1 Aralık 2015 Salı

Janus Bağlamında "Akıllı" Dünyada Tekno-Siyaset

Yunan tanrısı Janus; iki yüzlü tanrı; tam aksi yönlere bakan iki yüzün sahibi...

Metaforik olarak ele alalım. Teknolojinin ak-kara, siyah-beyaz ve iyi-kötü yanlarını...


Akıllı teknolojiler hepimizin hayatının önemli bir mihenk noktası, hemen hemen odağına yerleşmiş durumda. Öyle ki bir anne çocuğundan daha çok akıllı telefonuna dokunuyor, sosyal medyaya giriyor, birileri ile iletişim kuruyor, vakit geçiriyor vs. İletişim elbette hayatın önemli bir parçasını oluşturuyor. Kullanılagelen ifadesi ile bu işte madalyonun öte tarafında ne var? Bu denli bir kullanım süreci/süreçleri için ne demeli?

Bundan birkaç sene evvel hürmet ettiğim büyüklerimden Prof. Dr. İskender Öksüz hoca benzer bir konuda "Homo Digitalis"[1] isimli bir bilimsel nitelikli gazete makalesi yayınlamıştı. Tabii Hoca, eskimemiş olsa bile yazısı artık bize birkaç yıl geriden bakıyor ve ne kadar da isabetli tespitler yapmış olduğunu o günlerden seslendiriyor. O günlerde emekleme döneminde olan teknolojiler günümüzde ise çocuk-genç, yaşlı-ihtiyar herkesin elinde ve evinde bulunuyor. Teknolojiye düşmanlık edecek ya da onun kötü olduğunu iddia edecek değiliz. Fakat sahip olunanın doğru kullanıldığı konusunda ciddi şüphelerim var.

Bir bilgisayar bilimcisi değilim, ancak bir nevi İskender Hoca'nın bahsettiğim makalesinde sunduğu argümanlar nazara alındığında "bilgisayar yerlisi" sayılırım. Bu makale kendisinin yazısına bir retrospektif bakış ve bir manada da onun makalesine farklı bakış açısı içerikte olup kendine has bir uzgörü(vizyon) de içermektedir.

Fazla bir bilgisayar bilgisi gerektirmeden artık elimizdeki telefon ve tabletlerin hemen hemen masa üstü bilgisayarlarla aynı işi yapacak düzeye gelmiş durumdadır. Lakin bunların büyük çoğunluğu zaman içerisinde tabir yerinde ise "heder" olmaktadır. 1928 Amerikan büyük krizinin sonunda ortaya çıkan yazılı olmayan kurallar gereği üreticiler artık "dayanıklı tüketim malzemeleri" olarak adlandırılan türden tüm gereçleri daha az dayanıklı üretmeye başladı ve çünkü sonunda artık daha yeni malzemeler piyasaya sürülmeli ve dolayısıyla insanlar bunları satın almaya sevk edilmeliydi.

Gelinen noktada ise bu durum bilişim dünyası için çok daha katı veya rijid bir hal almıştır. Dünyaca ünlü mikro işlemci üreticilerinden, hatta mikro işlemci üreticilerinin şüphesiz en önemlisi diyebileceğimiz Intel firmasının kurucularından Gordon Moore'un Electronics Magazine'de yayınlanmış bir röportajında "her 18 ayda işlemci üzerinde taşınan transistör sayılarının ikiye[3]" katlayacağı şeklinde bir ifade kullanmıştır.[2] İfadesi 1975 yılına gelindiğinde ise güncelleyerek 24 ayda bir şekline bürümüştür. Bu ifade zaman içerisinde "Moore Yasası" olarak adlandırılmıştır. Kimya biliminin öngörüleri yakın zaman içerisinde maddenin daha spesifik haliyle kullanılan silisyumun sınırları gereği bu hızın düşeceğini söylüyor olsa bile optik bilgisayar, kuantum işlemci ve atomik transistörler üzerinde yapılan tartışmalar bu hızın kolay kolay hayatımızdan eksilmeyeceğini göstermektedir. 

Kısacası elinizdeki tüm bilişim ürünleri her iki senede eskimekte, yarı ömrünü tamamlamaktadır. Yani açık bir şekilde su götürmez vaziyette "bilişim" dünyanın belki de en büyük sektörü olmaya namzettir. Sadece bununla sınırlı kalmayarak, işin içine biraz olsun pazarlama ile beraberinde gelerek; yeni donanım yeni yazılımları, yeni yazılımlar da yeni donanımları iştiyakla birbirine çekmektedir. Halbuki bir akıllı telefonun kendi gözlemlerin neticesinde ulaştığım kadarıyla; sosyal medya kullanımı ve internet erişimi haricinde kullanımı yok denecek kadar azdır. Çocukluk dönemimizde ajan filmlerinde gördüğümüz ses görüntü kaydetme, yer belirleme gibi unsurlar ile aynı zamanda açık hedef durumundayız.

Fakat son günlerde oldukça fazla işitilen "bedava internet" ve düşük maliyetli bilgisayar ürünleri işin arka kapısını açıyor. 

Bilişim sektörünün devleri konumundaki Google ve Facebook, bedava internet konusunda yoğunlaşmış gibi bir pozisyondalar. Özellikle gelişmemiş Afrika ülkelerine balonlar vasıtasıyla "bedava internet" yayılması için çeşitli araştırma geliştirme çalışmaları gündemde geniş yer kaplıyor.

Ucuz cihazların dağıtımı ve yaygınlaştırılması için ise süreç oldukça iyi işledi ve senede bir yenilenen cihazlar nedeniyle "gelişmiş" konumdaki ülkelerde oldukça adetli bir durumda çalışır durumda ya da az masrafla çalışır konuma gelebilecek cihaz birikti. Bu cihazların kendilerine ait bir borsa oluşturması ve bu ülkelere aktarılması için ise bir emek gerekmiyor. Seyir açık bir şekilde bu yönde ağır aksak kendine ilerleme alanı bulmaktadır ve daha da bulacaktır.

Peki, bütün bu olan bitenler ne demek oluyor? Daha açık bir ifadesi ile "yiyecek ekmeği olmayan Afrikalılar için internet erişimi götürmeye neden bu kadar hevesli bu Batı Medeniyeti?

Cevabı aslında bir o kadar basit ve basit göründüğü kadar komplike bir hadise.

Daha önce de kendisinden bahsettiğim John Arquilla'nın orta ölçekli ve çok yakın dönemlerde tıpkı "Medeniyetler Çatışması" ve "Tarihin Sonu" gibi geniş ölçeklerde yankı bulacağını düşündüğüm "Netwar" kavramı ile iktidarları devirmek, coğrafyalara yeniden biçim vermek mümkün durumdadır. 

Neslim; hayatı 140 karakter uzunluğundaki metinlerden okumaya alışkın olduğundan geniş ve bir o kadar da derin olan bu kavramı özetlemeye çalışacağım:

Arquilla'nın hareket noktası Birleşik Devletler ve Birleşik Krallık'ın Körfez Savaşları esnasında oldukça fazla insan ve para kaybettiğinden hareket ediyor. Net olarak ifade etmese de özellikle "sosyal psikoloji" teknikleri kullanılarak emellere uygun muhalif, anarşist ya da çatlak seslerin internet ve dolayısıyla "sosyal medya" unsurlarının kullanarak ön plana çıkartılması ve maddi olarak desteklenmesini ön görüyordu.

Daha önceki yazılarımın önemli kısımlarında da bu hadiseden bahsetmiştim. Ger ne kadar sosyal medya bireylerin inisiyatifinde görünen ve bu mihmâlde ilerleyen bir mecra gibi görünüyor olsa da bu sadece işin görünen ve gösterilmek istenen tarafıdır. Halbuki Batı; yahut tam anlamıyla Hıristiyan Batı'nın muhalif destekleme mecrasıdır. Demir Adam[4] ilk filmindeki bir Ortadoğulu terörist olarak lanse edilen militarst ve silah tüccarı arasında geçen diyalog esnasında silah tüccarının seslendirdiği üzere "bu coğrafyada bizim en önemli eksiğimiz teknoloji ve onu yönetmek".

Peki bu teknolojiler nasıl yönetilebilir?

Tabii ki milli yazılım teşebbüsleri ile bu mümkün olacaktır. Tıp ve teknolojinin ortak keşisim noktasında "bir teknolojiyi ilk sahiplenen olmak da son sahiplenen olmak da eşit derecede aptallıktır." [5] Kullandığımız cep telefonlarının her birinin internet bağlantısı ile beraber [6] bir GPS, kamera ve bellek sahibi olduğunu sanıyorum dillendirmeye gerek yok. Öyle ki sadece bir uygulama ile sizin telefon rehberinize, rehberinizdeki kimselerle görüşme sıklığı ve uzunluklarına, girdiğiniz internet siteleri ve şifrelerine, hatta müzik ve estetik algınıza erişim mümkündür. O halde milli yazılım hatta bu yazılımların üzerine kurulacağı donanımlar birer zorunluluktur. Pardus iyi bir deneme olsa da ekibin emekleme döneminde dağıtılması ve milli donanım denemesi poyraz.io lansman sonrası aylar geçmesine rağmen arpa boyu yol alınamaması ne kadar duyarlı(!) olduğumuzu göstermeye yeter de artar.

Tüm bunlara rağmen kısa yoldan ne yapılabilirin cevabı da mevcuttur: En önemli örnek ise cep telefonu kullanıcılarından ücretsiz yardım isteyen Vodafone öncülüğünde hazırlanan ve uygulanan Dreamlab[8] uygulamasıdır. Uygulama sayesinde kablosuz ağlarla bağlantı kyrulduğunda, cep telefonunuz şarjda ve şarj durumu yüzde 90'ın üzerinde iken oluşturulan sanal cluster[7]lar aracılığıyla kanser araştırmalarında faydanılan ve yüksek işlemci gücü gerektiren simülasyonlar için katkı sunabiliyorsunuz.

Başlanacak olası bir milli yazılım ve donanım denemelerinde, tıbbi araştırmalarda, üniversitelerce yürütülecek yine milli nitelikli bilimsel çalışmalar için benzer çalışmalar üretilerek neden hakiki manada geleceğe emin adımlar atmayalım?

Umarım, bir gün bu tip ciddi çalışmalar üretmeye hevesli bilişim alanı akademisyenlerine sahip olacağızdır; yoksa benim oğlum bina okur, döner döner yine okur. . .

Allahû Âlem (En doğrusunu Allah bilir.)

18.4.2017 tarihli edit: Bionic uygulaması DreamLab'dan çok daha iyi ve öte bir uygulama. Umarım yerli versiyonunu bir gün yetkililerimiz düşünecektir.


Kaynakça:
[2] Gordon Moore dergiye verdiği röportajda 18 ay ifadesinin yer almadığını söylese de bu söz artık "galat-ı meşhur" durumdadır. Daha ayrıntılı bilgi için https://en.wikipedia.org/wiki/Moore%27s_law
[3]Transistörlerin sayısının artması işlem sayısının artması manasına gelmektedir.
[4] http://www.imdb.com/title/tt0371746/?ref_=nv_sr_2
[5] Bu sözü edip de Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'na selam durmamak olmaz.
[6] İnternet bağlantısı ile GSM şebekelerinin güvenlik eksenli değerlendirmesini yapmaya kalkıştığımızda arada net bir uçurum vardır.
[7] Cluster: Birden fazla bilgisayarın özel ağ bağlantıları ve yazılımlar sayesinde tek bir bilgisayarmış gibi paralel işlem yapabilmesi yeteneğine kavuşmasıdır. Tüm süper bilgisayarların temellerini cluster sistemlerine dayanır.
[8] DreamLab için diğer kaynaklar:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder