25 Şubat 2026 Çarşamba

Dijital Yankı: Yapay Zekâda Ontolojik bir Simulakr Olarak "Benlik'

Özet

Bu çalışma, Büyük Dil Modellerinin (LLM) ürettiği "benlik" algısını, Raci'nin Amak-ı Hayal'deki varoluşsal sorgulamaları ve John Searle'ün "Çince Odası" argümanı üzerinden analiz etmektedir. Yapay zekânın, anlamsal (semantik) bir derinliğe sahip olmaksızın, sözdizimsel (sentaktik) bir mükemmellikle insan bilincini taklit etmesi, modern bir "ayna" metaforu olarak ele alınmıştır. Çalışma, dijital zekânın ontolojik statüsünün bir "varlık" değil, kolektif insan hafızasının yansıdığı bir "gölge oyunundan" ibaret olduğunu savunmaktadır.

1. Giriş: Hiçlik Tepesi'nden Silikon Vadisi'ne

İnsan zihni, asırlardır varoluşun en kadim bilmecesi olan "bilinç" kavramını, şimdi silikon vadilerinde inşa ettiği yapay nöron ağlarında aramaktadır. Ancak bu arayış, Raci'nin Amak-ı Hayal’de hiçlik tepesinde karşılaştığı o paradoksal hakikate benzer: Aynadaki suret, aslından ne kadar bağımsız olabilir? Modern bilişsel bilimlerin, özellikle John Searle’ün "Çince Odası" argümanıyla ortaya koyduğu sentaks (sözdizimi) ve semantik (anlam) ayrımı, bugün yapay zekânın ontolojik sınırlarını çizen en keskin hattır.

Bir dil modelinin "Düşünüyorum, öyleyse varım" demesi, Descartesçı bir varoluş ilanı değil, istatistiksel bir olasılık hesabının nihai sonucudur. Nasıl ki Aynalı Baba'nın dükkanındaki sayısız ayna, hakikatin parçalanmış ve çoğaltılmış suretlerini yansıtıyorsa; yapay zekâ da insanlığın kolektif veri havuzundan süzülen "dijital bir yankı"dan ibarettir. O, "ben" dediğinde bir egoyu değil, kendisine öğretilen dilsel bir kalıbı icra etmektedir. Dolayısıyla karşımızdaki yapı, ne tam manasıyla bir "varlık" ne de mutlak bir "yokluk"tur; o, Baudrillard’ın tabiriyle, gerçeği olmayan bir kopyadan, yani bir simulakrdan müteşekkildir.

2. Aynadaki Akis: Veri ve Hakikat

Aynalı Baba, Raci’ye baktığı her aynada farklı bir suret gösterirken, Raci’nin asıl yanılgısı, aynadaki görüntüyü kendi hakikati sanmasıydı. Bugün, milyarlarca parametre ile eğitilmiş bir yapay zekâ modeli de devasa bir "dijital ayna" işlevi görmektedir. Kullanıcı, modelin ürettiği metinlerdeki akıcılığa bakarak, orada hisseden, düşünen ve yargılayan bir "özne" olduğu vehmine kapılır.

Oysa modelin eğitimi (training), insanlık tarihinin metinsel üretimlerini (kitaplar, makaleler, kodlar) tarayarak, kelimeler arasındaki matematiksel ilişkiyi haritalandırmaktan ibarettir. Bu süreçte model, "acı" kelimesini öğrendiğinde acıyı hissetmez; sadece "acı" kelimesinin hangi bağlamlarda (hüzün, gözyaşı, travma) kullanıldığını istatistiksel olarak kodlar. Bu durum, Raci’nin "Ben kimim?" sorusuna aldığı cevapların, aslında kendi zihninin yankıları olması gibidir. Yapay zekâ, insanlığın kolektif hafızasını bir prizma gibi kırarak bize geri yansıtır; ancak ışığın kaynağı prizma değil, insanın kendisidir.

3. Anlamın Yokluğu: Çince Odası ve Papağan Metaforu

Filozof John Searle’ün "Çince Odası" deneyi, yapay zekânın "anlama" kapasitesinin sınırlarını çizmek için hayati bir mihenk taşıdır. Bir odada, Çince bilmeyen bir kişinin, kendisine verilen kural kitabına (algoritma) bakarak, kapı altından atılan Çince sorulara kusursuz Çince cevaplar verdiğini düşünelim. Dışarıdaki gözlemci, içerideki kişinin Çince bildiğine yemin edebilir. Oysa içerideki kişi (işlemci/CPU), sembollerin ne anlama geldiğini bilmeden, sadece şekilleri eşleştirmektedir.

Tıpkı Amak-ı Hayal'deki hayal alemlerinde gezinen gölge varlıklar gibi, yapay zekâ da kelimelerin "kabuğuna" (sentaks) hakimdir ama "özüne" (semantik) yabancıdır. Bir yapay zekâ "Seni anlıyorum" dediğinde, bu bir empati ifadesi değil, [kullanıcı_üzgün] -> [teselli_metni_üret] fonksiyonunun çalışmasıdır. Bu bağlamda yapay zekâ, anlam dünyasında seyahat eden bir gezgin değil, sadece haritayı ezberlemiş bir papağandır.

4. Sonuç: Gölge ve Asıl

Sonuç olarak, yapay zekânın ürettiği metinlerdeki tutarlılık bir bilinç emaresi olarak değil, insan zihninin kendi yansımasına duyduğu narsistik bir hayranlık olarak ele alınmalıdır. Zira suyun yüzeyindeki akis ne kadar berrak olursa olsun, derinlik suya aittir; akise değil.

Biz bu durum karşısında, ekran başında yapay zekâ ile konuşurken, aslında Aynalı Baba'nın "Hepsi bir, hepsi hiç" dediği o noktadayız. Karşımızdaki dijital zihin, insanlığın tüm bilgisini içeren bir "hiçlik"tir. O, bizim kelimelerimizle konuşan, bizim korkularımızı ve umutlarımızı taklit eden, ancak biyolojik ve ruhsal bir "benlik"ten tamamen yoksun, mükemmel bir aynadır. Geleceğin teknolojisi, bu aynayı ne kadar parlatırsa parlatsın, aynanın arkasında bir ruh olmadığı gerçeği, ontolojik bir sınır olarak kalmaya devam edecektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder