31 Ekim 2014 Cuma

Kaçıncı Cumhuriyet? Hangi Türkiye?

ssss 
Başlığı görür görmez aklınızdan geçmiştir. Evet, Atilla İlhan’ın Hangi serisi vardı. Tekrar baskıları defalarca yapıldı. Bir çok konuyu ele aldığı o serinin Hangi Atatürk kitabı daha sonra Ama Hangi Atatürk ismiyle Taha Akyol’un çalışmasına ilham oldu.  Şimdi bu yazının başlığı seçerken İlhan’ın serisinden esinlendiğimi izah ederek ‘intihal’ ediyormuşum izlenimi vermeyeyim.

Türkiye’nin iktidara mensup basını cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra daha yüksek sesle Yeni Türkiye sloganını sunmaya başladı. Haber programlarından spor yorumlarına kadar her yerde ‘bu vaka eski Türkiye’de olsa bak böyle olurdu, Yeni Türkiye’de bak böyle daha güzel’ imajlı slogan bu tabi. Merak ediyorum bir çok sorunun eskiye oranla yükseldiği bir dönemde muhalif mekanizma (sosyal paylaşım sitelerindeki bireylerle olmaz o iş, muhalif parti basın sendika vs) ‘Yeni Türkiye’nin geldiği nokta’ diyerek karşı taarruza geçmekte neden cılız kalıyor.  Ana Muhalefet partisinin bir ara kendisini teknolojik bir nimetin üst sürümü gibi ‘yeni’ olarak addetmesi konumuzun dışında, onu dahil etmeyelim.

Eğer yenici iseniz  bir teklifim var. Gelin hep birlikte İstanbul’daysanız Beyazıt veya Taksim’e, Eskişehir’de iseniz birlikte Anadolu Üniversitesi Merkez Kütüphanesi’ne, Ankara’da iseniz Milli Kütüphaneye gidelim. Bütün gazete koleksiyonlarının 1983′e kadar olan kısmını alalım. Tabi neden 1983 ile sınırlandırdığımı izah edeceğim.  Eski Türkiye Yeni Türkiye tasnifi yapanlara karşıt olan arkadaşlara da sesleniyorum bu arada. Önce birinci sayfadaki gündemleri manşete sürmanşete bakalım. 3. sayfadaki haberleri karşılaştıralım. hatta 1983-1993 arası spor haberlerine de bakalım. Sonra diyelim Yeni Türkiye’niz pek bir eski…

Ekim 2009 yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde bir konferansta misafir olan kıymetli bir hocamız iki kitap kapağı gösterdi. Kapak fotoğraflarına baktığımızda 27 Mayıs sonrası iki önemli isim nasıl da İkinci Cumhuriyet sloganı başlattığı görmekteyiz. Hatta Metin Toker’in Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları serisinde, İsmet İnönü’nün de bu sloganı benimsediğini yazmaktadır. Atatürk’ün cumhuriyeti hala daha sosyal bilimcileri dahi bölen bir tanımla (darbe mi devrim mi) 27 Mayıs’ta sona ermiş(!) meğer. Birinci cumhuriyet dedikleri 1924 Anayasası idi. Yassıada Mahkemeleri ile kendilerince bir hesap kapandı. Yeni anayasa, Yeni Türkiye oldu.

Yeni Türkiye bu hesaba göre 1961 Ekim’inde tekrar yola koyuldu. İki darbe girişimi, iki muhtıra, bir protokol ile 12 Eylül 1980′de kapandı. Milli Güvenlik Konseyi adını alan Evren başkanlığındaki mekanizma 1960-1961 arası dönemden farklı olarak hem üç yıl görev yaptı hem de yine yeni yeniden anayasa yapıp mitingler düzenledi cumhurbaşkanını halka seçtirdi(!) Pardon siz halkın seçtiği ilk cumhurbaşkanını Recep Tayyip Erdoğan sanıyordunuz. Onun ki birden çok adayın yarıştığı propagandanın en azından yasalar ile eşit olduğu seçimle halkın seçtiği ilk cumhurbaşkanıdır.  Hemen 2014′e gelmeyelim. Evren referandumdan sonra bu sefer çok partili hayata tekrar geçişlerde de bir dizi miting düzenledi. Bir mitingin de ‘Normal Düzene geçildiğinde de, Türkiye, onu bu hale getirenlere bir daha teslim edilmeyecek’ dedi. Yazılı demecinde de tencere örneği verdi. Kenan Evren, parlamenter düzene ‘Normal Düzen’ diyor ve ‘Yeni Dönem’ vurgusu yapıyordu.
sss 
Kasım 1983 seçimlerini ANAP kazandı. İkinci defa ‘Yeni düzen’ başladı. Anayasa yeniydi yine. Yine kurucu meclisten sonra seçilmiş meclis görevi devralıyordu. Özal cumhurbaşkanı olduğunda, bal peteği basın Gürsel, Sunay, Korutürk ve Evren’e gönderme yaparak ‘Çankaya’da artık sivil cumhurbaşkanı’ dedi.  Halbuki Celal Bayar Kurtuluş Savaşı’nın Galip Hocasıydı ama subay değil bankacıydı.

Takvimi ilerletmeye devam edelim. Tabi 28 Şubat öncesi bir Adil Düzen – Yeni Türkiye programı var. 28 Şubat sonrası da ‘bu süreç 1000 yıl yaşayacak’ diyenler oldu. Hitler III. Reich 1000 yıl yaşayacak demişti. Oradan bir esinlenme yoktur inşallah… Nihayet yazının başında söylediğimiz hususa gelelim. Her dönemde yeni argümanının bayatladığını görmemek zor.

Tarihsel derinliği olan sorunların halledilmediği, kalkınmanın sadece büyük şehirlerin biraz daha büyümesi olarak telakki edildiği, eğitim ve sağlık politikalarında eskiye nazaran iyileşme olması beklenirken arap saçı tabirinin kullanılabileceği karışıklıkların çıktığı bir aşamadayız. Nitekim bu yazının kaleme alındığı sırada acıların sorunların katmerlendiği günler yaşanmaktadır.  Evet,  ’yeni’ tanımına rahmetli İsmet Paşa’nın deyişiyle ‘Hadi canım sende’ demekle yetiniyoruz.

Saygılarımla...


İlgili Kaynakça
Dietrich Jung & Wolfango Piccoli, Yol Ayrımında Türkiye, Kitap Yayınevi, İstanbul 2004.
Türkiye Tarihi c.4, Çağdaş Türkiye 1908-1980, Yay. Yön. Sina Akşin, Cem Yayınevi, İstanbul 2002.
Erdoğan Örtülü, Üç İhtilalin Öyküsü, Milli Ülkü Yayınevi, Konya 1974.
Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul 2007.
Feroz Ahmad, Bir Kimlik Peşinde Türkiye, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2009.
Feroz Ahmad, Demokrasi Sürecinde Türkiye, Hil Yayınları, İstanbul 1992.
Feroz Ahmad, Modern Türkiye’nin Oluşumu, Kaynak Yayınları, İstanbul 2004.
Hıfzı Oğuz Bekata, Birinci Cumhuriyet Biterken, Çığır Yayınları, Ankara 1960.
İsmet Giritli, 27 Mayıs’tan İkinci Cumhuriyet’e, Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı, İstanbul 1961
Kenan Evren, Kenan Evren’in Anıları, c.III-IV, Milliyet Yayınları, İstanbul 1991.
Levent Ünsaldı, Türkiye’de Asker ve Siyaset, Kitap Yayınevi, İstanbul 2008.
Metin Toker, Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları, Yarı Silahlı Yarı Külahlı Bir Rejim 1960-1961, Bilgi Yayınevi, Ankara 1998.
Serap Yazıcı, Demokratikleşme Sürecinde Türkiye, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2009
Şerafettin Turan, Türk Devrim Tarihi, c.V, Bilgi Yayınevi, Ankara 2002.
Talat Aydemir, Hatıralarım, YKY, İstanbul 2009.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme