26 Eylül 2014 Cuma

Osmanlı Devleti’nde Hanedan Evlilikleri Üzerine Kısa Notlar

Tarih boyunca hemen her hanedan siyasi güç kazanmak için izdivaç ile bölgesindeki diğer hanedanlıklarla akrabalık kurma yolunu seçmiştir. İngilizce ‘Royal Marrige’ yani ‘Kraliyet Evliliği’ olarak literatüre giren bu husus Osmanlı Devleti’nde de bu mevcuttur. Osmanlı Devleti’nin kurulması ile gelişmesini kapsayan dönemde Anadolu Beylikleri ve Bizans İmparatorluğu arasında yaptığı evliliklerden küçük notları bu yazımızda ele alacağız. Osmanlı Devleti’nin en çok uğraştığı Karamanoğulları’ndan, akrabalık yolu ile topraklarına kattığı Germiyanoğullarına değin uzanırken devletin kuruluş, yükselme ve duraklama dönemlerine dokunacağız.

Öncelikle Karamanoğulları ile olan münasebetle başlayalım. Yukarıda da yazıldığı üzere bir dönem Osmanlı Devleti’ne büyük sıkıntılar yaratan Karamanoğlu Beyliği ile ilk hanedanlar arası evlilik I. Murad dönemine denk gelmektedir. I. Murad, kızı Melek Hatun’u Karamanoğlu Alaeddin Ali Bey ile evlendirmiştir. Bu evliliğin Karamanoğlu Beyliği’ne fayda getirdiği açıktır. Çünkü kayınpederine düşmanlık gütmeye devam eden Alaeddin Ali Bey, I. Murad’ın üstüne yürümesi sonucu eşini devreye sokarak barış yapılmasını sağlamıştır. [1]

22 Eylül 2014 Pazartesi

Milletin Tanınmayan Neferi: Süleyman Askeri Bey

Bir savaşı kazanabilmeniz için güçlü bir Ordu tek başına yeterli değildir. Düşmanın kuvvet yapısı, nerede hangi düzende konuşlandığı, sahip olduğu silah, asker sayısı, eğitim durumu, disiplini, morali, komutanların şahsi özellikleri vs. hususların açılık kazanması gerekir. Aksi halde kendi savaş stratejinizi oluşturmanız zorlaşır. Bütün bunları yaparken istihbarat çalışmalarına ağırlık vermeli, aynı zamanda düşmanın istihbarat çalışmalarına karşı da tedbir almanız gerekir. Çünkü düşmanın halini öğrenmek ne kadar önemliyse, düşmanın sizin hakkınızda bilgi sahibi olmasının engellemekte o derece önemlidir.

Tarihimiz kurduğumuz pek çok devletle doludur. Fakat çeşitli sebeplerden dolayı yıkılan bu devletlerimiz yeniden kurulmuştur. Millet her yıkılıştan sonra üstün gayretleriyle küllerinden yeni doğmuş gibi yeni devletini kurmakta gecikmemiştir. Kuruluşun kahramanları olduğu gibi devletin yıkılışının da kahramanları vardır. Hatta rahmetli Nevzat Kösoğlu’nun deyişiyle; ”Çöküşün kahramanlarının hayatları daha destansı ve trajiktir”[1]Bu dönemde devletin gücünün önemli bir bölümünü elinde bulunduran Enver Paşa’nın kurduğu Teşkilat-ı Mahsûsa’nın ilk reisi Süleyman Askeri Bey’de çöküşün tanınmayan kahramanlardandır.

19 Eylül 2014 Cuma

Cumhuriyet Döneminde bir "Selçuklu" Sübaşısı


“Milletlerin istikbali için tarih yazmak yapmak kadar mühimdir. Zira devrimizde tarih şuurunu taşıyan milletler milli kudret ve medeniyet hamlelerinde bu hazineden faydalandıkça tarihin onlar için faydası vardır. Bu sebeple tarih yazılıp bir kültür ve şuur kaynağı olmadıkça, toprak altında kalan kıymetli madenler gibi, hiçbir mana ifade etmez…”[1]

Prof. Dr. Osman Turan

Üniversitelerimiz günümüzde akademisyen yuvası haline gelmiş bulunuyor. Bilindiği gibi hoca-akademisyen arasında bugün idrak edilmesi zor farklılıklar vardır. Tarih için söyleyebilirim ki; akademisyen tarihi vesikayı sadece üstünkörü olarak incelerken, hoca vesikanın ruhuna yönelir, vesikada yazan her ne ise onun yanında vesikayı ortaya çıkaran hangi ruh, hangi şartlar onu bulmaya çalışır.

12 Eylül 2014 Cuma

Cenaze Dolayısıyla Kapalıyız

CENAZE DOLAYISIYLA KAPALIYIZ!
Çocukluğumuzda esnafların camlarına asılırdı değil mi? Kimi zaman çok sevdiğimiz, kimi zaman da kavgalı olduğumuz komşularımızın dükkanlarının camında yer alırdı bazen. İyi insanlardı hep giden, iyi atlara binip gitmesi içimizi acıtırdı.

Aramızdan yavaş yavaş ayrılan iyi insanların yerini çok daha hızlı bir şekilde ayrılan Müslümanlar aldı. O Müslümanlar o kadar çabuk ayrıldılar ki aramızdan “Ah! Nerede o eski Ramazanlar” diye hasret kokan sorunun yerini “Ah! Nerede o eski Müslümanlar” aldı. Sahi nereye gitti o eski Müslümanlar? Hani amaçları sadece Allah’ın rızası olan, o temiz, nur yüzlü Müslümanlar? Hz Peygamber’i (sav)hayatlarının ortasına oturtup, O’nun (sav) çizdiği yolda yürümeye çalışan Müslümanlar? Onlar sahneden çekildiler. Yerlerine gelenler ise gerçeklerini mumla aratan berbat figüranlar oldu.

9 Eylül 2014 Salı

Ayrılık Mı, O da Ne?


”Ben ayrılığı aşamıyorum, ayrılık beni aşıyor. Ayrılığa inanmıyorum. Ayrılık kuru bir vehim, ayrılan kim, ayıran kim? Birliğimiz gerçekse bir noktadır yedi iklim. Ayrılık yalan, uymuyor gönül dibime, birliğimiz gerçekse sığmayız yedi iklime. İkiliği çok biliriz, yalnızlığı yük biliriz, birliğimiz gerçekse ayrılığı yok biliriz.”

Evet, öyle diyor şair. Ne kadar da doğru söylüyor. Tarih bir tek devletlerin savaşından, kuruluşundan, yıkılışından ibaret değildir. Nice büyük aşklar vardır tarihin örtüsünün altında. Nice büyük ayrılıklar vardır tarihin boğazına düğümlenen, bağrını sızlatan nice büyük ayrılıklar… Sevdasıyla mı diyelim ayrılığıyla mı diyelim, bence her ikisiyle de son döneme damgasını vuran bir aşık vardır: İsmail Enver. Nam-ı diğer Enver Paşa.

6 Eylül 2014 Cumartesi

6-7 Eylül Olayları

12 Mart 2009'da Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde Tarih ve Gençlik Kulübü tarafından düzenlenen ‘Evvel Zaman İçinde – Tarih Öğrencileri I. Ulusal Sempozyumu’nda tebliğ olarak sunulmuştur.  Sempozyum bildirileri 2010 senesinde kitap haline getirilerek basılmıştır.

6-7 Eylül’ün Öncesi

6–7 Eylül Olaylarından önce Türkiye, Kıbrıs meselesi nedeniyle gergin günler geçiriyordu. Yunanistan ile  karşı karşıya gelinirken, İngiltere Kıbrıs’ın geleceğini belirlemek için 29 Ağustos 1955’te Londra’da konferans düzenlemiştir. Konferansta Yunanistan, Kıbrıs’a self-determinasyon talep etmekte, İngiltere, Yunanistan’a ödün olarak adaya özerklik verilmesini teklif etmekte iken Türkiye adına konuşmayı 1 Eylül’de Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu yaptı. Zorlu; ‘‘Kıbrıs, Türkiye’nin savunması ve güvenliği için yaşamsal bir önem taşımaktadır. Bu nedenle bir gün İngiltere adadan ayrılmaya karar verirse Türkiye’nin güvenliği meselesi diğer bütün ilkelerden hatta self-determinasyon ilkesinden daha önemli sayılmalıdır. Ayrıca tarihi, ekonomik ve askeri yönden Kıbrıs’ın Türkiye’ye bağlı bulunduğunu dikkate almalıdır.’’

1 Eylül 2014 Pazartesi

Büyük Taarruza Dair Notlar

Milli Mücadele’nin savaş meydanlarındaki nihai sonucunu ortaya koyan Büyük Taarruz, 26 Ağustos 1922′de Afyon’da bulunan Yunan mevzilerine saat 05.00′da topçu ateşinin açılması ile başladı. Yaklaşık 500 kilometrelik bir mesafeyi kat eden 1. ve 2. ordular, 9 Eylül’de İzmir’i, 11 Eylül’de Bursa’yı kurtararak Batı Anadolu’da tek Yunan kuvveti bırakmadı. Ordular Çanakkale ve İzmit’e dayandı. Daha sonrasında da Mudanya Mütarekesi imza edildi. Şimdi Büyük Taarruz ile altı sorunun yanıtını vererek, Türk Milleti’nin (bazı odakların ısrarla küçültmeye çalışmasına rağmen) son en büyük zaferi hakkındaki anekdotları paylaşalım

1-Yunan Başkomutanı Trikopis esir alınırken Başkomutan olduğunu biliyor muydu?