27 Nisan 2015 Pazartesi

Doların Yükselişi Üzerine sürüm 1.1

Sürüm Notu: İlk sürüm sadece Türkiye odaklı idi. 1.1 sürümünde ise doların genel seyrine dair kıymeti kendinden menkul ve bir o kadar da doğruluğu meçhul bazı analizler eklendi.

BBC Türkçe'nin bir haberine göre dünya endekslerine göre 2015 yılbaşı itibari ile dolar karşısında en çok kaybeden para olmayı başarmış Türk lirası. Haberi buradan veya makalenin en alt kısmında belirtilen linkten kontrol edebilirsiniz. Birileri ise Türk lirasının değersiz olmasının sözde avantajlarını anlatmaya çalışıyor. Peki, bu işin artısı eksisi nedir? İktisattan çok da anlamayan biri olarak basit sayısal mantık yürütmeler yaparak izah etmeye çalışalım:

Türkiye'yi üreten bir devlet olarak varsayalım, basit iktisadi bakış ile;


Hammedde, yarı mamül ya da mamül olarak üretimlerinizin fiyatı iç pazarda sabit kalıp, kur değişimi nedeniyle dış pazarlarda ucuzlayacak olduğundan;
- İhracaatınız artar (tabii bununla üretebileceğiniz katma değer önemli).
- Yerli sermayenin dışa çıkışı azalır(sermayenizin gerçekte ne kadar "milli" olabildiği ile ilişkili)
- Ülkenizin turizm gelirleri artar. (gelen turistlerin niteliği ve turist çekebilirliğiniz önemli)
- Yerli üreticinin global piyasada şansı artar, rekabet gücü gelişir. (bunun için yeterli danışmanlık önemli hususların başında gelir.)

Ancak ve ancak gelelim, Türkiyemizin gerçeklerine:

- Türkiye üretici bir ülke değildir. (üretici ülke denklemi basit; cari açık* varsa üreten ülkeden bahsedilmez. )
- Türkiye'de olan üretim, elektronik ve petrol gibi katma değeri yüksek olan sektörlerde ithalaata dayalıdır. yani yurtdışından gelen ürünler işlenerek ihraç edilir. Tekstil sektöründe ise yıllardan beri süre gelen başarısız programlar nedeniyle tam manasıyla markalaşma sağlanamadı.
- Türkiye özellikle petrol ve diğer enerji kaynakları konusunda yurt dışına bağımlıdır. Bu da ülkeden daha fazla para çıkışı demek. Mevcut üretim için de enerji kaynaklarına ihtiyaç var. Ülkemizde dünyanın pahalı petrolü kullanılıyor olmasına karşın, harcanan her birim petrol türevi ürün ülkemizden çıkan belirli bir meblağ demektir.
- Türkiye'nin elektrik üretiminde önemli bir yüzde payı doğalgaz çevrim santrallerine aittir.
- Türkiye'de kaç milyon otomobil ve otobüs gibi motorlu taşıtın olduğunu hiç söylemek istemiyorum.
- Evet, tüm dünyada dolar yükseldi fakat ortalama artış oranının iki katı bir performans sergiledik. Hatta yapılan haberlere göre dünyanın en kötü performansını sergiledik.
- Anlaşılan merkez bankası rezervleri de bu dolar dalgalanmasını dengelemeye yetmiyor. Faiz düşür inadı devam ederse ülkedeki sıcak para akışı daha da kısılacağından ötürü dövizin daha da çok yükselmesi kesindir.

Kaçak elektrik ve kaçak mazot gibi mevzulara, kayıt dışı ekonomi ve kara para gibi ekonomik karadeliklere ise hiç girmiyorum...

Korkarım ki bu bedeller de Türklerin cebinden çıkacak.

Peki; küresel manada ve yerel manada; moda tabiri ile "glocal" küre-yerel inceleyecek olursak;

USD yani dolar, her şeyden önce Amerikan ekonomisi birebir ilişkilidir. Burada dünyanın en büyük ekonomisinden ve dolayısıyla en büyük cari açığından, en büyük borcundan, en büyük kredilerinden bahsediyoruz. Devasa şirketlerin bir arada olduğu ülke. Geçtiğimiz yıllarda yaşanan "Mortgage Krizi" sonra krizin daha çabuk atlatılabilmesi ve para döngüsünü hızlandırabilmek adına Amerikan Merkez Bankası FED, faizlerini düşürdü(0-0,25)yatırımcıları finans sektöründen daha fazla istihdam yaratacak reel sektör alanlarına yönledirdiler. Yani piyasada fazladan dolar vardı. Arz talep dengesinden ötürü dolar tüm dünyada değer kaybederken biz Türk Lirası - Dolar paritesine bakarak ekonomik olarak güçleniyoruz, büyüyoruz, aman ne güzel masalları anlattık birbirimize. O ninniyi de o kadar çok sevdik ki hükümetimizin ekonomik programını övedurduk, istikrar hikayeleri uydurduk vs...

Yatırımcılar bu parayı haliyle bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde çeşitli kulvarlarda değerlendirdiler. Borsalara yatırım yaptılar, iş yerleri satın aldılar, mağazalar açtılar. Türkiye vb. ülkelere bu dönemde önemli miktarda dolar yatırımı gelmiş oldu. Kendini güvende hissetmek isteyen kazan - kazan yatırımcı ise en basitinden parasını TL'ye çevirerek faiz olarak parasını değerlendirdi. Biz de bu arada sıcak para akışı ile "cari açık" denilen kara deliğimize yama diktik... Fakat yamamız ne kadar sağlamdı, onu düşünmedik. Bir rüzgar çıktığında acaba o yama yerinden uçup gider miydi diye pek düşünmedik sanırım.

İnşaat sektörüne abandıkça abandık. Yerine yapılabilecek daha uzun vadeli yüksek getiriler sağlayan üretim tesisleri gibi yatırımlar, ağır sanayi gibi gerçekten ülkeye getiri ve kazanım sağlayacak yatırımlara pek sıcak bakmadık. AVM'ler ile bir sanal kalkınma ve tüketim bazlı bir ekonomiye doğru ilerledik. Marka takıntıları ve iPhonelar edindik. Bilimsel araştırmalar ve Ar-Ge yapmak ise hiç işimize gelmedi. Kadınlarımız dizilerde gördükleri sahte dünyaların esiri oldu ve böylesi bir yaşam için inat ederken bir yandan da "2,5 milyar benim mazotuma yetmez" dedi...

2013'e gelindiğinde ise FED strateji değişikliğine gitti ve yatırımcıları açık şekilde daha tasarruflu olmaya itti. Bu şekilde yeni "Mortgage" krizlerinin önüne geçmek ve yeni sermaye birikimlerini hedefledi. Sonuç olarak tahvil alım politikası durduruldu. Haliyle dolar arz - talep dengesi yeni bir hedef edindi ve yükselmeye başladı. Haliyle o çok büyük kavgalara neden olan faiz oranları hem cari açığı dengelemek hem de dolar fiyatlarını daha stabil bir seviyeye çekebilmek adına faiz yükseltme kararı aldı ve uyguladı.

Faiz tüm İslamî hassasiyetlerce kötüdür, haramdır ve yasaktır. Faizin ekonomistlerce de okuduğum kadarıyla çok sevilen bir olgu olduğunu söylemek zor. Ancak maddi sıkıntı yaşayan bizim gibi ülkeler için "para çekebilmek" adına önemlidir. Bunun dengesinin iyi yakalanması gerekir. Gereksiz yüksek faiz ise istihdamın düşmesine dolayısıyla işsizlik artışına neden olur. İnsanlar kredi çekmek ve doğru orantılı olarak yatırım yapmaktan çekinirler. Yoksa kaldıralım faizi, herkes mutlu olsun. Fakat bu iş çok kolay değil. Hele ki dünya pazarlarında yer edinememişseniz, hele ki enerji gibi hayati bir konuda dışa bağımlı iseniz, hele ki bizdeki gibi koca bir cari açık varsa. Basit anlatım ile ülkenizden para sürekli olarak eskiliyorsa...

Hadi diyelim ki faizleri kaldırdık, neler olabilir:

- Dolar gitgide daha da yükselir, çünkü eldeki doların ömrü belli... Dolar edinmek için daha fazla TL vermek zorunda kalırız.
- Yabancı yatırımcıyı tutmak için pek de cezbedici bir ülke olmadığın ortaya çıkar. Net gelir isteyen ve risk almak istemeyen tüm yatırımcı kaçar, gider. Çok basit denklem; kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez. Kaz yoksa tavuğu da vermezler.
- Ağır sanayi sektörlerimizin zayıflığından ve talep edilen bir Ar-Ge çalışmamız olmadığı için durumu kurtarmamız ise zor görünüyor. Basit bir gösterge ile akıllı telefon hamlesinde bile en az 3 sene geç kaldık. Onun ise ne kadar yerli olabildiği ve işlevselliği ise farklı bir tartışma konusu. Mühendis gözüyle "atın çöpe". Bu kadar net.
- Siyasi hadiseler karşısında ve uluslararası camiada oluşan Türkiye'nin içinde yer aldığı olumsuz haberlerin de peş peşe gelmesi ise yatırımcı açısından ayrı bir handikap. Kaz tehlikede ise tavuğu geri çekersin. 

Ha bu arada paranın "rengi" olduğuna inanmayanlardanım. Arap Sermayesi ya da Batı Sermayesi hepsinin belirli bir hareket mekanizmaları vardır ve herkes asgari risk ile azami getiri edinmek ister. O kelli felli "portfoy yöneticilerinin" tek amacı vardır. Daha fazla kazanmak...

Tabii tüm bu olanlar 120 dolardan 40 dolar seviyelerine inen(şu ara 64 dolar seviyesinde) petrol fiyatlarına rağmen gerçekleşti. Eğer petrolün tekrar eski seviyelerinde olduğu bir dünyayı tasavvur etse idik, şu an içerisinde bulunuğumuz vaziyetin en az iki kat daha kötü olacağını söyleyebiliriz.

El hasılı kelâm iktisat bilmeden üzerine bir makro iktisat üzerine yazmaya kalkışmak herhalde böyle olurdu...

İşte tam da o yüzden; Kahrolsun paralleller(!), yaşasın başkanlık sistemi(!)**

Allahû Âlem(En doğrusunu Allah bilir.)


Not: Mevcut rakamlara göre Çin Halk Cumhuriyeti'nde Foxconn firmasında en düşük maaşla çalışan işçinin aldığı mevcut maaş 400 USD olduğu söylenegeliyor. Türkiye'de ise asgari ücret an itibari ile kur değerleri ile vatandaşın eline geçen para ile denk tutarlardadır. Yaşam pahalılığı endekslerini de hesaba katarsanız, durum çok daha vahim hale geliyor.

Not2: Genelde dipnot vermeye özen gösteririm ama bu seferlik böyle olsun...

Link: http://www.bbc.co.uk/turkce/ekonomi/2015/04/150416_ft_lira


* Cari açık: Bir ülkenin ithalaat (dış alım) ile ihracaat (dış satım) arasındaki farktır. Bu fark ülkenizdeki para eksilişine işaret eder. Ülkenizde döviz azalmasına neden olur. Dengelemek için ya çok ciddi bir turizminiz ya da ciddi dış yatırımlara haiz olmanız gerekir. Dış yatırım almanın en basit yolu ise "yüksek faizler"dir.
** İroni içerir. Yenilen futbol takımının hakemi ve zemini hatta hava şartlarını suçlaması, öğrencinin kaldığı dersten hocasını sorumlu tutması, kaza yapan şöforün çarptığı arabanın sürücüsünü suçlaması vs.. Bitmez bu mızmızlıklarımız. Başımıza gelen her kötülüğün sorumlusunun aslında bir başkası olması... İtiraf edemesek de gizli bir isyan halindeyiz...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder