite içersinde İnönü ile sıkı temas halinde olan grubun bir üyesi tabii senatörlük meselesini gündeme getirdi. 14 Ekim 1960 günü toplanan komitede uzun tartışmalara neden olan tabii senatörlük meselesi sonradan tabi senatör olan 11 kişi tarafından şiddetle savunuldu. Fakat içersinde 14 lerin de bulunduğu komitenin çoğunluğu tarafından öneri reddedildi. Tartışmalar sırasında 14 lerden biri ayağa kalkarak kızgın bir sesle “arkadaşlar bu bir siyasi rüşvettir, İsmet Paşa’nın iktidarı elimizden almak için uzattığı bir kemiktir ve modern hiçbir memlekette böyle bir müessese yoktur. Bu bizim yeminimize de aykırıdır. Biz millet önünde hiçbir karşılık beklemeden millete hizmet edeceğimize yemin ettik. Onun için tabi senatörlük diye bir şey kabul edilemez. Biz kendimizi millete adadık. Şimdi cesaret edip hizmete devam etmeliyiz…” diyerek tepkisini ortaya koydu.[6] Yine aynı gün komitenin referandum yaparak halkın tasvibini almak şartı ile dört yıl iktidarda kalması ve bu süre içinde Milli Birlik Komitesi’nin, Milli Birlik Partisi halinde teşkilatlanması ve böylece seçimlere gidilmesi teklifi görüşüldü. Neticede yine 11 muhalife karşı 26 kişilik çoğunlukla bu teklif uygun görüldü. Ancak lehte oy veren 7 kişi kurulacak partinin program ve tüzüğünü incelemek ve beğenmek şartıyla böyle bir partide yer alabileceğini belirtmişti.

Münakaşanın geçtiği son mesele ise kurucu meclis meselesiydi. 1960 Eylül’ünün son günlerinde taslak halinde sunulan anayasanın görüşülmesi için Kurucu Meclis’in kurulması gündeme gelmişti. MBK üyelerinden, Gürsel ve Madanoğlu da dahil 14’ü Kurucu Meclis’in kurulması fikrinden yana, 16’sı (ondörtlerin tamamı bu gruptandı.) karşı ve 7’si tarafsızdı. Gürsel önerinin engellenmesi durumunda sivil bir rejime geçisin belirsiz bir tarihe erteleneceğinin farkındaydı. Diğer yanda, tasarının MBK’dan geçmesi için beşte-dört çoğunluğa gereksinim vardı.[7] Gürsel 14’lerin tasfiye edilmesi kararını bu hadiseden sonra vermişti. Öte yandan 14’ler Kurucu Meclis’e değil meclisin oluşumuna karşı çıktığını iddia eder. Kurulun Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu, Prof. Enver Ziya Kardal ve Emin Paksüt’ten oluşan 3 CHP liderinden ibaret olduğunu öğrenince meclisin partizan bir kimliğe bürüneceğinden endişe ettiklerini dile getirirler. 14 ler tasfiye edildikten sonra 6 Ocak 1961’de toplanan Kurucu Meclis öndörtlerin endişe ettiği gibi yalnızca CHP lilerden oluşmasa da CHP lilerin yoğunlukta olduğu bir meclis oldu. Bu durum -tam da 14’lerin korktuğu şey olan-  halkın orduyu CHP yanlısı olarak görmesine neden oldu. Akabinde yaşananlar ise bu durumu doğrular nitelikteydi.


[1] Türkeş, s. 59
[2] Türkeş, s. 51-52
[3] Hale, s. 115
[4] Türkeş, s. 45
[5] A.g.e.
[6] Türkeş, s. 55
[7] Hale, s. 122-123 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder