4 Aralık 2014 Perşembe

"Protestan Ahlakı ve Kapitalizm Ruhu" Üzerine bir "Öz" Çalışması

PROTESTAN AHLAKI VE KAPİTALİZMİN RUHU
Max Weber

Batı medeniyetine özgü ve sadece orada ortaya çıkan kültürel olguların evrensel bir değer ve geçerlilikteki bir gelişim çizgisi içinde yer almalarına ne tür bir koşul birlikteliğine yol açmıştır?

Bugün Bilimde ussal ve sistematik uzmanlık eğilimleri günümüz medeniyetine egemen anlayışa en yakın anlamda sadece Batı'da vardı. Bu aynı şekilde çağdaş Batı devletinin ve ekonomisinin dayanakları olan bürokratlar için de geçerlidir. Çağdaş yaşamımızın gidişatını etkileyen kapitalizm için de böyledir.

''Elde etme aç gözlülüğü'' ile kapitalizm ile doğrudan doğruya ilişkisi yoktur. Kapitalizmin, kazanç arayışı ile aynı öze sahip olduğu doğrudur. Ekonomik sistem içinde verimliliğe ulaşma olanağı olmayan işletme yok olmaya mahkûmdur. En fazla parayı kazanma uğraşısının, bütün çağlarda ve ülkelerde de var olduğunu belirtiyor. Bu anlamda Kapitalizmin eski çağlardaki birçok farklı kültürde de; (Çin, Hindistan, Babil, Mısır, Eski Akdeniz vs) var olduğunu ve bu anlamıyla onun aslında 'eski bir işveren' olduğunu belirtiyor.

Weber; farklı medeniyetlerde, farklı kapitalizm türlerinin ve kapitalist girişimlerin olduğunu ancak, bunların hiçbirinde burjuva, burjuvazi ve proletarya kavramlarının gelişmediğini, zaten 'özgür emeğin, bir işletme içinde, ussal örgütlenmesinin olmaması nedeniyle', bu kavramların ortaya çıkamayacağını belirtiyor.

Çağdaş kapitalizm için Weber; ''Batı, Yeniçağda; dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir zaman gelişmemiş olan, tamamen farklı bir tür kapitalizmi tanıdı: Biçimsel özgür emeğin, ussal kapitalist işletme olarak örgütlenişi…' ifadelerini kullanıyor. Bu anlamda Weber'e göre; bugünkü kapitalist işletme odaklı sistem, iki önemli gelişim aşaması geçirmiştir:

1. Ev ile işin birbirinden ayrılması
2. Ussal hesapla yöntemleri kullanma (Ussal muhasebecilik, defter tutma gibi)

Alışveriş ussal bir şekilde gerçekleştiriliyorsa hesap tarafların her eyleminin temelini oluşturur.

Mezhepler Ve Toplumsal Tabakalaşma

Weber' e göre; Sermaye sahiplerinin, işverenlerin, kapitalizmin eğitim görmüş yüksek tabakasının özellikleri, Protestanlığın özelliklerini taşır. Ve bunun dışında zengin kentlerin büyük bir çoğunluğunun 16.y.y'da Protestanlığı kabul ettiğini belirtiyor. Bu da Protestanların ekonomik kavgada yer almalarını sağlıyor. Ekonomik anlamda gelenekselcilikten uzaklaşma hem dini geleneğe hem de bütün geleneksel otoriteye başkaldırmayı destekleyici bir eylem olarak görünüyor. Yoksa ekonomik açıdan gelişmiş bölgelerde kilise devriminin gerçekleşmesi nasıl açıklanır?

Protestanlar bugün sermaye üzerindeki böylesine güçlü bir mülkiyete sahiplerse, çağdaş ekonomide yönetici konumuna gelmişlerse bu kısmen nesiller boyu kendilerine aktarılan bir durum olarak açıklanabilir. Protestan zengin kentlerin, zanaatkârlarının; 'klasik' fabrika ortamına geldikten sonra, 'eski eğitimden vazgeçtiği' buna karşılık Katolik zanaatkârların kendi eğitimleri, doğrultusunda 'zanaatkârlarını' koruyup, sıklıkla geleneklere uygun 'usta' olduklarını belirtiyor. Bu tespitte Weber'e 'ülkenin dini havası ve aile çevresinin yönlendirdiği eğitim ile kazanılan ruhsal özelliklerin, kişinin meslek seçimine ve bu seçiminden sonra meslek kaderini belirlediği görülür.

Katolikliğin dünyaya bağlı olmaması en yüksek idealini ortaya koyan asketik özelliği bu dünya nimetlerine yüz çevirme ve büyük bir umursamazlık içinde olmalarını sağlamıştır.

'ya iyi beslenin, ya da az uyuyun ' atasözü temel alınarak Protestanlar çok iyi beslenirken Katoliklerin rahat uyumayı tercih ettiğini' belirtir. Weber Protestanlığın bu durumunun sebebini onun 'az çok materyalist' duruşunda ya da anti asketik yaşam zevkinde aranmamalıdır der. Eski Protestanlığın bu günün en aşırı dindarının bile daha fazla onsuz olmayı istemeyeceği çağdaş yaşamın bütün safhalarına karşı olduğunu ve Protestanlığın temelindeki bu dönüşümün onun saf dini özelliklerinde aranması gerektiğini belirtir.

Ana kapitalist ticaret zihniyeti günlük yaşamı etkileyen ve yöneten dindarlığın en yoğun biçimi aynı kişilerde ve insan gruplarında görülmesini açıklamakta yetersiz kaldığı açıktır.

Kalvenizmin ortaya çıkışı ve Kalvenizm diasporası kapitalist ekonominin fidanlığı olarak tanımlanır.

Sebebi geleneksel yaşam biçiminden kopulmaya başlanmıştır.

Dünyevi işlerden uza durmayı zenginlikle eşit gören mezhepler özellikle Quakerciler ve Mennonitler dini yaşam biçimi ile ticari zihniyetin yoğun gelişimini birlikte gerçekleştirmişlerdir.

Kapitalizmin Ruhu

 - ''Unutma ki zaman paradır. Her gün çalışarak emeğinin karşılığı olarak on şilin alan ve günün yarısı gezen ya da odasında yatan biri kendi zevki uğruna sadece altı pens harcasa bile yalnız bu harcamayı hesap etmemelidir, bir kısmını harcamıştır ve sonra beş şilini sokağa atmıştır.

- Para yenilenen karlı bir doğaya sahiptir.

- En iyi miktarı öneren, herkesin cüzdanının efendisidir.

- Kişi itibarını etkileyen en önemsiz davranışlarını bile dikkatli bir şekilde yapmalıdır.

- Borçlarına sadıksan bu durum senin şerefli bir insan olduğun kadar sorumlu bir insan olduğunu da gösterir. Bu da senin itibarını arttırır.

- Sahip olduklarını kendi mülkiyetinde tutman ve ona göre yaşaman gerektiğini aklında tut.

- Gelir ve giderlerini tam olarak hesaplar.

Küçük giderlerin nasılda büyük miktarlara ulaştığını görürsün ve neyden tasarruf ettiğini gelecekte neyden tasarruf edebileceğini görürsün.''

Benjamin Franklin bu sözleriyle kapitalizmin ruhunu karakteristik bir şekilde dile getirmiştir.

Franklin bütün ahlaki yaklaşımları yararcılığa dönüştürür. Şeref yararlı bir şeydir çünkü itibar getirir. Dakiklik çalışkanlık tutumluk da bu yüzden erdemdir. Bu bizi şu noktaya götürür dürüst görünmek de bir erdemdir çünkü aynı işe yarar bu yeterlidir. Ona göre üretimin arttırılmasına bir yararı olmayan eklentiler bu erdem için gereksizdir.

Ahlak mutçu ve hazcı olan bakış açılarından yoksundur. Kazanmak insanın yegane amacıdır, yoksa maddi yaşam gereksinimlerini karşılayacak araç değildir.

Weber'e göre kapitalist hırs felsefesi sermaye genişletme ideali ile örülen bir yaşam tekniği olmaktan ziyade o özel bir ahlak yasasıdır. Ve bu ahlakın zedelenmesinin üyelerince; yalnızca aptallık olarak değil ödevin ve sorumluluğunda unutulması olarak ele alındığını belirtir.

Weber; Kapitalizmin ruhu derken çağdaş kapitalizmden bahseder. Çağdaş kapitalizmin ruhunu kazanmak insan yaşamının amacıdır.

Weber'e göre kapitalist ruh bu günlere kolay gelmemiştir. Sadece bir kesimin değil bütün bir yapının zihinsel kabullenişi gerektiren bu ruhun orta çağda olduğu gibi eski çağda da en aşağı hınç dolu ve onursuz bir tutum olarak görülüp yasak edildiğini bugün bile çağdaş ticarete tabiiyeti az olan gruplar tarafından hoş karşılanmadığını belirtir.

Weber'e göre kapitalizmin ruhunun ilk mücadele etmesi gereken düşmanı geleneksel olarak kabul edilebilecek her çeşit duygu ve davranıştır. İlk savaşı işçilere karşıdır. Kapitalizmin baş başa kaldığı geleneksel ya da Weber'in deyimiyle 'eski kafalı işçi tipine' karşıdır. Öncelikle parça başı ücret konusunda geleneksel işçi tipi şaşırtmıştır. Weber İncil'de geçen 'o ona yeter' ifadesine uyarak çağdaş kapitalizmin yapacağı ilk işin işçi ücretlerini azaltmak olduğunu çünkü işçilerin fakir oldukları ve fakir kaldıkları müddetçe verimli çalışabildiklerini belirtir.

Kapitalizmin ruhu geleneksel işveren tipi ile de mücadele etmek zorundaydı. Ussallıkla yoğrulan bir üretim sonrası para faize koyulmak yerine tekrar işletmeler için kullanılır hale geldi. İşverenler için 'eski rahat ve sakin yaşam biçimi' yerini katı kuruluğa bıraktı, buna katılanlar yükseldi. Çünkü harcamak değil kazanmak istiyorlardı. Eski biçimlerini korumak isteyenler ise tüketimlerini sınırlandırmak zorundaydılar.

Weber'in şu ifadeleri bugün de durumun öyle olduğuna ilişkin düşüncelerini aktarır: 'kapitalist ruh taşıyanlar bugün kiliseye tümüyle karşı olmasalar da kayıtsızdırlar. Cennet ile ilgili can sıkıcı temalar onların neşeli kişilikleri ile uyuşmaz. Din onlara insanı bu dünyadan uzaklaştıran bir araç olarak görülür. Onlara bu durmak bilmeyen koşuşturmaların anlamı ve sahip olduklarıyla neden hiçbir zaman yetinmedikleri sorulursa eğer cevap verebilirlerse şöyle derler:'çocukların ve torunların geleceğini düşünüyoruz…''

İdeal kapitalist servetinden kendine bir şey sağlamaz ve bu tutum kapitalizm öncesi insanlara anlaşılmaz, gizemli ve bir o kadar da pis ve değersiz gelir. Weber'in deyimiyle 'çok miktarda para mal yüküyle mezara girmek' kapitalizm öncesi insanlarca 'çarpık bir güdünün örneği' gibi gelir. Weber'e göre bu durum 'kazanç için kutsal arzu' ile açıklanabilir.

Bugün siyasi, hukuki ve ticari kurumlarımızla bizim ekonomimize özgü işletme biçimleri ve yapılarıyla kapitalizm ruhu adı verdiğimiz durum yalın bir uyum sağlamanın sonucunda anlaşılır basit bir hal alır. Kapitalist ekonomik sistemin para kazanma arzusuna insanların kendilerini adamalarına gereksinimleri vardır.

Kapitalist ruhun gelişimini ussallığın gelişimi içinde en önemli yaşam sorunlarına bağlı olan temel bir kuruma aitmiş gibi görürsek durum biraz daha anlaşılır olur. Burada Protestanlık yalın ussal bir yaşam tasarımının ön ürünü olduğu kadarıyla ancak tarihi olarak ele alınabilir.

Luther'in '' Beruf'' kavramı.

Beruf, Tanrı tarafından verilen bir görevdir. Yaşamsal bir görev, belirlenmiş bir iş anlamına gelir. Protestan olan halkların hepsinde bu kavram vardır. Beruf kavramı günlük ve dünyevi eylemlere dini bir özellik katmış oluyordu.

Tanrının isteklerine uygun olan bir yaşam biçiminin tek amacı olarak da dünyevi ahlakın bir manastır asketizmine geçişini değil, yeryüzündeki biçimini oluşturan dünyevi görevin yerine getirilmesidir. Bu görev 'Tanrısal çağrı' yani beruf kavramı ile açıklanır.

ASKETİK PROTESTANLIKTA MESLEK AHLAKI

Meslek ahlakının dinler çerçevesinde araştırılması, insanların dünyaya karşı takındıkları tavırların, anlaşılması için önemlidir. Bu doğrultuda Weber asketik Protestanlığın dört tarihi taşıyıcısı olduğunu ifade eder. Bunlar:

1. Kalvenizm

2. Pietizm

3. Metodizm

4. Baptist mezhepler.

Kalvenizm: Kalvenizmin en çok geliştiği Hollanda, İngiltere ve Fransa gibi kültür düzeyi yüksek ülkelerde 16. Ve 17. Yüzyıllarda kültürel ve siyasal mücadeleler çok yaşandığından ilk ele alacağımız kavram budur. Bu dönemin özgün dogması ' Alınyazısı'dır. ; dini ilgi 'insanlar yerine', 'Tanrıya' yönelmiştir. Tanrı insanlar için var olmamıştır, insanlar tanrının isteği ile var olmuşlardır. O yalnız ve özgürdür. Bireysel kaderimizin anlamı ve sorgulanması ve araştırılması, 'hem olanaksız hem de küstahlıktır.

Kalvenizme göre; tek bilinen şey; insanların bir kısmının kurtulacağı, diğerlerinin belalanmış olarak kalacağıdır. İnsani hünerin, kaderi değiştirebildiğini düşünmek, özgür iradeye-özgür buyruğun insani etkilerle değişikliğe uğrayabileceğini iddia etmek olur ki, bu olanaksızdır. Kilise ve ayinlerin yardımıyla ruhun kurtulabileceğine inanmazlar.

Weber'e göre; bu öğretinin sonucu; tek tek bireylerin takdir edilmeyen bir iç yalnızlığı olmuştur. Weber'e göre; 'kurtuluş için, hakiki kiliseye ait olma zorunluluğu yüzünden onları, Kalvenizmin Tanrısı ile ilişkilerini derin bir yalnızlığa sürüklemiştir. Tanrı'nın mutlak kudreti yarattıklarına ait olan her şeyin değersiz olduğuna dair bu katı öğreti insanı bu iç yalnızlığa sürüklediği gibi bütün duygusal öğelere karşı da olumsuz radikal yaklaşımı içerir.

Kalvenizmin insanların bir kısmının kurtulacağı, diğerlerinin de, lanetlenmiş olarak kalacağı öğretisi Weber'e göre; 'inanların içinde er ya da geç 'Ben seçildim mi?' sorusunu doğuracak ve bütün diğer ilgileri arka plana itecektir.

Asketizm, yaygın düşüncenin aksine, amacı uyanık bilinçli, aydınlık bir yaşam sürmek olan bir öğretidir. Weber'e göre; Kalvenizmin buna önemli bir şey ekledi: 'Dünyevi meslek yaşamı içinde, inancın ispatının gerekliliği' düşüncesini 'seçilmişlik' ya da 'kutsanmışlık', insanlarda Tanrı tarafından verilen bir işaretle ki bunun 'ispat etmek' durumundadırlar. Ve bu nokta da, Weber'in çalışmasınıntemel yapıtaşlarından birini oluşturur.

Sonuç olarak; dünyadan yalnızlığa kaçan, Hıristiyan Asketizminin yerine yeni bir asketik eğilim gelmiştir. Weber'in deyimiyle Hıristiyan Asketizmi, 'Manastırın kapısına kilidi vurmuş, adımlarını yaşam pazarına doğru atmıştır.'

2. Pietizm: Tarihi olarak her durumda alınyazısı öğretisi 'Pietizm' adı verilen asketik eğilimin de çıkış noktası olmuştur. Pietizm de ussal asketik öğenin duygusal yanı daha ağır basmıştır. Salt duygusal pietizm aylak sınıf için dini bir oyuncaktır.

3. Metodizm: Avrupa kıtasının pietizminin Anglo- Amerikan karşılığıdır. Duygulara yöneliktir ama dogmatik asketizmin temeline karşı da tarafsızdır ya da reddeder. Erdemli bir yaşam biçimi tek başına yeterli değildir. Kutsanmışlık durumunun duygusu da işe karışması gerekir. Metodistler resmi kiliseden öğreti açısından değil diniliğin biçimi açısından farklılaştığını vurgularlar. Beruf kavramına pek bir şey katmadıkları için bu konuyu önemsemeyeceğiz.

4.Baptist Mezhepler: Kalvenizmin yanında Protestan asketizminin ikinci bağımsız taşıyıcısı olarak Baptizm durur. Baptistler, Mennonitler, Quakerlar bu mezheplere örnek olarak sayılabilir.

Baptistler dünyanın dışında bir hayat yaşama gerekmedikçe başkalarıyla ilişkiyi en alt seviyede tutma ve ilk Hıristiyanların yaşamlarını örnek alma il Baptist hareketlerin kendini adadığı şeylerdir. Bu dünyanın dışında bir hayat yaşama kuralı eski ruh yaşadıkça hiçbir zaman kaybolmadı. Kalvenistler gibi bütün ayinleri değersizleştirmeyi sağladılar. Saf bir kilise istemi vardır. Yani üyelerinin mükemmel işler yapan insanlardan oluşmasını istiyorlar. Dünya ve dünyevi zevklerden arınmış yalnızca tanrının sesinin konuştuğu kurtuluşa giden bir yaşam. Zamanla Baptist yaşam biçiminin ölçülü ve vicdanlı metodiği siyasi olmayan iş yaşamına girer. Siyasi yaşama girmeyi çoğunlukla reddederler çünkü aristokratik yaşama duyulan bir düşmanlık mevcuttur.

ASKETİZM VE KAPİTALİST RUH
Asketizmde; 'Tanrının şanını artırma' isteğine anlamına gelir. Asketik Protestanlığın temel dini kavramları ile günlük ekonomik yaşamın eylem ilkeleri arasındaki ilişkiyi anlamak için Protestanlığı bir bütün olarak ele alabilir fakat burada Beruf kavramını en tutarlı şekilde açıklayan İngiliz Püritenizmi odak noktamıza alacağız. Tanrının kudretini arttırmak için boş zaman ve zevk değil sadece çalışma ile yapabiliriz derler. Zamanı boşa geçirme bütün günahlar içinde ilk ve kural olarak en ağır olandır. İnsanın kendi mesleğini kesinleştirebilmesi ve toplumsal yaşamda zaman kaybı ve gereksiz konuşma yapmama öğütlenir. Pazar günü bile dinlenmeye ayrılamaz çünkü işinde gayretle çalışanlar tanrıya vakit ayıramayanlardır. İş sürekli olarak ve tutku ile yapılmalıdır. Aziz Paul un kim çalışmak istemiyorsa bundan sonra yemek yemesin herkes için geçerlidir. İş bölümü kavramı karşımıza çıkar. Kişi tanrının ona ayırdığı yerde ve belirlediği sınırda sebat etmesi onun dini görevidir. İş bölümünün ilahi amacı ürünlerinden tanınır. Baxter'ın bu açıklaması ile Adam Smith'in işbölümünün tanrılaştırılması birbirine benzerlik göstermektedir. Meslekte tutumlu olma da önerilir meslekte tutumlu olmanın asketik öneminin vurgulanması da çağdaş işbölümünün ahlaki haklılığı sağladığı gibi tüccarların kar sağlamasının da kutsallaştırılmasına neden olmuştur.

Dolayısıyla Asketizm, tümüyle ve kesin olarak, varlıktan zevk almaya, onun hazzını oluşturan şeylere karşıdır. Ve Weber'e göre; 'bugün nasıl kapitalist toplum, işçi sınıfını sınıf ahlakına ve otorite düşmanı sendikalara karşı koruyorsa, monarşik feodal toplum da aynı şekilde, 'zevk peşinde olanları', doğmakta olan burjuva ahlakına ve otorite düşmanı asketik eğilimlere karşı korumuştur.
Weber'e göre, aslında Püritenizmin, toplumsal ve kültürel ögelere nefretle yaklaştığı da söylenemez. Fakat güzel sanatlara ve yerel, folk kültürüne bakıldığında, Püritenizm; Weber'in deyimiyle, 'İngiltere'nin mutlu ve huzurlu yaşamına, büyük bir buz parçası gibi çökmüş'tür.

Feodal duygular açısından son derece doğal olan; putlaştırma ve lüks tüketime karşı çıkarken, temelde gösterişsiz sade, yalın bir hayat sürmeyi, kazancın en iyi şekilde yeniden çalışmaya ve kazanmaya ayrılmasını öğütler. Püritenizm 'de, kazanılan ve tasarrufla biriken sermaye yeniden ve yeniden dolaşıma sokulup, sermayenin üretken olmasını sağlama şeklindedir.Kapitalizmin ruhunun ve çağdaş ekonomik insanın (homo economicus) temelinde bu ahlak yasası vardır.Ve Weber'e göre; Püriten ruhun ve ahlak yasasının en hakiki taraftarları, 'küçük burjuva ve çiftçilerin aşağı statülerinden yükselen insanlar' arasından çıkmışlardır.

PROTESTAN MEZHEPLERİ VE KAPİTALİZMİN RUHU

Protestan mezheplerinin dinsel ve ekonomik arka planına bir göz atacak olursak özellikle 17. Yüzyılda Quakerciler ve Baptistlerde olduğu gibi sürekli olarak dünyanın günahkâr çocuklarının iş konularında birbirlerine güvenmemesi ama dindar olduğu onaylanmışlara güvenilmesi gerektiğinden bahsedilir. Bu yüzden sadece dindar olanlara para veriyorlar ve yalnızca onların dükkânlarından alışveriş yapıyorlardı. Karşılığında da onlarda dürüst ve sabit fiyat uygulaması yapıyorlardı. Bu sabit fiyat uygulaması ilk Baptistlerde mevcuttu. Tanrının kendisini fedakârlık yaparak ve iyi bir yaşam sürerek memnun edenleri zenginlikle kutsadığı fikri dünyaya yayıldı. Protestan mezhepleri bu fikri erken dönem kapitalizm kurallarına uygun olacak şekilde bağdaştırmaya çalışmıştır. '' Dürüstlük en iyi politikadır.'' Bu ilişki Protestan mezhepleri arasında kuruldu fakat sadece kendi aralarında vuku buldu.

Protestanlığın, kişinin kendi yetenek ve karar verme gücüne dayanan, ussal ve yasal kazanma güdüsü, Kapitalizmin ruhunu beslediği açıktır. Weber'e göre; 'bu güdü, otorite gücünden, iktidardan bağımsız, kimi zaman ona karşın ve karşı olan birçok durumda, birçok endüstrinin doğmasını' sağlamıştır. Tarihsel süreç ilerlediğinde, 'asketizmin manastırın kapılarını kilitleyip, meslek yaşamına geçmesiyle', bu ahlak; çağdaş ekonomik sistemde, mekanik ve elektronik bir evren oluşturduğu gibi, aynı zamanda da dünyevi bir sistem kurmuştur.

Sonuç olarak, Günümüze gelindiğinde Weber'e göre; 'muzaffer kapitalizmin, artık desteğe ihtiyacı yoktur.' Weber, Baxter'ın; 'dünya malları için, insanın her an üstünden atabileceği birer palto gibiler' sözünü yorumlarken, büyük ihtimalle ussallık ve aşırı rasyonelleşme ya da ussallığın us dışılığını analiz ettiği, kendi 'Bürokrasi' kuramına ve belki de modern kapitalizmin kuşatıcı evreninde, ekonomik ve bürokratik süreçler arasında kalan, sosyalliğe atıfta bulanarak şöyle diyor:

Fakat kader, bu paltodan demir bir kafesin oluşmasına hükmetmiştir.
Kullanılan Kelime: 2365
Kullanılan Farklı Kelime: 1318


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme