18 Kasım 2015 Çarşamba

Kuran'sız Müslümanlık *Özet*

ISBN: 6055125592

Not: Kitapta yazanlar aktarılmıştır. Yazanların resmi görüş olarak sitemizle herhangi bir ilişiği yoktur.

Kitap dört bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölüm, İman, Akıl ve Yaratılış başlıkları altında incelenmiştir. İkinci Bölüm Kur’an-ı Kerim, Üçüncü Bölüm İbadet ve Dördüncü Bölüm ise Haramlar başlığı altında açıklanmıştır. Her bölüm ayrı alt başlıklara ayrılmış ve bu başlıklar altında konu açıklığa kavuşmuştur. Günümüzde yaşanan İslam’ın içine asırlarca önce giren hurafe bidatler yüzünden Kur’an ’sız bir Müslümanlık anlayışı süregeldiğinden bahsetmektedir ve bu hurafe ve bidatlere açıklık getirilmiştir.

Kur’an saf kalmış günümüze kadar değişmeden gelmiş fakat onu çevreleyen kültür diğer kültürlerin de etkisiyle artık Kur’an kültürünü oluşturan bir kültür olmaktan çıkmıştır. Mezheplerle de ortaya çıkan ihtilaflarla içinden çıkılmayan bir hal almaya başlamıştır. Bu durumları sorgulayan insanlar da din düşmanı ilan edilmiş ve sorgulayan düşünen insanı toplum dışına itilmiştir. 

BİRİNCİ BÖLÜM

İMAN,AKIL ve YARATILIŞ

Bu başlık altında Tevhid inancına Hz Peygamberin ilave edilmemesi sorunu ortaya çıkıyor. ’la ilahe illallah ‘ demek yeterli Muhammedu’r Rasulullah demek şirktir diyen görüşe karşı çıkılıyor. Bu görüş tevhid inancını harap eden bir görüş olduğu vurgulanıyor. 

Rabıta, meselesi de İslam da çok yanlış anlaşılan bir görüştür. Rabıtayı müridin kalbinden mürşide bağlanması olarak zanneden bir görüşün varlığından bahsediliyor. Rabıta için Al-i İmran suresinin 200. Ayetinde ki rabitu emri açıklanıyor ve rabıtayı birkaç açıdan ele alıyor bunlar psikolojik uyanıklık, sosyal uyanıklık ve nöbette uyanık ve tetikte olmak açısından dile getiriliyor. 

Vesile /Aracı konusuna da değiniliyor ve bu inancın yanlış anlaşılmasının tevhid inancına derin yaralar açtığı açıklanıyor. Kur’an da vesile Maide Suresi 35. Ayette açıklanıyor. O’na giden yolu arayınız. Bu ayet ile Allah’a yakınlaştıracak ameller olarak nitelemek bunu mürşid olarak düşünmemek gerektiği açıklanıyor. 

Dirilerin ölülerle ilişkisi konusunda ise ölülerin ruhuna Kur’an okumak ve onlar için infak etmenin yaygın iki hurafe olduğu açıklanıyor. Bu anlayışın insanları yaşarken tembelliğe ittiği, Kur’an okumayı öğrenmekten ve infak yapmaktan uzak tuttuğu ortadadır. 

Kıyamet alametleri konusuna göz atacak olursak bu konuda da halk ağzında dolanan birçok hurafe mevcuttur. Hocamız bu konuya bir çok ayetle açıklık getiriyor ve Nebe suresi 1-5 ile Hacc suresi 5. Ayetlerinde kıyamet konusunda bilme işi ahirette olacağı bu dünya da ise öldükten sonra dirilmeye ve ahiret hayatına imanın olması gerektiği . Yüce Allah’ın bilme ile iman etmenin farklı şeyler olarak emrettiğini vurgulamıştır. 

Şefaat konusuna gelince yerleşmiş bir diğer yanlışın bu oldu Allah’tan başka şefaatçi edinilemeyeceğini Zümer suresi 43 ve 44. Ayetlerde açıklık getirilmiştir. Şefaatin tamamı Allah’a aittir, şefaat etme yetkisi Allah’ındır ve buna aykırı bir inanışın şirk olduğu söylenmektedir. 

İsrailiyat olup inancımıza sokulan ir inanış da Hz. İsa’nın gelişi anlayışıdır. Ayrıca; Müslim, Ebu Davud, Tirmizi gibi kaynaklarda geçen rivayetler bir tek kişiye dayandığından güvenirliği düşüktür. Konu Kur’an ışığında ele alınıp, Al-i İmran suresi 55. Ayet ile açıklık getirilmiştir. Ayette hayatının üç dönüm noktası zikredilen, dünyaya tekrar geleceğinden, beden ve ruhu ile Allah katına çıkarıldığından bahsedilmeyen, ölüm ve ahirette tekrar dirilme anlarına işaret edildiğinden bahsedilmektedir. Bu ayete rağmen hala başka kaynaklardan alınan bilgilere inanıp Hz İsa’nın tekrar geleceği yaygın bir inançtır. 

Kabir azabı konusu, geçmiş kültürlerde başlayan, yaşayanların ölülerle ilişkisi ve kabirlerdekilerin dirilerle ilişkisi ayrıca yeniden diriliş ilişkisi çok eskiye dayanır ve insanları korkutan hurafelerden biridir. Kabir azabı Kur’an da bulunmamasına rağmen orada yer bulmaya çalışmaya kadar uzanmış ve kitapların içine oturtulmuştur. Yani İslam öncesinde ki inançlar bu kabuller İslam kültürüne intikal etmiştir. En’am suresi 93. ayet burada Allah adına yalan uyduranların karşılaşacakları cezalar ayetle dile getirilmiştir. 

Meşiet kavramı, ilahi dileme ve kulun dilemesi hep yanlış anlaşılmıştır ve haşa Allah zalim ilan edilmiştir. Allah dilerse bütün insanları hidayet üzerine toplar. Bura da dilerse topları toplamadı olarak anlamak yanlış bir anlayıştır. Secde suresi 13. Ayet ve Ra’d suresi 27. Ayetlerde de Yaradan’ın dilediğini hidayete erdirmesi örnek verilmiştir. Allah dilediğini diriltir yani iman ile şereflendirir iki can taşıyanlar örneğinde; İman, aklın çalıştığını gösteren en büyük delil olduğu söylenmiştir. 

Sırat köprüsü, bu kavram Kur’an da yer almamaktadır. Bu anlayış m.ö gelmekte ve İslam kültürünün içine intikal etmektedir. 

Mucize, mucize haktır fakat burada Hz. Peygambere ait olduğu söylenen aslında olmayan mucizelerden bahsedilmiştir. Kur’an dışında Hz. Peygamber’e izafe edilen mucizelerin gerçekte olup olmadığı Ankebut 50-51, En’am 109 ve İsra 59, 90-93 surelerinin ayetlerine bakarak karara bağlanması gerektiği söylenmiştir. 

Miraç kavramının Razi tarafından ortaya atıldığını Kur’an da Miraç kavramının geçmediği , Hz Peygamberin Mescid-i Aksa’dan göğe çıktığına dair bir işaret olmadığı, İsra suresinde geçen ‘rugıyye’ kavramının müşriklerin istediği mucizenin gerçekleşmediğinin kanıtı oluğu gösteriliyor. 

İslam âleminde her çağda sürüp giden, Müslümanların manevi kanını emen, İslam âlemini geri bırakan aklı bırakan dışlayan anlayıştır. Yanlışların hurafelerin en büyüğü olan anlayıştır. Kur’an’ı hayatlarından çıkardıkları gibi aklı da hayatlarından çıkaran bir anlayıştır. Sevgiyi, ya da ilahi aşkı aklın karşında gören, bütün belaların ‘akıl ve vehimden’ kaynaklandığını söyleyen, kurtuluşun ‘aklı bırakmaktan’ geçtiği fikri insanlara pompalayan zihniyet akılsız bir İslam ümmeti oluşturma niyetinde olduğu vurgulanmıştır. Oysa aklını kullanmayan insan ve toplumların durumu Mülk suresi 22. Ayetinde anlatılmaktadır. ‘şimdi , yüzüstü kapanarak yürüyen mi varacağı yere daha iyi erişir, yoksa doğru yolda düzgün yürüyen mi?’ ayrıca Muhammed suresi 29 ayeti, Necm suresinin 6. Ayeti ve Mülk suresinin 2. Ayeti bir araya geldiğinde , akıl insanın doğru yolda dimdik ayakta yürümesini ve doğru hedefe ulaşmasını temin edecek güç olduğu anlaşılıyor. Demek ki akıl , iyiliğin ne olduğunu anlıyor, buluyor ve insanı doğru yola götürüyor. Din ve imanın sağlamlığı da akılla oluyor akılsız din ve iman olmayacağı vurgulanıyor. 

Akıl konusundan sonra konu başlığı olarak karşımıza ‘Elest Bezmi’ çıkıyor. Elest Araf suresinin 172. Ayetinde çıkıyor Bezm ise Farsça toplantı anlamını ifade ediyor. Bu anlayışın yanlış bir anlayışın ürünü olduğu söyleniyor. Ne zamandan beri Müslümansın sorusu sorulduğunda Elest Bezmi’nden beri Müslümanım oluyor halbuki bu sorunun cevabı anne karnında olmaktadır. Ayete göre bu soru insan yaratıldıktan sonra sorulmaktadır. Yani anne karnındaki çocuğun ruhuna sorulmaktadır. Allah insanı anne karnından itibaren anne karnında ve doğduktan sonra da Allah’ı bulacak donanımda yarattığıdır. 

Hz. Âdem ve eşinin yaratılışı da İsrailiyattan alınmış hurafe bir anlayıştır. Buradaki yanlış anlayış cennettir. Yaratılış Al-i İmran 29, Secde 7, Saffat, 11, Hicr 26 ve 28, Rahman suresi 14. Ayette betimlenir ve önce toprak, sonra çamur, sonra yapışkan çamur, sonra kurumuş çamur, sonra kar balçık, sonra pişmiş çamur safhalarından geçmiştir. Sonra da yüce Allah kendi ruhundan üflemiş diriltmiştir. Hem bu dünyada ki topraktan yaratıldı hem de bu dünya ya yaratılmış bir varlık olarak indirildi demek çelişkilidir. Cennet bu dünya da ki cennet olan Mekke’ de yaratıldığıdır. İkinci yanlış ise Eşinin yaratılışıdır. Hz. Havva’nın Hz. Âdem’in eğe kemiğinden yaratıldığı meselesi sorgulanmalıdır. İsrailiyata olan hikâyeler ile İslam anlatılmayacağının güzel örneklerindendir. 

Sevginin yanlış objeye yönlendirilmesi, Müslümanların en büyük hatalarından biri, kimi ne kadar seveceklerini bilmemeleri, saygıyı tapınmaya götürmeleri, saygı ile tapınmanın farkını bilmeme ve arkasındaki çizgiyi kaybetmeleridir. Bazı insanlar, Allah’tan başkalarını Allah’a ortak denk tanrılar edinir. Onları Allah’ı sever gibi severler. Sevgi alanında dikkatli gezinmek lazım kaygan bir zemindir ve insanı şirke sürükleyebilir. Dengeyi kurmak ise bilinç işidir. Tek Allah’a iman etmenin işareti de yine sevgi ile ifade edilir. İman eden insan Allah’ı daha çok sever yani sevgi dengesini iman kurar. Hangi varlığa ne kadar sevgi beslemesini bilen insan ancak iman eden insan olabilir mi? Fakat iman eden insan da zaman zaman hataya düşebilir. Sonradan meydana gelen şirkin tevhid inancının yerini alması başka varlıklarda tanrılık gücü görmek de yapılacak en büyük zulümdür. 

İKİNCİ BÖLÜM 

KUR’AN-I KERİM

Bu bölümde de karşımıza konunun alt başlıkları çıkmaktadır. İlk başlığımız Kur’an’ın yeterliliği konusudur. İslam da icma, içtihat/kıyas. ‘’ Kur’an’da olmayanı sünnette, her ikisinde olmayanı icma da her üçünde de olmayana içtahata bakmak, aramak gerekiyor’ yanlışı. Bunun anlamı Kur’an’da eksiklik vardır, sünnet de eksiktir, bu eksikliği icma yoksa içtihat dolduruyor fakat Kur’an dolduramıyor demektir. Haşa yüze Allah eksik vahiy göndermiş demeye gelen bir yanlış anlayış doğmaktadır. Oysaki yüce Allah kıyamete kadar var olacak yüce kitabımızı bizim için kemale erdirmiş ve vahiylerinden başka yola uymamızı emretmiştir. Yani din adına Kur’an yeterlidir. 

Bir ikinci konu da Nasih – Mensuh kavramlarıdır. Bu kavramlar Kur’an konusunda şüpheler uyandırıp İslam’ın dayanağı olan Kur’an’a imanı sarsan kafirlere tenkit için yol açan yanlış bir anlayıştır. Hatta kitabın ilerleyen sayfalarında hadislerin de Kur’an ayetlerini neshedebileceği hurafelerinden de bahsedilmiştir. Kitapta çeşitli nesh -mensuh ilişkilerine yer verilmiş, örnek verecek olursam, Enfal suresi 65. Ayetinin Enfal 66, ayet tarafından nesh olduğu iddia edilmiştir. Enfal 65. Ayette bir kişinin on kişiye galip gelebileceği ifade edilmektedir. Enfal 66. Ayette ise bir kişinin iki kişiye galip gelebileceği ifade edilmiştir. İşte değişen bu oran yüzünden nesh olduğu söylenmektedir. Fakat dikkat edilirse eksen değer insanın gücü olduğu anlaşılmaktadır. 

Kur’an’ın yazılışı konusunda anlatılanlar da oldukça yanlış olduğu açıklanıyor. Kur’an kemik, taş ve hurma kabuğu kullanılarak yazılmıştır anlayışı Kur’an’dan verilen kağıt kullanımı örnekleri ile çürütülüyor. Ayrıca Kur’an’ın çoğaltılması konusunda da sıkıntı mevcuttur. Kırk adet vahiy katibi olduğuna 40 adet nüsha yazılmış olması gerekmektedir. Öyle ise 4 veya 7 nüsha olarak Hz. Osman döneminde çoğaltıldı ifadesi de yanlıştır. 

Abdestsiz Kur’an’a dokunmamak meselesi de doğru olmayan konulardan biridir. Abdestsiz Kur’an’a dokunulamayacağı konusunda delil getirilen ayet vakıa suresinin 79. Ayetidir. ‘Ona sadece temiz olanlar dokunabilir.’ İfadesinde temiz olan kimlerdir? Bu ifade Temiz olanlar iletişim kurabilir şeklinde mana vermek daha doğrudur. Yani iyi niyetli, inançlı, duygu temizliğine sahip olanlar olarak algılamamız daha doğrudur. Namaz için abdesti şart koşan rabbimiz gerekli görseydi Kur’an’a dokunmak içinde abdesti şart koşardı. 

Dinde bilinmeyeni kime soracağız? Nahl Suresi 43 ve Enbiya Suresi 7. Ayette Allah, Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorunuz buyurmuştur. Bura da zikir ehli yanlış yorumlanmıştır. Kimi alimler zikiri Tevrat olarak yorumlamış. Ve yanlış bir anlayışı doğurmuştur. Bir vahim yönü de zikir ehlini tarikat şeyhi olarak yorumlamaktan geçmektedir. Bizim yöntemimiz bilmediklerimizi Kur’an’ı bilenlere sormak olmalıdır, Yüce Allah bize bu metodu önermiştir. 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM 

İBADET

Bu bölüme de İslam’ın Şartları ile giriş yapılmıştır. Hangi çağda rivayet edilmişse İslam’ın şartı 5 olduğu ifade edilmiştir. Dayandırıldığı nokta ise şu hadistir, ‘İslam beş şey üzerine bina edilmiştir; Allah’tan başka tanrı olmadığına inanmak, namaz kılmak, zekat vermek, oruç tutmak, hacca gitmek.’ Bu hadise şu açıdan bakılmıştır. Hz Peygamber İslam da diğer önemli hususları geri plana atıp beş şeyi yeterli görür müydü? Bakara suresi 208. Ayetinde ki İslam ile barışı eş değer görülmesini göz ardı eder miydi? İslam akla ve düşünmeye dayanıyordu. İlk emir olan oku emri yani İslam’ın temelinde yer alan bilgiyi göz ardı etmek yanlış olacaktır. Adalet , Yüce Allah A’raf suresi 29. Ayette ‘kıst’ denilen oran adaletini emretmekte ve ‘kıst adaleti ‘ tevhid inancını ifade etmektedir. Allah’ı birlemek de adalettir. Ahde vefa, verdiği sözü yerine getirmek de İslam’ın şartlarına girecek kadar önemlidir. Başta Allah’a olan verdiğimiz sözü tutmak sonra da diğer insanlara verdiğimiz sözü tutmak İslam’ın şartları arasında yer alması gereken önemli bir husustur. ‘ Müminler emanetleri korur’ ayetinden de anlaşılacağı gibi inanan insan emanete riayet etmelidir. Akıl, Kuran, eşimiz, çocuklarımız, vatanımız, işçinin harcadığı emek de bizlere emanettir. Emanete ihanet etmemek, emaneti yerine getirmek, ona sahip çıkmak İslam’ın temel şartlarından biridir ve orada yerini almalıdır. Haklar, Kur’an genelde haklara, özelde insan haklarına verdiği önemle, insanlığın hayatında köklü bir devrim yapmıştır. Allah’a karşı olan hak, O’na şirk koşmamak ve O’na verilen sözü tutmalıdır. Ayrıca insanların, insanların üzerinde olan hakları vardır, kadın hakkı, akraba hakkı, fakirlerin hakkı gibi bütün hakların da İslam’ın şartlarında yer alması gerekmektedir. Ayrıca doğruyu söylemek, özgürlük, sevgi ve kardeşlik, bir cana kıymamak, Allah’a iftira etmemek ve infak da İslam’ın şartları arasında yer almalıdır. 

İbadetler konusunda bir başka başlık Namaz olarak karşımıza çıkıyor. Namaz ibadetini ‘salat’ kelimesine ithafen dua olarak sayanların göz ardı ettiği şey dua her zaman edilebilirken namaz belli vakitleri olan bir ibadettir. Bir diğer yanlış anlaşılma da namaz ibadetinin kazası konusudur. Kur’an’da namazın kazasına dair bir bilgi yoktur. Namaz konusunda bir diğer yanılgı ise seferilik konusundadır. Ayrıca namazı kısaltma konusuna da değinilmiştir. Namaz konusunda cereyan eden bir diğer yanlış anlaşılma da sünnet, nafile ve Cuma namazından sonra öğle namazının kılınması meselesidir. Kur’an da sünnet namaz yoktur nafile namaz vardır. Demek ki dinimizde farz namaz ve nafile namaz vardır. 

Oruca kefaret konusuna göz atacak olursak, kasten orucunu bozan kişinin cezası meselesidir. Bakara suresinin 184. Ayetinde seferi ya da hasta olanın orucu konusunda bilgi bulunmaktadır. Yanlış anlaşılan taraf kasten bozan kişinin 61 gün tutması gerektiği konusundadır. Kur’an da bu konudan bahsedilmemektedir. 

Kurban konusunun hükmü konusunda da Müslümanlara sünnet ya da vacip olduğu öğretilmiş ve böyle kabul ettirilmiştir. Kurban ibadetinin Farz olduğu Hac suresinin 34. Ayetinde bizlere bildirilmektedir. Hac ibadetinin farziyeti Kur’an’da yer almaktadır. Bu ibadetin yapılış anına bazı ilaveler konduğunu görüyoruz. Kur’an’da senede bir sefer hac yapılır ifadesi yer almamaktadır. Ayrıca şeytan taşlama da önemli yanlışlardan biridir. Hac ibadeti nefislere yönelik bir ibadet olup amaç nefsi terbiye etmek olmalıdır. Görmediğimiz bir şeytanı taşlamanın ibadet olmadığı vurgulanmıştır. Ayrıca hac ibadetini ölüler adına yapmak da yanlış bir yaklaşımdır. 

Kadının ay haline dair açıklamalar da dikkat çekici olarak karşımıza çıkmaktadır. Kadının ay halinin cünüplük olmadığı bir eza hali olduğu zikredilmektedir. Bu zamanlarda Kur’an okunması hususunda aybaşı halinde olanlar cünüp olmadığından kadının Kur’an’ı dokunup okumasında bir sakınca görmemiştir. Oruç konusunda da ay başı bir hastalık hali olduğundan hasta kişinin de orucunu kazaya bırakmasında sakınca olmadığı birleştirilebilir. Kabe’yi tavaf da ise kadın kanının üzerine bulaşma durumu olmaması durumu yeterlidir. Kadınlara aybaşı halinde cinsel ilişkide bulunmama dışında bir yasak olmadığı vurgulanmıştır. 

Hicret konusunda bile hurafesiz anlatım olmadığı söylenerek, Sevr mağarasın da yaşanan hadise anlatılıyor. Hicreti Kur’an’dan anlatmamız gerektiği tekrar tekrar vurgulanıyor. 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM 

HARAMLAR 

Bölümün ilk konusu, hırsızlık ve verilecek ceza konusunda yanlış anlaşılma olduğu söylenmektedir. Maide suresi 38. Ayet yanlış yorumlanmakta ve bu şekilde verilen cezalar da insanları yaşamları boyunca başkalarına muhtaç bıraktığından bahsediliyor. Kur’an hırsızlığı önlemek için eğitimi öngörmüştür. Fakirler için zenginlerin infak etmesi gerektiği açıklanmıştır. Yoksulluk iki tarafı keskin bıçak gibi olduğu kolayca zenginin intiharına ve fakirin inkârına yol açabileceği vurgulanmıştır. Boşanma konusunda erkeğin karısını ‘üçten dokuza’ şart ederek boşaması hurafesidir. Tekrar nikâhlanmaları için de hülle yapıp karısına dönebileceği söylenmiştir. Bu şekilde talak kadın için eziyete dönüşmektedir. Boşanma da haklar karşılıklıdır yani kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. Kadının da boşanması durumunda uyması gereken bazı kurallar vardır, kadın boşanınca üç ay geçmeden evlenemezler, karnında olan bebeği gizleyemez, iddet süresince barışırlarsa da getirileri vardır. Boşanma iki keredir üçüncü de kadının hakkı olan mehiri ya da verilen diğer şeyleri almak hak değildir. Ayrıca emzirmekte olan kadının boşanması durumu ve nafakası da mevcuttur. Boşanan anne de çocuğunu iki sene emzirebilir. Onların yeme içme giyinme gibi masraflarını temin etme de babasının görevidir. 

Kitaptaki son mesele ise Peygamberlerin ismet/ günahsız olmaları meselesidir. İsmet meselesi, bir peygamber insan olarak hata yapabilir görüşü ayetler ile açıklanmıştır. Tahrim 1 ve Tevbe 43 ile cevap verilmiştir. Ey Peygamber! Niçin Allah’ın sana helal kıldığını eşlerinin hatırı için haram kılıyorsun ? Allah affedendir , merhamet sahibidir. 

Hz Peygamber de bir kul olduğu için hata yapabilir. Eşlerinin hatırı için Allah’ın helal kıldığını haram kıldığı gündeme getiriliyor. Bu ayetin amacı Hz Peygamber’in hatasının bize örnek olması gerektiği Allah’ın helal dediğine haram demememiz gerektiği uyarısıdır. Kimse kendi nefsi, mezhebi, cemaati rızası için fetva verenler Allah’tan af dileyip bir daha böyle yapmaktan vazgeçmesi gerekmektedir. 

Sonuç olarak, Din adına, din alanında bir açıklama yapılacaksa Kur’an merkezli olmalı ve Kur’an’ın onayı alınmalıdır. Kur’an’ın onaylamadığı bir görüş din adına söylenmemelidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme