6 Aralık 2018 Perşembe

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk'a Açık Mektup


Öncelikle vazifeniz kutlu olsun. Uzun zamandır ihtiyacı derin bir şekilde hissedilen eğitimci bir eğitim bakanına kavuşmak bile umut verici.

Türk Milleti olarak tarih boyunca kültürleri bir araya getiren ve taşıyan bir karakterde olduğumuz en bariz tarih tahlillerinden biridir. Sanayi toplumu ile birlikte açığa çıkan yenidünya denklemi içinde ise önce gelenler arasında bulunamadık. Hoş, bulunmak da istemezdik. İhtiyaçtan fazlası bir üretim, paraya dayalı bir ekonomi, tedarik yerine bir pazar ekonomisini çok ahlaki bulmamız dayandığımız miras ile çok uyuşmazdı. Fakat var olma mücadelesinde şartların adil olmadığı bir ortamda benliğin muhafazası adına zamanın ruhuna uygun bir modeli kendimize üretmek/türetmek/var etmek zaruri bir durumdur.

13 Ağustos 2018 Pazartesi

Bilgisayar ve İnternet Kullanımı Milli Bir Hale Gelebilir / Getirilebilir Mi?

El-cevap: Hem evet, hem de hayır.


İlk önce olumsuzundan başlayalım: Hayır, çünkü bir teknolojileri üretenlerin tamamı başta Birleşik Devletler ve Uzakdoğu merkezli firmalar. Bahsigeçen teknolojilere ait tüm yeni adımlar ve inovasyonlar da haliyle bu ülkelerden çıkıyor.Bu ülkelerden özellikle son siyasi kavgaların akabinde bir tercih yapılacak olursa Uzakdoğu merkezli firmaların tercihi, en azından kavganın bedelini küçük de olsa Birleşik Devletlere ödetmeye başlayacak, hem de fiyat / performans odaklı minimalist ürünlerin üretimi ile öne çıkan Uzakdoğu ürünlerinin tercihi ile beraber paranın daha verimli kullanımı söz konusu olur. Bu nedenle bu tip yüksek bedellerde cihaz alırken muhakkak fiyat / performans değerlendirmelerine göz atın. 

Yerli olduğunu iddia eden Casper, Kaan, Vestel gibi ürünler ithalata dayalı bir teknoloji üretimi ortaya koymaktadır. Yurt dışında üretilen yazılım ve donanım kısmı olarak Türkiye'de bir arada getirilerek kullanıcılara sunulmaktadır. Fakat kullanıcıya sunum esnasında "marka payı" olarak bilinen karlılık oranları, ülkemizde kalmaktadır. Yine de bu firmalar Uzakdoğulu rakipleri ile yarışabilecek durumda değildir. Orta seviye üstü cihaz "sunamamaktadırlar" ve yenilikleri 1 sene kadar geriden takip etmektedirler.

21 Temmuz 2018 Cumartesi

Kaçıncı Cumhuriyet Kaçıncı Cumhurbaşkanı

Türk devlet felsefemize dair tartışmalar arasında Türk milleti on altı devleti yıkıldıktan sonra on yedinci devletini kurdu ifadesinin doğruluğu yer almaktadır. Şüphesiz tarih boyunca çok geniş bir coğrafyaya hükmetmiş Türklerin devlet felsefesi ve devlet teşkilatını konu edinen çalışmalarda önemli tespit ve görüşler vardır. Bu görüşler arasında yazarın benimsediği görüş, H. N. Atsız'ın dile getirdiği, 'Türk devlet ağacının batı ve doğu olarak şekillendiği, Türkiye Cumhuriyeti devletinin yeni bir devlet olmadığı, imparatorluğun dağılması ve hanedanlığın kaldırılmasıyla milli devlet olarak rejim değişikliği yaşandığı' görüşüdür. Rejimini değiştirip tarih yürüyüşe devam Türkiye Cumhuriyeti devletinin 95 yıllık tarihinde ise 'sistem değişikliği' tartışmaları çoğu kez gündeme gelmiştir. Cumhuriyetin tarihini kategorize etme ihtiyacı hisseden bir siyasi lider, 16 Nisan 2017 Referandumu ve 24 Haziran 2018 seçimleri sonrası Türkiye'nin üçüncü bir evreye girdiği savını ileri sürmüştür. Bu yazımızda öncelikle yakın tarihimizin koridorlarında 'sistem değişikliği' notlarına bakacağız. Yeni bir evreye geçilip geçilmediği sorusuna yanıt arayacağız. Bu esnada karşımıza çıkan sıralamalarla ilgili mazimizdeki kayıtlara değineceğiz.

12 Nisan 2018 Perşembe

Facebook'tan Daha Büyük Bir Tehdidi Tanımak İster Misiniz? "Palantir"

Philip K. Dick[1] uyarlaması olan ve 2002 yılında çekilen Azınlık raporu[2]-[3] isimli filmde Tom Cruise[4] suç öncesi isimli bir bölümde polis memuru olarak çalışıyordu. Prekog isimli mutantların duygusal görülerine dayanarak suç, daha işlenmesinin öncesinde öngörülüyor ve güvenlik birimleri olay yerine intikal ederek tutuklamaları daha suç işlenmeden gerçekleştiriyordu. Suç sadece onları işleyenlerin düşüncelerine dayanıyordu.

Palantir[5][6], Azınlık raporunu gerçeğe dönüştüren CIA[7] tarafından destekli bir teşebbüs. Kimsenin varlığını bilemeyeceği kadar güçlü bir konumda.  Herhangi bir ofisi yok, yerine SCIF dedikleri hassas bölümlendirilmiş bilgi tesisi” kullanıyor. Palantir yapısı için “bilgi sızdırma girişimlerine karşı dirençli olmalı” der. Ağ, kamusal internetten bilgi sızıntılarından korunulmak adına ayrıştırılmalıdır.

20 Mart 2018 Salı

Hawking'in Ardından

Önemli bilim adamı ve bilimin kitleselleştirilmesi konusunda önemli katkıları olan Stephen Hawking'in hayata veda etmesi bana başka bir fizikçiyi hatırlattı: "Durmuş Hocaoğlu".

Hawking'in kaybının dünya medyasında ve dahi ülkemizde uyandırmış olduğu yankıları hep beraber idrak ediyoruz. Velakin ülkemizin önemli sosyologlarından Vedat Bilgin, bir yazısında Stephen Hawking için Durmuş Hocaoğlu'nun yaptığı eleştiri için şu şekilde bahsediyor[1]: 

1 Temmuz 2017 Cumartesi

Bir Cuntanın Anatomisi

Başlık olarak seçtiğimiz ifade, Türk demokrasisinin kırılma noktalarını işleyen bir kitap serisinden esinlenerek atılmıştır. Sözlük karşılığı, ''bir ülkede yönetime silah zoruyla el koyan kimselerden oluşan kurul'' demek olan cunta, siyasi tarihimizin bazı dönemlerini özetler nitelikte. Birinci yıl dönümüne yaklaştığımız –üzerinde ittifakla durulan temel niteliği ihanet olan- 15 Temmuz kalkışması, cunta kelimesini seneler sonra tekrar gazete satırlarına taşıdı. Merkezinde FETÖ olan cunta yapılanması, daha önce tarihe düşmüş darbe ve darbe girişimleri ile kıyaslandı. Benzerlikler ve farklılıklar konuşuldu, yazıldı. Sayısız açık oturum ile 15 Temmuz darbe girişimi/kalkışması/terörü tartışıldı. Bu yazının mükerrer olmaması için sadece cuntalar tarihimizden bir kaç notla ilk askeri darbeye uzanacak ve cuntayı hatırlayacağız. Kati suretle, metodolojinin de zaruretiyle keyfiyet arz edebilecek bir mülahazanın önünü hemen keserek yazımızın benzetme, benzerlik incelemesi içermediğini belirtelim. Nitekim son cuntanın tahlili ve tetkikinde bu geçmişe yolculuğun katkı sağlayabileceği düşüncesini taşımıyorsanız yazının tamamını okumadan sayfayı kapatabilirsiniz.

22 Haziran 2017 Perşembe

Cumhurun Reisi Partinin Lideri



(Bu yazı Mart-Nisan sayısında İhtimal Dergisi'nde yayınlanmak üzere kaleme alınmış olup ilgili sayının çıkmaması üzerine www.orhundan.com platformunda okuyucuya sunulmuştur. Herhangi bir değişiklik yapılmadan basım aşamasındaki hali ile yayınlanmıştır.)

Türkiye'nin gündemindeki hadiseler çoğu zaman yakın tarihin ciltlerinin açılmasına vesile olur. Bazen meselenin temelinde yatan desenleri görebilmek için tarih koridoruna girilir. Bazen de sıcağı sıcağına meselelerin kademeleriyle ilgili fikir tartışmaları, münazaralar ve münakaşalar sürerken cümlelerin payandası seçilen anekdotlar mecburi istikamet dercesine sizi tarihe götürür. Bu yazımızı okuduğunuz sırada takvim yaprakları muhtemelen henüz tamamlanmış bir referandum sonrasını işaret edecektir. En iyi tahminle de sandığa gitmeden önceki son birkaç gününüz kala okuyacaksınız.  Referandum evet-hayır kampanyaları, seçim tarihimizin dikkat çekici bir safhası olacaktır şüphesiz. Bu satırları yazanın referandum neticesine yönelik keskin bir öngörüsü olmamakla beraber yazının gayesi de referandum değil. Referandumun hatırlattığı bir geçmiş. Tek cümleyle medhale nihayet verip toparlayacak olursak partili cumhurbaşkanlığı meselesi.