19 Nisan 2015 Pazar

Türkçe Ezan Hususunda Doğrular ve Yanlışlar

Türk siyasi tarihinde bazı hadiseler vardır ki polemiklerle güncel siyasetteki yerini korur. Biraz kurcalandığında sinirler gerilir yahut tartışma adabının yerini suçlamalar alır. İşte Türkçe ezan böyle bir meseledir. Nitekim ne zaman okunmaya başlandı, nasıl kaldırıldı, neden kaldırıldı, kimin döneminde yasaklar vardı gibi sorularla doğrular, yanlışlar, iddialar bulunmakta.

1. Türkçe ezan fikri ne zaman ortaya çıktı?

Yanlış – Ziya Gökalp'le ortaya çıktı.

Doğru – Hayır, Türkçe ezan fikrinin ilk ortaya çıkışı Ziya Gökalp'ten eskidir. Hatta birazdan vereceğimiz kaynağın ötesinde de muhakkak bilgiler mevcuttur. Özellikle kadim dostum Arkeolog Sergen Çirkin'in Türkçe Kuran ile ilgili çalışmalarını henüz temin edemeyip tetkik edemediğimizden gerek o gerek başka araştırmacılar, tarihçiler tarafından ortaya çıkış hakkında noksan kalan bir yanı varsa katkıda bulunmalarını talep ediyoruz. Türkçe ezan ile ilgili önemli söylem, batılılaşma ile ilgili bir çok şeyin ilki niteliğindeki çıkışları bilinen Ali Suavi'ye aittir. Ali Suavi, Ulum gazetesinde 'Lisan ve Hatt-ı Türki' başlıklı yazısında namazın Türkçe kılınabileceğini iddia etmiş, iddialarına dayanak olarak Ebu Hanife'yi gösterdi. Ali Suavi, surelerin Türkçe'ye çevrilmesinin yanında hutbenin de Türkçe okunmasını savundu. Hatta bu dönemde Ali Suavi'nin Türkçe hutbe okuduğuna dair bilgiler de bulunuyor.




Osmanlı zamanında Türkçe ezana dair bir anekdotta Macar seyyah İgnaz Kunoş'un 1926 yılında İstanbul Üniversitesi'nde verdiği bir konferansta geçer. Konferans metni İlhan Başgöz tarafından yayınlandı. Bu metinde İgnaz Kunoş, 1885 yılında gezdiği İstanbul'a dair şunları aktarır; "Gel Şehzadebaşı'ndakı sakin kahveler. Direklerarasındaki kıraathaneler… Biri söylerse öbürü dinler. Akşam da oldu ikindi, mumlar şamdanlara dikildi. Şerefeye çıkmış müezzinler, Kıble tarafına dönüp ellerini yüzlerine örtüp ince ince ezan okumaya başladılar: Yoktur tapacak, Çalabdır ancak."  İgnaz Kunoş'un aktardıkları doğru ise 1885 yılında münferit okunan bir Türkçe ezanı dinlediği anlaşılıyor.

2. Ziya Gökalp'in Türkçe Ezan ile İlgili Dizeleri Var Mı?

Evet. Bu hususta aksini söyleyen olmadığı için yanlış bir söylem bulunmuyor. Ziya Gökalp'in dizelerine gelecek olursak;

"Bir ülke ki, camiinde Türkçe ezan okunur.
Köylü anlar manasını namazdaki duanın
Bir ülke ki, mektebinde Türkçe Kuran okunur
Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hüda'nın
Ey Türk oğlu, işte senin orasıdır vatanın."

Ziya Gökalp'in Atatürk'ün fikirleri üzerindeki etkisi malumdur. Atatürk kendisinden 'fikirlerimin babası" diye bahseder.Türkçe ezanın ardındaki dinamiğin laiklik mi Türkçülük mü olduğu sorusu bu yazının  kapsamı dışında kalsa da Türkçülüğün görmezden gelinmemesi gerektiğini sanırım vurgulamış olduk.

3. Türkçeye Çeviri Çalışmalarında Felah Kelimesi Neden Değişmedi?

1931 senesinin Aralık ayında Atatürk'ün de bulunduğu bir toplantı ile çeviri çalışmaları başladı. Dokuz hafız bu iş ile görevlendirildi. Çalışmalar sonunda oluşturulan ezan metni ilk kez 30 Ocak 1932′de okundu:

Tanrı uludur
Şüphesiz bilirim bildiririm Tanrı'dan başka yoktur tapacak
Şüphesiz bilirim bildiririm Tanrı'nın elçisidir Muhammed
Haydi namaza
Haydi felaha
Namaz uykudan hayırlıdır*
Tanrı uludur
Tanrı'dan başka yoktur tapacak

Burada dikkati çeken husus Hayya alel-felah'ın Haydi kurtuluşa olarak değil haydi felaha olarak çevrilmesi idi. Bununla ilgili iki iddia bir izah bulunuyor. Öncelikle iddialara bakalım:
Yavuz Bahadıroğlu'nun** ortaya attığı iddiaya göre felah yerine kurtuluş kelimesinin kullanılması, namazın kurtuluş olarak çağrılması 'döneme uygun değildi'. Bahadıroğlu'nun bu konu ile ilgili açıklamalarının sosyal medyada video paylaşım sitelerinde bulunmakta, teferruatına inmek isteyenler olacaktır diye haberdar edelim.

İkinci iddia ise, İstanbul'un Şişli ilçesinde bulunan Kurtuluş semti hakkındadır. Kurtuluş semtinin o tarihteki ekseriyetini gayrimüslim vatandaşlar oluşturuyordu. Ezanda Kurtuluş semtinin çağrıştırılmaması gerekçesiyle böyle bir tercüme yapıldığı iddia edilir.

Bu mevzudaki tek izahat ise prozodi, yani güfte beste uyumudur. Metnin 10l'uk ölçü ile oluşturulduğu, kurtuluş kelimesinin ölçüyü bozacağından felah kalmasının tercih edildiği yönündedir

4. Türkçe Ezan Zorunluluğu ve Kanun Ne Zaman Çıktı?

Yanlış – Atatürk döneminde Arapça ezan yasaklandı.

Doğru – Atatürk döneminde bir genelge bulunmasına rağmen TCK'ya madde eklenmesi 1941′de oldu. 18 Temmuz 1932′de yurtta Türkçe ezan okunmasına dair genelge Diyanet İşleri Riyaseti tarafından camilere gönderildi. 4 Şubat 1933′de ise buna uymayanların cezalandırılacaklarına dair bir genelge gönderildi. Ancak bu konuda bir kanun çıkarılmadı. Genelge ile kalındı. Ezanın Arapça okunmasını yasaklayıp Türkçe'den başka bir dilde okunmasını cezalandıran kanun 1941 yılında çıkarıldı. Yani Atatürk artık hayatta değildi. 1941 yılında çıkan 4055 sayılı kanuna göre Türk Ceza Kanunu'nun 526. maddesine eklenen fıkraya göre Türkçe'den başka bir lisanda okuyanlar (Arapça kelimesi tercih edilmemiştir) üç aya kadar hapis ve 10 liradan 200 liraya kadar para cezasına çarptırılacaktı.

5.Türkçe Ezan Uygulaması Ne Zaman Sona Erdi?

Yanlış- Adnan Menderes Türkçe ezanı kaldırdı.

Doğru- Ezanın Arapça okunma yasağı kaldırıldı. Yani şuan teknik olarak başka bir lisanda okunmasının önünde yasal engel bulunmuyor. 14 Mayıs seçimlerini kazanan Demokrat Parti resmen seçim beyannamesinde Türkçe ezan ile ilgili bir vaatte bulunmayıp konu hakkında tavrını belli eden açıklamalar ile yetinmişti. 22 Mayıs'ta hükümetin kurulmasının ardından 31 Mayıs'ta Tokat vekili Ahmet Gürkan, 2 Haziran'da da Kayseri vekili İsmail Berkok'un verdikleri teklifler ile 14 Haziran'da  TBMM mesaiye başladı. Kanun görüşmeleri dışarıdan hoparlörler ile ziyaretçilere dinletildi. Yani Türkçe ezan değil Türkçe'den başka lisanda ezan okunmasını yasaklayan kanun kalktı. 16 Haziran'da ilgili hükmü kaldırdı. Böylece ezan aslıyla tekrar okunmaya başlandı.  Hatta Cumhurbaşkanı'nın onayı gibi prosedürler beklenilmeden aynı akşam Arapça ezana dönülürken, Cumhurbaşkanı Bayar'ın onaylamada çabuk davranmaması bir hükümet krizine dönüşecek iken Mükerrem Sarol'un aracı olması ile sükunetle sonlandı. Başbakan Menderes, Bayar'ın ağırdan alan tutumu üzerine istifa kararı alıp Mersin'e gidecek iken Sarol bunu önledi.

Neden kaldırıldı sorusuna gelecek olursak bunun tabandan gelen bir istek olduğu sözlü araştırmalarda da görülmüştür. Hatta 1957 seçimlerinde DP'nin seçim çalışmalarında bu icraata atıfta bulunduğu görülmektedir. Toplumun önemli bir kesiminden destek görmeyen bu uygulamanın CHP tarafından değiştirileceğine dair bir iddia da dönemin CHP vekili Cemal Eyüpoğlu tarafından dile getirildi. 1950 seçimlerinden önceki son CHP hükümetinin diğer uygumaları ve Başbakan Şemsettin Günaltay'ın açıklamalarına bakıldığında CHP'nin seçimlerden sonra buna el atacağına yönelik iddialar kuvvet kazanıyor. Nitekim yasağı kaldıran oylamada CHP de lehte oy kullanmış idi.

*Sadece sabah ezanında...
** Gerçek adı Niyazi Birinci olan Nurcu kesimde tarih üzerine yazdıkları çokça okutulan yazar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder