16 Eylül 2015 Çarşamba

Psikolojik Mücadele ve İdeal Savaş Sanatı


Bir rakip (somut ya da soyut) karşısında fiziksel hareketleri yapmaya başlamadan önce bazı davranış tercihlerinde bulunabiliriz. Kişiler, kurumlar ve cemiyetler arasındaki diyalog, iletişim sırasındaki enerjiye göre her zaman fiziksel mücadeleye dönme riski taşıyabilir. Fiziksel mücadele, öncesinde yaşanan psikolojik sürecin kim tarafından nasıl yönetildiğine bağlı olarak kesin sonuçları belirler.

Sıradan günlük hayatta sorunları her zaman fiziksel yöntemlerle çözemeyeceğimize göre mücadelenin bir başka boyutu olan psikolojik savaşı da öğrenmek zorundayız. Unutmayalım ki ilk olarak "iradeler çarpışır".

Aile, vatan, hane savunması gibi konularda ortaya çıkan sorunlarda ise fiziksel mücadele veya fiziksel tepki daha çok öncelenir. Bu gibi olağanüstü durumlar dışında, sıradan ikili ilişkilerde ortaya çıkması muhtemel fiziksel mücadeleler kişisel tercihlerin çatışmasından doğar. Tüm İş, okul, aile, arkadaş veya tanımadığınız insanlarla, girdiğiniz ilişkileri kapsar...Aşağıda yazdıklarım tavır, davranışlar ve tercihler açısından bir savaş sanatçısını idealize etmektedir. Tabii bu bir bakış perspektifi...

İnsanlar tercihlerini genelde mantıksal (analitik karar) ve duygusal (içten gelen karar) sebeplere göre belirlerler. Duygusal sebeplere dayanan tercihlerin değişmesi biraz zordur. Çok fazla duygusal kırılganlık yaşanıyorsa değişme eğilimi gösterebilir. Sonuç olarak kişi bu kırılganlıkla birlikte pasifleşmeye veya tercihen agresifleşmeye doğru kayabilir...Mantıksal sebeplere dayanan tercihler ise koşullara göre çok çabuk değişebilir. Çünkü yeni koşullar, uyum sağlama zorunluluğu varsa mantığın yeniden kurulmasına neden olur. Aksi halde ortaya ciddi bir uyum sağlama sorunu çıkar. Aslında bu değişkenlik bir bakıma tutarsızlık ve çelişkinin doğmasına neden olur. Fakat kendi içinde doğaldır. Doğrudur demiyorum. Sadece kendi içinde tutarlıdır.

İnsan, hayatını akla dayalı tercihlere göre yaşayabilir, duygusal tercihlere göre de veya her ikisini yerine göre birlikte de kullanabilir. Tek bir tercih nedenine göre yaşamak sıkıntı oluşturabilir. Mesela sadece duygusal nedenlere dayalı tercihler dış dünyanın gerçekleri karşısında kırılganlık yaşamaya, mantıksal nedenlere dayalı tercihler de tutarsızlık, kişilik ve karakter sorunlarının ortaya çıkmasına neden olabilir.

Diğer bir bakış açısı ise, ki bana göre en doğru olan; kişiliği güçlendirerek mantığın ve değişkenlerin kişinin kendisine tabi olmasını sağlamaktır. Bu, sarsılmaz İnancın gücü ile elde edilebilir. Sarsılmaz inanç, koşulların kişiye göre oluşmasını sağlayan özgüvene dayalı bir güçtür. Doğrudan ve haktan yana olmak, bu konuda asla taviz vermemek sarsılmaz inancın temelidir. Sarsılmaz inancın en büyük düşmanı ise kibirdir. İnançla oluşan özgüven, gücü kullanma biçimi ve niyetindeki sapmayla birlikte aşırılığa kayabilir. Böylece dengesini yitirmiş inanç, özgüvenin kibire dönüşmesine neden olur. Temelde tüm düşünce ve davranış biçimlerinin çıkış noktası kişisel niyete dayanır. Dolayısı ile ikili ilişkilerde kazanmak için ortaya koyulacak diyaloglarda buna dikkat edilmelidir. Fiziksel mücâdeleden önce psikolojik savaşta etkin olmak daha önemlidir. 

Kendinden emin olan kişi sorununu fiziksel mücadele ile çözmek durumunda kalırsa kararlılık ve sarsılmaz inançtan dolayı kazanmaya daha yakın olan taraf olur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder