28 Aralık 2014 Pazar

Adaletli ve Reformcu Bir Selçuklu Sultanı


Sultan Alp Arslan komutasındaki Büyük Selçuklu ordusu ile Türkleri durdurmak ve Anadolu’dan tamamen atmak niyetinde olan Bizans ordusu arasında 1071 yılında yapılan Malazgirt Meydan Savaşı sonunda kazanılan zafer, gerek Türk- İslam, gerekse Bizans ve Avrupa tarihlerinde, özellikle zihinlerde çok önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu savaş sonunda Bizans imparatorluğunun bütün imkânları kullanılarak meydana getirilen ordu, darmadağın ve işe yaramaz bir hale getirildiğinden, zaferi izleyen bir iki yıl içinde Selçuklu kuvvetleri, kendilerine karşı hiçbir direnişle karşılaşmadan Anadolu içlerine akarak Ege ve Marmara denizi kıyılarına kadar süratle ve kolayca ilerlediler. Adana, Nevşehir),Ankara ve Kırıkkale’nin büyük bir kısmı Türkler `in eline geçti. Türkler, Eskişehir’den İstanbul’a giden yol üzerinde ilerlemelerine devam ettiler[1].Bu ilerlemenin diğer akınlardan farklı bir boyutu vardı. Bu boyut ise: Selçuklu kuvvetleri bu kez daha önceki tarihlerde olduğu gibi, yalnız akın ve istila amacıyla harekâtta bulunmayıp fethettikleri bölge ve kentlere yerleşerek fethettikleri bu yeni coğrafyayı bir Türk yurdu haline getirilmesinde baş aktör olmuşlardır.[2]
Anadolu’ya gelen bu Türk göçleri, Malazgirt Zaferi’ni izleyen yıllarda daha da artmıştır. Nitekim Büyük Selçuklu Sultanı Melik Şah, Türkistan, Horasan ve Irak-ı Acem`e yayılmış olan ve sık sık bir Selçuklu Şehzadesinin etrafında toplanıp isyanlara eden Türkmen boylarına da yeni fethedilmiş olan Anadolu`yu yurt olarak verince Anadolu`ya büyük göçler olmuştur.[3]

1072-1073 yıllarında Ankara hatta İzmit çevresinde Türkmen boyları serbestçe dolaşabiliyorlardı.[4] Bizans’taki iç anlaşmazlıklar yüzünden Anadolu halkı ihmal edilmiş ve. İmparatorluktaki büyük feodal ailelerin tahakkümünü, uzun zamandan beri harplerden yorgun düşen köylüden zorla tahsil edilen ağır vergileri ilave ettiğimizde bu coğrafyada yaşayan insanların, kendilerine dokunmayan, işgal edilen yerlerdeki halkı soymayan Türklere bir nevi kurtarıcı gözüyle bakmaları normal bir durumdur.

Bu yerleşmeler neticesinde “Rum Diyarı” artık Daru`l- İslam’ın bir parçası haline dönüşmüştür. Selçuklu ailesinin bu coğrafyaya getirdiği bu göçebe Türk boyları, bütün Anadolu topraklarının Türkleştirilmesinde temel unsur olmuşlardır.. Kutalmışoğlu Süleyman Şah ise daha sonra bu yeni fethedilmiş toprakların idaresiyle vazifelendirilmiştir.[5]

Süleyman Şah’ın Türkiye Selçuklu Devleti’ni kurması ve başarılı fetihler yapması sonucunda, özellikle 1080 yılında Azerbaycan’dan kalabalık Türkmen toplulukları, Anadolu’ya adeta baştanbaşa kaplamışlar ve dolayısıyla Anadolu’da Türk nüfusu süratle artmıştı. Ayrıca Bizans’ta bitip tükenmek bilmeyen buhranların oluşturduğu huzursuzluklar ve başıbozukluk sebebiyle, çeşitli ırklardan oluşan yerli halklar Süleyman Şah’ın yönetimini benimsedikleri gibi, tutsak muamelesi gören köylü sınıfı da Süleyman Şah’ın uyguladığı “Miri Toprak” sistemi dolayısıyla, Selçuklu yönetiminde hürriyetlerini elde edip toprak sahibi olmuşlardı.
Melik Şah’ın ölümünden sonra gelerek Türkiye Selçuklu Devleti`nin başına geçen I.Kılıç Arslan, tahta geçince ilk işi bozulan birliği yeniden sağlamak oldu[6]. I. Kılıç Arslan, kendisini farklı ırklardan meydana gelen halkına sevdirmiştir. Fakat o sırada Haçlı Seferleri başlamıştır. Hristiyan Avrupa, Bizans İmparatorluğu’nun bir gün Türkler tarafından yıkılacağını sezerek, bunu önlemek ve Kudüs bölgesini ele geçirmek için Ön Asya’daki Türkleri, Hristiyan kuvvetleriyle yok etmek için Haçlı kuvvetlerini hazırladılar.[7]

Bu Haçlı Ordusuyla mücadele eden Sultan Mesud vefat edince yerine oğlu II. Kılıç Arslan tahta oturdu. Türkiye Selçuklu tahtına geçince önce kardeşleri ile uğraşan ve sonra Yağıbasan ile mücadelelere giren II. Kılıç Arslan, din adamlarının araya girmesiyle anlaşma sağlamıştır.[8] II. Kılıç Arslan`ın Erzurum’dan gelen nikâhlı eşinin içinde bulunduğu düğün alayına pusu kuran Yağıbasan, düğün alayının içinden gelini kaçırarak yeğeni Zünnun ile evlendirince II. Kılıç Arslan, Yağıbasan üzerine yürümüştür. Fakat yapılan savaşta Bizans’ın da katıldığı ittifak güçlerine yenilince tek çare olarak İstanbul’a gidip, imparator ile anlaşma yolunu denemeye karar vermiştir. Bizans’a gelen Kılıç Arslan, İmparator tarafından hediyelerle karşılandıktan ve imparatorun ölümüne kadar ona itaat etmek hususunda yeminli bir anlaşma imzaladıktan sora büyük miktarda altın ve gümüşü alarak kendi şehrine dönmüştür. II. Kılıç Arslan, Konya’ya döndükten sonra kendisine karşı ittifak kuranları teker teker susturduğu gibi, Danişment hâkimiyetine de büyük ölçüde son vermiştir. Böylece Anadolu Türk siyasi birliği büyük ölçüde sağlanmıştır. Sultan II. Kılıç Arslan, Miryakefalon Zaferi’nden sonra ülkeyi oğulları arasında bölüştürmüştür.


I.Gıyaseddin Keyhüsrev eğitimini devrin genel özellikleri içinde ve bir şehzade olmasının meydana getirdiği imkânlar ile daha güçlü olarak almıştır. Onun da bir insan ve korunmaya muhtaç olduğunu düşündüğümüzde normal olarak temel eğitimini annesinden almıştır. Bu arada Türk dadılar da ona, Türk örfünü öğretmişlerdir. I.Gıyaseddin Keyhüsrev şair olduğu gibi aynı zamanda Türkçe ’den başka diğer Selçuklu Sultan ve Melikleri gibi Farsça, Arapça, Yunanca konuşuyor ve yazıyordu. Keyhüsrev`in batı dillerini öğrenmesi muhtemeldir ki annesinin etkisiyledir. İslami temel bilgiler için babası Kılıç Arslan, Keyhüsrev’e de öteki kardeşleri ile birlikte eğitim verdirmiştir. Kendisi küçük olduğundan ayrıca özel hocalar da ders vermişlerdir.

I.Gıyaseddin Keyhüsrev, zeki, akıllı ve kabiliyetli bir çocuktu. O dönemde meliklerin eğitim merkezi olan Malatya’da iyi bir eğitim görmüştü. Keyhüsrev ergenlik çağına kadar babasının yanında kalmış, bu yıllarda Arapça, Farsça ve İslami ilimler yanında beşeri ilimleri de öğrenmiştir[9]. Keyhüsrev’in hocaları o devrin meşhur âlimleridir. Bunlardan en önemlisi sultanların öğretmeni olarak şöhret bulan Şeyh Mecdü`d-Din İshak’tır[10].

Sultan II. Kılıç Arslan 1155`ten beri yaklaşık olarak otuz yıldır hüküm sürdüğü devlet işlerinden artık yorulmuş ve görevini gereği gibi yapamaz hale gelmişti. Türkler ’de devletin hanedan malı sayılması geleneğine uygun olarak, Türkiye Selçuklu Devleti’ni on bir oğlu arasında bölüştürdü[11]. Bu bölme meselesinde Sultan II. Kılıç Arslan’ın 1185 veya 1186 yılına doğru henüz anlaşılmayan bir sebeple saltanatını oğulları ile paylaştığını, büyük oğlu Kutbettin Melik Şah ile Kayseri Çarpışmasına kadar (1188) hâlâ kuvvet ve kudretin II. Kılıç Arslan’ın elinde olduğunu, Sultan’ın bu kararında oğullarının herhangi bir baskısının olmadığını, ama yaşının oldukça ilerlemiş olduğundan Kılıç Arslan`ın gerek yaşlılık ve gerekse yorgunluğu sebebiyle oğullarını saltanata ortak ettiğini ve kendisinin Konya’da hüküm sürerek bir bakıma rahat bir saltanat sürmek istemesinin akla daha yakın olduğunu Abdülhaluk Çay belirtir[12]. Kamuran Gürün ise “Kılıç Arslan, belki de oğulları arasında bir mücadeleye sebep bırakmamak için bu bölmeyi yapmıştır”[13] diyerek görüş belirtir.

I.Gıyaseddin Keyhüsrev, babası II.Kılıç Arslan tarafından merkezi Uluborlu olan Bizans sınır eyaletine melik tayin edilmişti. Bu eyalet, kuzeyde Kütahya yakınlarına kadar uzanıyordu. Kütahya Türkler’ de, Denizli Bizans`ta idi. Kütahya’ya kadar olan topraklar da yeni fethedilmişti. Fakat onun melik olması daha eskilerdedir. Çünkü Konya batısında Tekke köyü adlı bir köyde onun melikliğinde babası da sağ iken yapılmış bir yapıya ait kitabe vardır. Bu kitabede I.Gıyaseddin Keyhüsrev melik olarak anlatılmıştır. Sultan, babası II.Kılıç Arslan olup, Keyhüsrev veliaht olarak belirtilmiştir.

Keyhüsrev’in buradaki meliklik döneminde bazı genç yetenekler küçüklüklerinden itibaren Keyhüsrev’in yanında bulunmuşlardır. Bunlar arasında iki kişinin daha bu dönemde, yani 1182`yi takip eden yıllarda genç birer asker olarak Keyhüsrev’in maiyetinde bulundukları anlaşılmaktadır. Bu olay Kanuni Sultan Süleyman ve sonradan Maktul olarak anılacak olan İbrahim Paşa ile çocukluktan beri arkadaş olmalarına benzerlik göstermektedir.

I.Gıyaseddin Keyhüsrev tahta geçtikten sonra ağabey’i Süleyman Şah, saltanat iddiasında bulunup mücadele etmeye başlamıştır. Kendisini haklı göstermek için politik oyunlar oynayarak I.Gıyaseddin Keyhüsrev’i tahttan indirmek için sahaya yeni kartlar sürmüştür. O menfi propaganda ile rakibi Keyhüsrev’in halk nezdinde saygınlığını kaybettirip, onu halkın desteğinden yoksun bırakarak bertaraf etmek için ortaya bazı dedikodular da yaymaktan geri durmamıştır.

Bu propagandalar şöyledir; Anonim Selçukname’nin verdiği bilgilere göre; “Sultan I.Gıyaseddin Keyhüsrev, Avarızoğlu ve diğer dört emirle babasını öldürtmüş, daha sonra bunları yakalamış ve ellerini ayaklarını keserek ateşe attırmıştı. Bunu gören diğer emirler kaçarak Rükneddin Süleyman Şah’a sığınmıştı. Bu duruma canı sıkılan Rükneddin Süleyman Şah; ‘Bu alçak dünya yüzünde babasını öldüren adamın öldürülmesi vaciptir’ diyerek Konya üzerine yürümüştür.”[14]

Bu politik hareket hiç şüphesiz Sultan Keyhüsrev’e karşı yürüyüşü meşru göstermek ve halkın kendi yanında tavır almasını sağlamaya yöneliktir.

Tahta iki kere geçen I.Gıyaseddin Keyhüsrev dönemi Türkiye Selçukluları için bir dönüm noktası sayılabilir. Çünkü bütün Türk devletlerinin kısa süreli hayatta kalmasının en büyük sebeplerinden olan merkezi otoritenin zayıflığını, Gıyaseddin Keyhüsrev, devleti kurumsallaştırarak gidermiş kendisinin oğlu olan Alaaddin Keykubad dönemi Türkiye Selçuklularının altın çağı olmuştur. Bu durum amcazadeleri olan Büyük Selçuklu hükümdarı Sultan Alp Arslan’ın devletin iç sorunları yanında dış sorunlarını büyük ölçüde çözüp kendisinden sonra tahta geçen Melik Şah’ın Büyük Selçuklular’ın en güçlü olduğu dönem ile kendilerinin veliahdı olan Osmanlı Devleti hükümdarı Yavuz Sultan Selim’in Memlük ve Safeviler gibi hayati iki dış sorunu çözdükten sonra Kanuni Sultan Süleyman’ın devlete zirve çağını yaşatması ile aynı olaydır. Denilebilir ki devletin ömürlerini uzatanlar yaptıkları kurumsallaşma ve çözdükleri hayati sorunlarla bu hükümdarlardır. İşte pek tanınamayan I.Gıyaseddin Keyhüsrev’in şahsiyeti hakkında ufak bir değerlendirme yapacağız.

Anonim Selçukname’de ayaklarının 6 parmaklı olduğu kaydedilen[15] I.Gıyaseddin Keyhüsrev uzun boylu, cesur ve kuvvetli bir insan idi II.Kılıç Arslan, diğer oğulları gibi I.Gıyaseddin Keyhüsrev’e de Atabegler ve muallimler tayin ederek onun iyi bir tahsil ve terbiye ile yetiştirilmesine özen göstermiştir. Sultan I.Gıyaseddin Keyhüsrev diğer Selçuklu sultanları gibi hür düşünceye ve geniş dini müsamahaya sahip bir düşünceye sahipti.

Pazartesi ve Perşembe günleri oruçlu bulunurdu. Bizzat adliyede bulunur ve mazlumların haklarını verirdi.[16] I.Gıyaseddin Keyhüsrev her gün selamlık sofasında oturup kadı ve müftüyü celb ile dava dinliyordu. Alaeddin Keykubad’a kadar devam eden bu uygulamada hükümdarlar divan işleri ve adli meseleleri ikindi vaktine kadar görüşüp, sahib veya vezire havale ediyorlardı. Şer’i davalar ise kadıya havale edilirdi.

I.Gıyaseddin Keyhüsrev`in Konya`yı muhasara ettiği sırada kendisinin başa geçemeyeceği doğrultusunda fetva veren Kadı Tirmizi`yi tahta geçtikten sonra idam ettirmesi aleyhinde bir hadise olarak kaydedilmiştir.[17]

I.Gıyaseddin Keyhüsrev alçakgönüllü, mütevazı ve şefkatli bir hükümdardı. Ağabeyi Süleyman Şah, kendisinden saltanatı talep ederek Konya’yı kuşattığında bu durumun halk üzerindeki olumsuz etkisinin artması üzerine halkının daha fazla zarar görmemesi için sultanlık hakkından feragat etmiş ve bu sebeple ağabeyi ile anlaşarak saltanatı ona bırakmıştı. Bu durum I.Gıyaseddin Keyhüsrev’in aynı zamanda egoist olmayan ve halkın huzurunu düşünen ve kendisi için değil, halkı için yaşayan fedakâr bir insan olduğunu da gösterir.

I.Gıyaseddin Keyhüsrev, bilginlere hürmetkârdı. Hocası olan Şeyh Mecdeddin İshak’ı ikinci defa tahta çıkınca Şam’a özel mektup yazarak davet etmişti. Mecdeddin İshak`ı, Konya’ya geldiğinde merasimle karşılayıp duasını aldı. Daha sonra onu Malatya Meliki olan büyük oğlu İzzeddin Keykavus’a “kendisine yaptığı hocalık ve rehberliği oğluna da yapmak üzere” gönderdi. Şeyh Mecdeddin İshak, bilindiği Şeyh Sadreddin Konevi hazretlerinin babasıdır.

İstanbul`da bağımlı bir hayat geçirirken, ecdadı Alp Arslan ve Melik Şah’ın neslinden geldiğini, Kılıç Arslan gibi şanlı bir sultanın oğlu olduğunu, şark-garp kavimlerine hâkim ve Bizans İmparatorlarını haraca bağlayan bir hanedana mensup bulunduğunu gururla söylemesi ve bunu etrafına hissettirmesi milli şuuruna ne kadar bağlı olduğunun bir kanıtıdır.

Son olarak Tarihçi Ravendi, Keyhüsrev`in özelliklerini şu şekilde anlatır;

“Ebu`l-Feth Keyhüsrev, haklara riayeti adet edinmiştir; iş ehlini kullanmayı, valilikleri itimad edilir meşhur kimselere vermeyi, yapılması zaruri olan işlerden bilirdi. Sultan Keyhüsrev, Selçukoğulları sultanlarının eskiden göstermiş oldukları adaleti ve siyaset yollarını kullanmalarını, kendinin övülmeye layık yeni kaidelerini ilave ederek tazelemiş ve canlandırmıştır. Küstah insanların koymuş oldukları kötü adetleri ortadan kaldırmış, bu suretle insanlar sakin ve müferreh olarak, sırtlarını emniyet ve kaygusuzluk duvarına dayamışlar ve murad sürmüş zalimler onun zamanında aman dilemişlerdir. Puthaneler yerine medrese ve mescitler yapılmış, Selçukoğulları sultanlarının kurdukları devlet sayesinde Rum Kayserleri Müslüman olmuşlardır. Padişah Keyhüsrev`in kıymet ve itibarı kötü dinlilerin adetlerini katlayıp ortadan kaldırmıştır”[18]

I.Gıyasedin Keyhüsrev’in şahadetiti üzerine Ravendi, Keyhüsrev’i şehit eden için: “O alçak, yerlere serilmiş, bayrağı baş aşağı edilmiş düşman, darağacında feryat ve figanla yaşasın! Ülkesi, Gıyaseddin’in ordu ve askerinin hücum ve çiğnenmesinden harap ve darmadağınık, kalp ve ciğeri mihnet ateşi üzerinde yanıp kebap olsun! Gönlü goncanın etek ve yakası gibi yırtık, ciğeri eziyet darbesi ile kanla dolu olsun. Padişah’ın uğurlu devri, O Tanrı gölgesinin mübarek şahsı gibi şadlıkla beraber bulunsun![19]”
----------------
[1] Mükrimin Halil Yinanç, Türkiye Tarihi Selçuklu Devri, Anadolu`nun Fethi
[2]O.Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye
[3]O.Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye
[4] Erdoğan Merçil, Müslüman Türk Devletleri
[5] Öztuna T.Yılmaz, Başlangıcından Zamanımıza Kadar Türkiye Tarihi
[6] Osmanlı Ansiklopedisi
[7] Erdoğan Merçil, a.g.e.
[8] O.Turan, a.g.e.
[9],Osman Turan Keyhusrev I”, A, C.VI, MEB yay
[10] “Keyhüsrev”, Yeni Türk Ansiklopedisi, C.V, Ötüken yay
[11] “Keyhüsrev”, Yeni Türk Ansiklopedisi, Osman Turan Keyhusrev I”, Osman Turan Selçuklular Zamanında Türkiye, Ali Sevim -Erdoğan Merçil, Selçuklu Devletleri Tarihi, TTK yay, Abdulhaluk Çay, II.Kılıç Arslan, Kültür Bakanlığı yay
[12] Abdulhaluk Çay,a.g.e
[14] Anonim, Selçukname (Anadolu Selçuklu Devleti Tarihi III)
[15] Anonim Selçukname
[16] Anonim Selçukname
[17] İbni Bibi, Selçuk Name
[18] Ravendi ,Rahat-üs-Sudur Ve Ayet-üs-Sürur, C.I, Çev: Ahmed Ateş, TTK yay
[19] Ravendi,a.g.e

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder