3 Ocak 2014 Cuma

Zekai Dede Efendi


Bir Zekai Dede bestesi: Mualla Gavsi Subhani

Hammamizade İsmail Dede Efendinin talebesi olan Zekai Dede, Osmanlı dönemi son büyük bestekârı kabul edilir. Hâfız, hoca, hattat, bestekâr ve Mevlevî olan Zekai Dede 1825’te dünyaya gelmiştir.

Küçük yaşta ilk mektebe başladığı sıralarda hâfızlık ve hattatlık talimine de başlamıştır. 1843 yılında 18 yaşına geldiğinde (daha sonra kendisinin de imamlığını yapacağı) Cedîd Ali Paşa Mescidi imamı olan pederinden hat icazeti alırken hâfızlığını da ikmâl etmiş bulunuyordu.
Aynı yıl medrese derslerini talime başlarken, Eyyubî Mehmed Bey’den musiki dersleri almaya başladı. Musikişinaslığı ile isminin duyulmaya başladığı dönemde meşhur hattat Kazasker Mustafa İzzet Efendi’den sülüs ve nezih hattı yazmayı öğrendi.

Eyyubî Mehmed Bey’den almış olduğu bir senelik talimin ardından ilahi ve şarkılar bestelemeye başladı. Zekai Dede’nin istidadını fark eden Eyyubî Mehmed Bey, onu Dede Efendi nam ile meşhur İsmail Dede Efendi’nin konağına götürdü. Dede Efendi’nin isteği üzerine bir gün hocası Eyyubî Mehmed Efendi ile bir gün de yalnız başına Dede Efendi’nin konağına gidip musiki meşk etmeye başladı.

Dede Efendi ile meşkleri Zekai Dede’nin Mısır’a gitmesine kadar takriben on ay sürdü. Bu süre zarfında Dede Efendi’nin son talebesi olma şerefine erişti.

1845 başlarında Mehmed Bey Suzî Dil makamında bestelediği I. Beste ve II. Besteyi İsmail Dede Efendi’ye arz edince Dede Efendi bu faslın ağır semaisini Zekai Dede’nin bestelemesini istedi. Zekai Dede’nin büyük formdaki ilk eseri bu ağır semaidir.

“Dede” ünvanını alması ise 1868’de Mevlevî şeyhi olan Yenikapı Dergâhı Şeyhi Osman Selahaddin Dede’ye intisabı ile oldu. 1884’te Eyüp Mevlevihanesi Kudümzenbaşısı Arif Dede’nin göçmesi üzerine bu vazife Zekai Dede’ye düştü. Ve o güne kadar Hafız Zekai Efendi olarak anılırken Mevlevî çilesini de tamamladığı o tarihten sonra Zekai Dede olarak anılmaya başlandı.

1897 yılında vefat eden Zekai Dede Eyüp Sultan’da bulunan Kaşgarî Dergâhı yoluna defnedildi. Daha sonra kabri kaybolmuştur ve Kadri Şençalar tarafından bulunup onarılana kadar bilinmemiştir.

Zekai Dede’yi büyük bir müzisyen yapan eserlerine gelince, ilk büyük formdaki bestesi Sûz-i Dîl makamında olduğu gibi, bestelediği ilk ayin-i şerifi de Sûz-i Dîl makamındadır ve bu ayin-i şerif birkaç günde bestelemesi onun musikişinaslığının büyüklüğüne işaret eder. Diğer pek çok bestesini de güfteye bir göz attıktan sonra irticalen yaptığı bilinmektedir.

Vefat ettiğinde ebced ile vefat tarihi düşülen mısra şöyledir: “Zekai-i sûz-i dîldir firkatin lakb-i ehibbaya” (=1315) Bu mısra ayrılığı ile dostlarının kalbini yaktığını işaret ederken aynı zamanda Sûz-i Dîl makamı ile özdeşleştiğini de işaret etmektedir.

5 âyin, 100 kadar beste, semai ve kâr besteleyen Zekai Dede’nin aynı zamanda 400 küsur ilahi, şuğul(Arapça güfteli ilahi), şarkı ve marş bestelediğini oğlu Ahmed Irsoy nakletmektedir. 5 âyin, 95 kâr, beste ve semai elimizde olmakla beraber küçük formdaki bestelerini meşke değer bulmadığı ve nota tutmadığı için ancak 163 tanesi ulaşmıştır.

Zekai Dede’nin esas mühim rolü klasik dönem repertuarını nakletmekle olmuştur.

Aynı zamanda Bayatî-Bûselik terkibini kullanan ilk bestekârdır.

Bestekârlığının yanında musiki öğretmede de kuvvetli bir zât olan Zekai Dede ardında: Hüseyin Fahreddin dede, Rauf Yekta, Ahmed Rasim ve Şevki bey'ler, Medeni Aziz, Şeyh Rıza ve Şeyh Cemaleddin Efendi'ler, Subhi Ezgi, Ahmed Irsoy (oğlu), Kazım Uz, Şükrü Şenozan ve Leon Hancıyan gibi çok güçlü bir talebe ordusu da bırakmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder