2 Ağustos 2016 Salı

Harbiyeliler Üzerine...

Siz darbeci değilsiniz,
Siz elinizi kana bulamadınız,
Siz bu vatanı sevdiniz,
Siz "devlet" için nefes aldınız.

Hasılı kelam, kötü bir iş yapmadınız. 
Lâkin bedel ödemek size de düştü.

Size kıyanlar koskoca bir maziye,
Size kıyanlar iki bin iki yüz yıllık bir tecrübeye kıydı.

28 Temmuz 2016 Perşembe

Zat-ı Muhtereme Hitaben...

Yalan yok, yazmak ile yazmamak arasında çok fazla gidip geldim. Yazıp gönder ya da paylaş butonuna basmadan sildiklerim bende saklı. 

Akl-ı selim bu toprakları terk edeli çok oldu. Fakat bir büyüğümden çokça işittiğim ve yeni idrak ettiğim üzere "insan söz söylemeye kadir değildir." Lakin, söz yahut laf, hatta laf-ı güzaf ve dahi lakırdı ve küfür de olsa vakti geldiğinde bir doğum sancısı yaratıyor. Sabah günlük rutin olarak gezdiğim gazetelerde köşe yazarlığı yapan tanıdık bir ismi gördüm. 

Zat-ı muhtereme hitaben;

Merhum Hocam ve O'nu takip eden sayıları belli üniversite öğrencisini hedef tahtasına oturtarak, tuttuğu köşe başından ''totaliter düşüncelere hevesli gençlerin mutlaka elini öpmesi ve feyiz alması gereken mübarek adam'' gibi bir ifadeye başvurmuştunuz. Unutmadım, unutmadık, unutmayacağız, velakin;

1 Mayıs 2016 Pazar

İttihatçılar Nasıl Bir Devlet Devraldılar?

Son çare olarak uğurlarında savaşılmaya değer 
değillerse ilkeler neyi temsil etmekteler[1]

Günümüz Türkiye’sinde siyasi zihniyetin de buna çanak tutmasından kaynaklanan bir bilgi kirliliği yaşanıyor. Aydınlarımız bile kavramlar arasında bir fikir birliğinde buluşmamışken, bu olumsuzluk millet nezdinde daha keskin çizgiler oluşmasına sebebiyet vermektedir. İlim, bilim yapması gereken üniversiteler ve burada görev yapan akademisyenler, tarihe ideolojik olarak yaklaştıklarından hakikatten uzaklaşıyorlar. Onların bu davranış biçiminden kaynaklanan boşluk, kendi çıkarı için hakikati çarpıtan, şahsiyeti bozuk ve ayaküstünde bin tane yalanı sıralayan bir güruhun ortaya çıkmasına sebep oluyor.

22 Nisan 2016 Cuma

Galip Ağabey'e Sesleniş!..

Sevgili ve Muhterem Galip Ağabey;

Seni tanıyacak yaşta değildik, affeyle. Hoş, tanışma fırsatımız da olsa üzerimizde kısa donlarımızla muhtemelen sakallarını çekiştirir, gözlüklerine ilişmeye kalkışırdık. Lakin seni, sana hürmet eden büyüklerimizi dinledik. Biz de onlar gibi hürmet duyduk gıpta ettik.

Biz bazen sana küstük,
Bazen birbirimize;
Sen hiç birimize küsmedin
Sen kimseye küsmediğin için
Biz hep bir aradaydık belki de[1]

20 Nisan 2016 Çarşamba

Okunacak "İhtimaller" Var

İhtimaller dahilinde kalınız. Evet, huzurlarınıza çıktığımız ilk sayımızın takdimini bu cümle ile bitirmiştik. Şimdi ikinci sayımızla terennüme devam ediyor; yeni bir İhtimal daha var diyoruz. Yayın hayatımıza başladığımız andan itibaren ilk sayımıza gösterdiğiniz teveccüh ile yüklendiğimiz sorumluluğun ağırlığı bir kat daha artmıştır.Henüz bir yılı doldurmak şöyle dursun, ikinci sayısı öncesinde bin abone rakamını geride bırakan bir dergi için artık tekrara düşmemek ve kıstasları daima yukarıya çekmek elzemdir. Aksi halde bu teveccühün tenkite de dönüşebileceği gerçeği karşımızdadır. Bu hakikatin sizler için İhtimal'i ortaya koyan insanlara azim, inanç ve şevk olarak döndüğünün altını çiziyoruz. Yayın kurulu ve yazar kadrosunu koruyup yeni isimlerle güçlendiren İhtimal, ikinci sayısında da kalitesi hemen fark edilir fiziksel özellikleri ve tasarımıyla sizleri bekliyor.

22 Şubat 2016 Pazartesi

Cemiyete Işık Tutan Kalem Olmak(!)

Bu yazı ne bir parodi ne de hakikat yolculuğuna işlenmiş bir nakıştır. Yazarın muhataplarının bile okumayacağı bir serzeniştir. Belki hezeyandır. Kim bilir, ancak tespit, tahlil veya tenkit değildir. Nitekim buna yeltenmez, yeltenemez. Sosyal medya feylesofluğuyla halledilebilecek şeyler (!) için de herhalde bu kadar zahmete girişilmez. Mesele, yazılarımızda olmasını istediğimiz hususlardır. Yazılarımızın barındırması gereken olmazsa olmazlardır.

3 Şubat 2016 Çarşamba

Ne Olacak Bu Memleketin Hali?

Not: Yazı 2023 dergisi 2016 Ocak sayısında iktibas edilmiştir.

Quis custodiet ipsos custodes[1]?

1997'de Hocaoğlu
Bu yazı Durmuş Hocaoğlu tarafından kaleme alınan makalelerin kendi tarafından toplanmış olduğu ve hayatta iken iktibas ettirdiği kitabı "Düşük Şiddetli Devrim, Bir Entelicansiya kritiği kitabına dair çok kısa bir öz ve genişletilmiş tanıtım yazısıdır. Öncesinde kısa bir fasıla halinde kendisinden söz etmemek de eksik kalır.

Yazının eksik ve kusurlu bir yanları yazıyı O’nun kaleminden okumamanızdan ileri gelmektedir.

Hocaoğlu'nu kaybettiğimizin üzerinden tam 5 sene geçti. Aradan bunca yıl geçmesine rağmen bu dergide daha önce yayınlanmış olan "2023 Senesinde Türkiye Mevcut Olmayabilir"[2] isimli yazısı halen beni en çok etkileyen, ara ara dönüp dönüp tekrar üzerinden geçtiğim röportajlarından; belki de Türkiye'de yapılan son yılların en önemli makalelerinden biridir. Hocaoğlu, Türk Entelijansiyası'nı şiddetli, hararetli ve bir o kadar da sert bir biçimde ihtar ediyordu. Rahmetli Hoca uzunca bir müddet yazarlığını yapmış olduğu gazeteden "küstürülerek" ayrılmak durumunda bırakılmasının ardından Türk okuyucusu ile her ne kadar arasına görünmez çitler çekilmiş olsa bile O'nu tanıyanlar biliyorlardı ki kendisine yazılan her e-posta Rahmetli Hocaoğlu vakit bulur bulmaz, yanıtlanacak; haricinde fırsat bulunduğunda web sitesinden önemli notlar yazılacaktır. Öyle kimseler vardır ki herkesçe okunur ve takip edilebilir, fakat Gazzali tabiriyle ve Rahmetli Hocaoğlu’nun da kitabında –asla kendisini kastetmeyerek, şahsımın yakıştırmasıyla- bahsettiği "Havass'ül Havass" konumdadır ki gündem belirler ve bunu herhangi bir zaman kıstasına takılmaksızın tam ifadesi ile “teemmül” şeklinde sunar. Tâbir yerinde ise bize ötelerden seslenir ki Rahmetli Hocaoğlu'nun son dönem kaleme alacağını son yazısında beyan ettiği üzere "Geleceğin Tarihine Yazılmamış Mektuplar[3]" niteliğindedir. Hocaların Hocası olmak için TV ekranlarında boy göstermenin, kitapların yüzbinler satılmasının ya da kitapların kelli felli kapaklarla güçlü yayın evlerince yayınlanmasının gerekmediğinin en iyi örneği Rahmetli Hocaoğlu'dur. Öyle ki Rahmetli Hocaoğlu kolaylıkla elde edebileceği akademik unvanlara bile tenezzül etmeyerek; gerek yazıları ve gerekse hitabetleri ile Türk Milleti'ne seslenmeyi yeğlemiştir.