17 Ocak 2014 Cuma

Milli Birlik Komitesi İçerisinde Görüş Ayrılıklarının Sebepleri -3-



Bir önceki yazı için tıklayın.

13 Kasım’ın Ardından

Çoğunluğunu CHP lilerin oluşturduğu Kurucu Meclis yeni anayasayı hazırladı. Cemal Gürsel’in askeri müdahaleye yol açan durumun yeniden yaratılmasına olanak vermeyecek bir anayasa hazırladıktan sonra iktidarı sivil ellere teslim etme düşüncesi onu tipik bir muhafız rejim taraftarı yapıyordu. Darbe seçimle gelen bir başbakanın otoriterleşmesine karşı olarak yapıldıysa -ki bu durum komitenin açılış konuşmasında doğrulanır- halkın oyuyla iktidara gelecek olan temsilcilerin çeşitli organlarla denetim altına alınması gerekirdi. Taha Parla ‘Türkiye’de Anayasalar’ adlı kitabında 1961 anayasası ile “yasamanın üstünlüğü” nün nasıl zedelendiğini ayrıntılı bir şekilde anlatır. Anayasaya eklenen bir maddeden -“Türk milleti egemenliğini anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanır.”- çıkan sonuca göre egemenlik, meclis ile yetkili organlar arasında paylaştırılmıştır. Bu organlardan biri iki yapılı olarak kurulan meclisin diğer ayağını
oluşturan Cumhuriyet Senatosu idi. Senato genel oyla gelen 150 üye, cumhurbaşkanınca seçilen 15 üye ve tabii senatör sayılan eski cumhurbaşkanları ve MBK’nın 23 temsilcisinden oluşuyordu. Cumhuriyet Senatosu, Millet Meclisi tarafından alınan önemli kararların onaylanmasında söz sahibi olduğundan oldukça kritik bir öneme sahipti. Buna karşın üyelerinin önemli bir kısmı halkın oyuyla seçilmemiş kişilerden oluşuyordu. Seçilmiş hükümeti denetim altında tutmayı amaçlayan diğer organlar ise Milli Güvenlik Konseyi ve Anayasa Mahkemesi idi. Sonraki yıllarda her iki kurum da seçilmiş iktidar üzerinde vesayet uygulayan nesneler haline geldiler.Değinilmesi gereken diğer önemli bir konu ise DP liderlerinden üçünün asılması meselesidir. Hükümetin tepe isimlerinin yer aldığı 15 sanık idam cezasına çarptırıldı. Gözler hükümleri infaz etme yetkisi verilen MBK’ya çevrildi. ABD başkanı Kennedy’den Alparslan Türkeş’e, İnönü’ye kadar birçok kimse idam cezalarının infaz edilmemesi için MBK’ya mektup gönderdi ancak MBK’nın çoğu talepleri dikkate almadı. MBK’ nın birçok üyesi Menderes’in yaşaması halinde tekrar başbakan olabileceği ihtimalini düşünüp kendilerinden hesap sorabileceğini düşünerek Menderes, Polatkan ve Zorlu’nun idamına karar verdi. 27 Mayıs darbesi hakkında bir şey konuşulduğunda akla gelen ilk konu olmuştur idam cezaları. TSK’nın tarafsızlık imajı önemli ölçüde zedelenmiş ve Menderes’i destekleyen vatandaşların hafızasına ordunun CHP yanlısı olduğu fikri kazınmıştır.


Önemli meselelerden bir diğeri de 15 Ekim’de yapılan seçimlerin sonuçlarının açıklanmasının ardından subayların tutumunun ne olduğudur. MBK öncesinde partilerin kurulmasına izin vermiş ve yalnızca Yeni Türkiye Partisi, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi, Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi seçimlerde yarışabilecek ölçüde teşkilatlanmıştı. MBK serbest seçimlerin yapılmasına müsaade etmişti ancak sandıktan çıkan duruma göre iktidarın durumunu tayin etmek için hazır beklemekteydi. 450 sandalyeli Millet Meclisinde CHP 173 sandalye, AP 158 sandalye, CKMP 54 ve YTP ise 65 sandalye kazanmıştı. Demokrat Parti tabanına hitap eden AP ve YTP ‘nin oyları toplandığında Demokrat Parti’nin 1957’de aldığı %57 oydan biraz fazla olduğu görülüyor. Bu durum bize ordunun kendi isteği doğrultusunda halkın tercihlerine etki edemediğini gösteriyor. Cumhuriyet Halk Partisi tek başına ülkeyi yönetebilmek için yeterli koltuğa sahip olamadığından koalisyon yöntemiyle ülkenin yönetilmesi gerekiyordu. Bu durum Silahlı Kuvvetler Birliği içersinde bulunan bir grubu harekete geçirdi. Talat Aydemir ve bir grup subay bir araya gelerek seçim sonuçlarının “milli iradeyi” tam olarak yansıtmadığını dile getirdi. Sanırım burada “milli irade” diye bahsedilen kendi iradeleriydi. 21 Ekim 1961 günü 7 general, 4 amiral ve 27 albaydan oluşan bu grup 21 Ekim protokolünü imzaladı. Talat Aydemir tarafından da protokolü imzalayanlar desteklendi. 21 Ekim bir darbe manifestosuydu. Silahlı Kuvvetlerin “yeni Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanmadan evvel duruma fiilen müdahale” edeceğini, iktidarın “milletin hakiki ve ehliyetli mümessillerine tevdi” edileceğini, “bütün siyasi partilerin faaliyetten men edileceğini” ve “seçim sonuçları ile MBK’nın fesh edileceğini” yazıyordu.[8] Hazırlanan 21 Ekim protokolü Cemal Gürsel’in başkanlığını yaptığı MBK’yı harekete geçirdi. MBK onca yapılan düzenlemelerden sonra iktidarı tekrar Menderes yanlısı bir hükümete vermek istemiyordu. Ancak 21 Ekim protokolünde yazan ifadeler kadar da sert bir tutum içersinde olması beklenemezdi. Seçim yapılmış ve millet kararını vermişti. Seçim sonuçlarını tanımadan bir adım atmaya kalkmak MBK’nın meşruluğunu ciddi anlamda zedelerdi. Gürsel, 24 Ekim’de 4 kuvvet komutanını ve siyasi parti liderlerini Çankaya Köşkü’ne topladı. Uzun süren toplantıdan sonra Çankaya Protokolü olarak bilinen bir anlaşmaya varıldı. Gürsel kendisinin cumhurbaşkanı ve İnönü’nün de başbakan olması konusunda parti liderlerini uzlaşmaya zorladı. Aksi takdirde 21 Ekim protokolünün uygulanacağını söyleyerek parti liderlerini tehdit etti. Nihayetinde İnönü ile AP lideri Gümüşpala istemeyerek de olsa bir koalisyon hükümeti kurdu. Anlaşıldığı üzere Gürsel Cumhurbaşkanı seçildi ve İnönü de başbakan oldu. Böylece bir hayli pürüzlü de olsa sonunda sivil yönetime geçiş tamamlanmış oldu.

Sonuç Yerine

27 Mayıs İhtilalinin bildirisinde bahsedilmeyen birçok konu çok geçmeden komite içersindeki subaylar arasında önemli tartışmalara neden olmuştur. Eylül ayına gelindiğinde oldukça sıcak tartışmalara tanık olan komitede fikir ayrılıkları artık iyice belirginleşmiş ve subaylar farklı gruplara ayrılmıştır. Nihayet, Kurucu Meclis oluşturulmasına dair öneri MBK’nın masasına geldiğinde kabul edilmesi için gereken 4/5 oy çoğunluğu 14’lerin tasarıyı reddetmesiyle sağlanamamış ve Gürsel için 14’leri tasfiye etmekten başka çare kalmamıştır. Makalede MBK içersinde meydana gelen ve 14’lerin tasfiyesiyle sonuçlanan görüş ayrılıklarının sebepleri farklı yorumlar değerlendirilerek ele alınmıştır. 14’lerin nüfus edici model taraftarı olduğunu ileri sürenler uzun dönemli bir askeri rejim kurma niyetinde olduklarını iddia ederken, düşüncelerinin aslında “milli irade”den yana olduğunu savunanlar ise iktidarı CHP’ye teslim etmemek için erken sivil yönetime karşı olduklarını dile getirir. Görüş ayrılığının sebebinin her iki yorum da göz önüne alınarak değerlendirildiğinde anlaşılabileceği kanısındayım. 14’ler oy kaygısından uzak bir şekilde radikal reformlar gerçekleştirmek istemeleriyle nüfuz edici modele yaklaşırken iktidarı İnönü’ye devretmemek için erken sivil yönetime karşı olmalarıyla da “milli irade”den yana olduklarını göstermişlerdir. 

Ayrıca DP mahkeme kararıyla kapandıktan sonra başsız kalan DP li vatandaş kitlesini bir siyasi parti altında örgütleyip CHP ile seçimlerde yarışmak istemeleri kendileri dışında hiçbir partinin olmadığı popülist bir siyaset yaratma niyetinde olmadıklarını gösterir. Yine en geç 3 veya 4 yıl içersinde planlanan reformları gerçekleştirmeye çalışıp ardından adil seçimlerin yapılacağı bir ortamda iktidarı sivillere devretmek istemeleri uzun dönemli bir askeri diktatörlük kurma taraftarı olmadıklarını gösterir. Öte yandan Türkiye Cumhuriyeti’ni en kısa yoldan ve hızla modern uygarlık düzeyine ulaştırmak için öne sürdükleri ekonomik, siyasal ve toplumsal reformların yalnızca uzun erimli bir siyasi irade altında gerçekleştirilebileceği gerçeğini de akıldan çıkarmamak gerekir. Nitekim 14’ler de bu durumun farkında olduğundan Milli Birlik Partisi altında örgütlenilmesi gerektiğini şiddetle savunan subaylar arasında yer almışlardır. Hem boşlukta kalan DP li vatandaş kitlesini bir parti altında örgütleyerek adil bir seçim yapmak hem de reformları uygulamak amacıyla planlanan Milli Birlik Partisi, 14’leri hangi yorumun içersine yerleştirmemiz gerektiğini zorlaştıran bir konu olmuştur. Çünkü söz konusu reformları gerçekleştirmenin uzun yıllar alacağı kesin. Ancak hayata geçirilemeyen Milli Birlik Partisi’nin ileride demokratik ilkelere sadık kalıp kalmayacağını test etme fırsatımız olmadığından spekülasyon yaparak 14’lerin asıl niyetlerinin uzun dönemli bir askeri diktatörlük olduğu sonucuna ulaşamayız.

--------------------------
[8] Talat Aydemir, Hatıralar(İstanbul:Kitapçılık Ticaret Limited Şirketi Yayınevi, 1968), 108-109.
Kaynakça

Ahmad, Feroz çev. Sedat Cem Karadeli. Bir Kimlik Peşinde Türkiye. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2006.

Aydemir, Talat. Hatıralar. İstanbul: Kitapçılık Ticaret Limited Şirketi Yayınevi, 1968.

Erkanlı, Orhan. Anılar..Sorunlar…Sorumlular. İstanbul: Baha Matbaası, 1972

Hale, William çeviren: Ahmet Fethi. Türkiye’de Ordu ve Siyaset 1789’dan Günümüze. İstanbul: Hil Yayınları, 1996.

Milli Birlik Komitesi Kapalı Oturum Tutanakları, TBMM Tutanak Dergisi.

Türkeş, Alparslan. 27 Mayıs ve Gerçekler. İstanbul: Berikan Yayınevi, 2000.



Weiker, Walter F. The Turkish Revolution, 1960-1961: Aspects of Military Politics. İngiltere: The Brookings Institution, 1963.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder