27 Mart 2014 Perşembe

Sevmediğim Muhsin Yazıcıoğlu

Bir 25 Mart'ı daha geride bıraktık. Bir beklenti içerisinde olsa bile. Bir kısım menşei meçhul kasetlerin yayınlanması ile ilgili idi dile getirdiğim bu beklenti. Tarih 25 Mart olunca içerimizde bir burukluk yaşanıyor. Hepimizin bildiği üzere 2009 yılında o elim günde şehid edildi, Muhsin Yazıcıoğlu. O'nun arkasından Türk Milleti'nin genel hasletinden ötürü müdür, yoksa söylenememişlerin söylenmesi mi bilmem; lakin birçok över nitelikte yazı gördüm sosyal medyada... "Sevmediğim" Muhsin Yazıcıoğlu hakkında iştirak ettiğim ve etmediğim hususları yazımın ilerleyen kısımlarında ifade etmeye çalışacağım:

myz


Yılmaz Özdil bir yazısında[1] 25 Mart hakkında sıradan bir ülke düşünüldüğünde çokça uzun ve her biri hükümet değişikliğine neden olabilecek önemli nedenleri sıralamış ve bunlardan biri olarak da Muhsin Yazıcıoğlu'nun kimi iddia sahiplerince ortaya atıldığı üzere ya Başbakan'ın bilgisi dahilinde ya da Başbakan'ın bizatihi emir vermesi ile öldürülmesi şeklinden bir "suikast" ile şehid edilmesi iddiası idi. Takvimler de 25 Mart'ı gösterdiğinde kasıtlı olduğunu düşündüğüm bir beklenti içerisine girdik. Kasetleri yayınlayan twitter hesapları fuatavni, bascalan ve haramzadeler333 adreslerinden gözler bir ona gitti, bir diğerine. Fakat beklenilen olmadı ve Türk kamuoyu Burak Erdoğan'ın Türk siyasetini doğrudan doğruya hiç mi hiç ilgilendirmeyen bir kasedi haricinde bir gelişmeye tanık olmadı.

Oluşturulan beklenti kasıtlı ve bilinçli idi. Çünkü sonraki çıkacak skandal kasetlerin öncesi bir gaz alma ve bir etki azaltma operasyonu psikolojik olarak başarılı bir şekilde yapılmış oldu ve her nasılsa ve kasetleri her kim yayınlıyorsa bunu değerlendir(e)medi. Haliyle çok yüksek ihtimal Türkiye için kaset ve ses kaydı ile siyasetçi düşürme dönemi bana kalırsa 25 Mart itibari ile sona erdiğini söyleyebiliriz. bundan sonraki dönem kasetleri İktidar Partisi'nin işine bile gelebilir.

Yine de zihinlerde Muhsin Yazıcıoğlu'na ilikşkin iddialar ilk günden itibaren yer etti ve bu merak giderilene kadar var olmaya devam edecektir. Bunu kaşıyan bazı görüntüler dönem dönem servis edildi. Şüpheli bir telefon görüşmesinin kayıtları yayınlandı.

Kazaya dönecek olursak şüpheli görüntüde asker izlenimi veren kimseler helikopter enkazından bir şeyler çıkartmaya çalışıyordu. Bunun izleme cihazı olduğu iddia edildi. Sonrasında Hızır Acil ile yapılan, helikopterde bulunan gazetecinin yaptığı telefon konuşmasının ses kaydı medyada yayıldı ve en son olarak ise YouTube'dan erişebileceğiniz enkaz kaldırma çalışmaları esnasında HaberTürk kaynaklı olarak yayınlanan Merhum Yazıcıoğlu'nun naaşının donmuş görüntülerini izledik. Bunun bir kaza olup olmadığı ile alakalı birçok spekülasyon olsa bile şahsen ilk gün itibari ile bile olsun, bunun bir kaza olamayacağını kanısı o günden bugüne taşıdım. Belki bir ümit Rahmetli bir şekilde kurtulur mu diye "Sevmediğim" bu kişi için Allah'a yakardım.

Abdurrahman Dilipak'ın iddialarına göre Sayın Yazıcıoğlu infaz edildi.[2] Hatta infazı öncesi iki rekat namaz dahi kıldı. Bunu açıkça dile getirdi, yazdı. Kendisine zerre kadar muhabbet etmem. Kendisi hakkında çok iyi izlenim sahibi de değilim. Fakat bu ülkede hiç kimse de çıkıp demiyor ki "Ey Dilipak. Bunu neye dayanarak söylüyorsun? Dayanağın sağlam ise gerekli birimler ile paylaştın mı? Yok, fabrikasyon gazetecilik peşinde isen insanların hassasiyetleri ile ne hadle oynamaya cesaret ediyorsun?" Belki Muhsin Yazıcıoğlu'nu bir dönem sevmiyordum ama o kadar da değil!

Bu gibi soruların sorulmadığı gibi başkaca soruların da sorulması ve bu sorular üzerinde ısrarla durulması önemli?

1- Bu helikopteri kim, nasıl tedarik etti? Ödemeler nereden ve ne şekilde yapıldı?

2- Helikoptere Rahmetli Yazıcıoğlu binerken "Yalçın Topçu" ya da bir başkasına "beni öldürmeye mi niyetlendiriniz" diye gerçekten bir soru yöneltti mi?

3- Yapılan telefon görüşmelerinin en azından hangi baz istasyonu üzerinden yapıldığı kolaylıkla belirlenebilirdi. Neden günlerce telefon görüşmesine rağmen enkaz bir türlü bulunamadı? (Enkaz yeri birkaç km'lik bir alana kısıtlanacaktır ki aramaları bir hayli kolaylaştırır.)

4- Bölge köylülerinin ısrarlarına rağmen Jandarma Ekipleri'nin farklı yönlerde aramalara zorlandı mı? Öyle ise kim tarafından?

5- Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopter ile böyle bir yolculuğa çıkacak olduğundan kimler haberdardı?

6- Helikopterin kiralandığı firmadan araç ile ilgili teknik ayrıntılar ve bakım çizelgesi ile alakalı olarak mühendisler gerekli incelemeler yürüttü mü?

7- Yazıcıoğlu ve diğer naaşlar üzerinde otopsi incelemesini kimler yaptı? Otopsi yapan doktorların yazmış olduğu raporlar nerede ya da neden kamu oyundan saklanıyor? (İnfaz olup olmadığı pekala bu raporlardan görülebilir)

8- Diğer kişilerin de bir süre telefonlarının çektiği bilinmekte. Eğer görüşme esnasında yer belirleme mümkün olamadı ise diğer telefonların sinyallerinin takip edilememesinin sebebi nedir?

9- Hayreddin Karaman'ın önce yazıp sonra hep yapıldığı üzere "yanlış anlaşıldım" dediği yazı ile ilgili olarak Emniyet Birimlerimiz kendisinden uzman nezaretinde ifade alma gereği hissetti mi? Hissetmedi ise neden?

10- Oluşturulan "Kriz Masası" ekibinde herhangi bir şekilde "görevi ihmal" söz konusu mudur? Konu ile alakalı bir inceleme yapıldı mı?

Eğer kolluk görevlerinden görevli bir subay olsam ilk safhada sorulması gereken 10 soru sanırım bunlar olurdu ki kolluk kuvvetlerinde görevli bulunan birçok subay bunlardan çok daha iyisini yapabilir tahmin ediyorum... Sevmiyordum ama şimdilerde sormadan da edemiyorum.

Helikopterin düştüğü günü gayet iyi hatırlıyorum. Marmara Üniversiteleri Ülkücüleri olarak bir mekanda mezun ağabeylerimizin de bulunduğu dost ortamında idik. Haberi alınca o gün gece her zamankinden daha karanlık olduğundan mıdır nedir, erken ayrılmıştık. İlk duyduğumda yaptığım yorumu çok iyi hatırlıyorum. "Allah hizmet ettiği gün kadar rahmet eylesin" ve devamında ise belki de her heyecanına yenik düşen Ülkücü gibi olmadık laflar ettiğimi hatırlıyorum. Büyüklerimden dinlediğim kadarıyla Muhsin Başkan'ın ayrılığının hemen hemen her Ülkücü'de bir gönül yarası olmadığını söylemek zor. Sevmedim ama kişiliğini, imanını ve davasını değil, ben o "ayrılığı" hiç sevmedim.

Olan oldu, yiten yitti. Lakin bazı isimlerin o ayrılık günlerinde olduğu sesi soluğu çıkmazken TV'lerde boy göstererek Muhsin Başkan'ı destekler nitelikte konuşmalarını iyi hatırlıyorum. Bunlardan birisi de belki de hepimizin tanıdığı şair "Yavuz Bülent Bakiler". STV kanalında bir konuşmasında "Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'na MHP'den ayrıldığı için kimsenin zerre kadar söz söylemeye hakkı yoktur" manasında cümleler sarf etmişti ve bunu Rahmetli Muhsin Başkan ile yaptığı bir sohbete dayandırmıştı. Biraz da MHP'nin yönetici kadrosuna intizar etmişti. Vakti olanlar için videoyu da kaynakça kısmında [3] bulabilirler. Samimiyetine ve muhabbetini sorgulamamakla beraber galiba yine "Bilmediğiniz şeyler var gençler vakası" olarak bunu da tarihe not düşeceğiz. Kendisinin yazmış olduğu kitapta da konuya ilişkin net bir açıklık getirdiğine rastlamadım. Yavuz Bülent Bakiler birçok isimden en bilineni olmakla kesinlikle hedef göstermek maksadı ile kendisinden bahsedilmemiştir. Ancak Rahmetli'nin yaşamı boyunca kendisi ile beraberliği ve yoldaşlığının seviyesini bilmediğimiz kimselerin, ellerinde avuçlarında ciddi bir delil, bir kanıt yokken Rahmetli'nin ahirete göç etmesi ile MHP'yi hatta MHP'nin de ardından Rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş'i suçlar vaziyet almaları kirli bir tavırdır. Onu hayatı boyunca sevmemiş olsam da Muhsin Başkan'ın naaşı ardından MHP'ye sevimsizlik yapanlar için sevmemenin ötesinden vazgeçtim.

Unutulmamalıdır ki MHP'yi de doğuran fikirler ile Muhsin Yazıcıoğlu'nun yetişmesine ve bir siyaset adamı olmasına neden fikirler birbirinden ayrı değildir. Metaforik bir ifade ile MHP ve Muhsin Yazıcıoğlu aynı çeşmeden su içmişlerdir. 90'lı yıllarda çocukluğunu üzerinden atmış ve 2000'li yıllarda gözünü açmış bir Ülkücü olarak Alperen Ocakları'ndan malum ayrılık meselesini konuşmadığımız sürece çok iyi anlaştığımızı ayrıca ifade etmek isterim. Başkanısevmek nasip olmasa da O'na "Başkan" diyenleri hep sevdim.

Öğrencisi olmaktan her fırsatta övündüğüm Rahmetli Durmuş Hocaoğlu'nun, Rahmetli Muhsin Başkan'ın danışmanı da olması nedeniyle sanırım, O ahrete göçtükten sonra bakışım değişmeye başladı. Ve o elim suikast ki sanmıyorum ki haysiyet sahibi olan bir siyaset takipçisinin içinde yer etmesin... Evet, yazının başlığında yazmış olduğum gibi Rahmetli Muhsin Başkan'ı; O ölene kadar hiç sevmedim, muhabbet beslemedim, tanıma ihtiyacı hissetmedim... Kaza olduktan sonraki süreçte biraz olsun tanıyanlardan dinlemeye ve o şekilde hakkında bilgi edinmeye çalıştım... Ve galiba Muhsin Başkan'ı O öldükten sonra sevmeye başladım...

Yazının asıl can alıcı kısmına gelelim ve yine bir soru ile yazımıza son verelim:

Rahmetli Muhsin Başkan acaba yeniden MHP çatısı altında siyaset yapma isteğinin hasıl olması nedeniyle öldürülmüş olabilir mi? Yoksa birilerinin korkusu benim gibi düşünen gençlerin Muhsin Başkan'ı sevmesi miydi?

Bunun artı ve eksilerini e-posta adresimden tartışalım derim.

Selametle.

Allahû Âlem (En doğrusunu Allah bilir)



Ek Bilgi:

“…Artık hepimiz biliyoruz.

Bugün yarın yeni bir kayıt çıkacak.

O kayıt ortaya koyacak ki:

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Prof. Dr. Hayrettin Karaman’a devletin bekası için Muhsin Yazıcıoğlu’nun katlinin caiz olup olmadığını soracak.

Fetvasını isteyecek.

Hayrettin Karaman hocanın cevabı, “katli vaciptir” olacak.

Bu cevap üzerine, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan dönüp Hakan Fidan’a “merak etme ben fetvasını hem de Hayrettin Karaman hocadan aldım” diyecek.

Hakan Fidan da, “tamam o zaman; emredersiniz” diyerek operasyon emrini verecek.

MİT’in Operasyon Timi de Hakan Fidan’ın emri hem de fetvalı olunca, “emredersiniz” deyip selam çakacak.

Ve helikopter kazası süsü verilen bir suikastla Muhsin Yazıcıoğlu, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından öldürtülecek!..”[4]


Kaynakça:

[1] http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=26079231&yazarid=249
[2] http://gundem.bugun.com.tr/dilipaktan-muhsin-yazicioglu-iddiasi-haberi/871703
[3] http://www.youtube.com/watch?v=doO5UFxCqIw
[4] Cengiz Özdemir'in Akşam Gazetesi'nde yayınlanan ‘Yazıcıoğlu‘nun ölüm emri ve fetvası’ başlıklı yazısı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder