28 Ocak 2015 Çarşamba

Tengriler Otağı Efsanesi "Soyların Çöküşü" -2-

Bir önceki hikayeyi okumak için tıklayınız.


            Çağlar çağları kovaladı. Acundaki Han soyları çoğaldıkça çoğaldı. Hanlar bazı zamanlarda Altın Otağ’da bir araya geliyorlar, kimi kararlar alıp, birbirlerine danışıyorlardı. Erlik Han ise hapsedildiği yerin yedi kat dibinde, özgür kalmak için fırsat kolluyordu. Onun çıkmasını engellemek görevini yeryüzünün hakimi Ülgen Han’a vermişlerdi. Ülgen Han, Temir Tengri’nin elleri ile dövüp, kendine armağan ettiği pusatlar ile yer kapısına diktiği otağında Erlik Han’ı gözlüyordu. 

20 Ocak 2015 Salı

Tengriler Otağı Efsanesi; “Soyların Çöküşü” -1-


Önce, çok önce, acunun göbeğinde; bozkırda, her yer soğuğa, ayaza ve kara teslim olmuş iken bir anda zaman durdu. Gökyüzünde bulutlar dağıldı ve göğün katları yarıldı. Yeryüzüne bir damla ışık süzüldü. Toprağın tam yüreğine düştü. Nice zaman sonra küçücük, mavi bir filiz, taşları aşındırdı, yavaş yavaş yerin bağrını deldi ve yukarıya; geldiği yere doğru yükselmeye başladı. Yükseldi, yükseldi ve yükseldikçe belirginleşti. Beş dalı peyda oldu. Beş dalın gölgesi beş yöne uzadı. Dallar büyüdükçe ağırlaştı. Ağırlaştıkça eğildi. Her dalın ucunda iki tane koza, baş aşağı uzanmaya başladı. Kozalardan biri altın, diğeri gümüştü. Sonra gök gürledi, göğün göğsü yeniden yarıldı. Yarılan gökten beş ışık süzüldü, ışıklar ağaca doğru ilerledi, büyüdükçe büyüdü.  Işıklardan her biri, ağacın yönlerinde duran beş dalın ucuna asılı kozaları aldı ve her biri beş farklı yöne doğru ışıklarını yayarak uzaklaştı. İşte, yaşam ağacının görevi, burada yeni bir yaşam için sona erdi...

Çağlar geçti. Yaşam ağacında yetişen kozalar, dağıldıkları beş yanda beş kardeş soyu meydana getirdiler. Her biri diğerinden daha güçlü ya da daha cesur değildi. Bu kardeş soylar bir arada yaşıyorlar, sahip oldukları her şeyi; hatta topraklarını bile bölüşmekten çekinmiyorlardı. Her birinin kendine has çadırı, kendine has atı ve kendine has pusatları vardı. Kurdukları koca devlette beş ayrı bölgede yaşıyorlar, beş kağan tarafından adaletli bir şekilde idare ediliyorlardı.
***

7 Ocak 2015 Çarşamba

Dinin İdeolojisi veyahut İdeolojinin Dini

3 Nisan 1995 Time Dergisi Kapağı
 İslamofobi kavramının 11 Eylül olayları sonrasında "Batı" ya da tam anlamıyla "Hıristiyan Batı" tarafından kasıtlı olarak yükseltilmesi ve yeniden "Crusade" kavramının "Dinin İdeoloji" olan ilişkisi yeniden kendini güncellediğini söylemek mümkün.  Akla ilk olarak "İslam" gelse de bunun böyle olmadğına ilk örnek olarak Japonya ile başlayalım:

Aum Şinrikyo (オウム真理教) yeni adıyla "Aleph", Japonya'da kurulan dini örgüt. 1984'te Shoko Asahara tarafından Tokyo'da kuruldu. 20 Mart 1995'te Tokyo metrosunda sarin gazıyla yaptıkları eylem 12 kişinin hayatını kaybetmesine sebep oldu. Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Avrupa Birliği tarafından terörist örgüt ilan edildi.

20 Mart 1995 tarihinde örgüt üyeleri Tokyo’nun çeşitli metro istasyonlarına aynı anda kimyasal sinir gazı olan sarin gazı yaymış, 12 kişinin ölümüne, 6.000’den fazla kişinin yaralanmasına neden olmuştur. Grup, 1994’te Japonya’da meydana gelen diğer esrarengiz kimyasal kazalardan da sorumlu tutulmaktadır. Biyolojik maddeler kullanarak yaptığı terör saldırıları başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
Örgütün kurucusu Shoko Asahara, Mayıs 1995'te Japon polisince tutuklanmıştır. İdama mahkûm edilen Asahara, 29 Ocak 2009'da asılarak idam edildi.[1]

“Sadece Siz Sıradan Bir İnsansanız,
Herşey Size Sıradan Gibi Görünür”

Charles Dickens[2]