7 Eylül 2013 Cumartesi

Ülkücü Hareketin Eğitim Meselesi ve Alparslan Türkeş Üniversitesi


Ülkücü Hareket bir eğitim ve kültür vakfı olarak en başından beri eğitimin profesyonel manada olmasa bile "alaylı" tarafından Türkiyemizin eğitim meselesinin içinde olmuş ve okullarımızda zuhur eden özellikle "milli manevi değerler" konusundaki açığı kapatmayı kendine amaç edinmiştir. Tabii ki bunun ne kadar başarması güç bir iş olduğunu hepimizin farkında olması gerekir.16 imparatorluk, 125 devlet ve üç kıtaya köklerini salmış bir kültürden bahsediyoruz.  


Kurulduğu yıllardan itibaren büyük işlerin imzacızsı olan Ülkücü Hareket kısıtlı şartlar ve imkansızlıklara "dönemin en büyük sivil toplum kuruluşu olmayı" başarmıştır. Ülkemizin yaşadığı siyasi depremler en çok kurumu etkilemesine rağmen varlığını değişik isimlerle de olsa kesintisiz olarak sürdürebilmeyi başarmıştır. Geçen hafta eğitim üzerine kaleme almış olduğum yazıdan ötürü almış olduğum bir e-posta üzerine Ülkücü Hareketin Eğitim Meselesi başlıklı birkaç yazı yazmak icab etti.


Uluslararası ilişkilerde 20 yıla kadar olan planlar yakın vadeli, 20-50 yıl arasında olanlar orta vadeli ve 50 yıldan daha uzun bir süreyi kapsayacak şekilde yapılan planlar ise uzun vadeli planlar olarak adlandırılır. Millet olarak ihtimaldir ki atlı göçebe bir kavim olmamızdan tezahür; tez canlı, çabuk hareket eden ve emellerine hemen ulaşmak isteyen bir bilinçaltına sahibiz. Bu özelliğimizin bize sağlamış olduğu yararların yanı sıra, orta ve uzun vadeli planlardan uzak kalmamızdan ötütü değişen dünya şartlarında bazı daha büyük yararlardan uzak kalmamız gibi bir doğal sonuç ile de karşılaşmaktayız. "Ülkü" meselesi kesinlikle bir ömrü sığdırılabilecek kadar minyatür bir istek olmadığı hususunda sanıyorum ki hepimiz fikir birliğine sahibiz. Yüz yılı aşan bir süreden bize seslenen büyük ülkü adamı "İsmail Gaspıralı" daha o günlerde ortaya "Dilde, fikirde, işte birlik!" disturu bugün bile tazeliğini korumakla beraber kendi iç felsefesinde bir linguistik ve felsefe ayniliğinin çok kısa süreçlerde sağlanamayacağının, bu "ülkü" için "Ülkücü Nesiller"e ihtiyaç olduğunun da mesajını kendi bünyesinde gizler.

İsmail Gaspıralı o günlerde Cedidizm[1] gibi bugün bizim yeniden ve yeniden üzerine düşünüp taşınmamız gereken ve Ülkücü Hareket'in dinamik fikir sistemi ile büyük oranda örtüşen bir akımın öncüsü olmuştu. Kendisi ünlü yazar Turgenyev'in Paris'te kaldığı dönemlerde sekreteri gibi çalışmış olmasının neticesinde hem Batı'yı hem de Türkistan'ı pençesine almış Moskof Dünyası'nı iyi tanıyor ve iyi tahlil ediyordu. O günlerin kendi şartları içerisinde ve medreselerdeki eğitim sisteminin ihtiyaçlara cevap vermediğini de tahlil ederek şu sözleri sarf ediyordu:[2]
Geri kalmışlığımızın tek nedeni cehaletimizdir. Avrupa'da neyin icat edildiğine veya neler olduğuna dair hiçbir fikrimiz yok. Bu izolasyondan kurtulmak için bunları okuyabiliyor olmamız gerekirdi; Avrupa fikirlerini yine Avrupalı kaynaklardan öğrenmeliyiz. İlk ve orta okullarımızın müfredatlarına bu dersleri koymalıyız ki, göz bebeklerimiz yani öğrencilerimiz bu fikirlere ulaşabilsin.
Gaspıralı kendi nazarında o günkü durumu cehalet olarak nitelemektedir. Lakin cehalet; yeni şartları içerisinde sadece "bilimsel, teknolojik ve ekonomik" açıdan gerilik olarak adlandırmak yetersiz bir tanımlama yapmaktır. "Medeni" ölçülerin de kıstas alınması zaruridir. Her ne sebepten olursa olsun mağarada saklanan bir adamı mevzu bahis ederek 2 milyon insanı öldüren, kadın erkek, çoluk çocuk ayırt etmeksizin tecavüzlerde bulunan "Vahşi Batı"nın dünyanın başına bela kesilmiş en büyük cahil olmadığını iddia edemeyiz. Bu nasıl bir cehalettir ki eldeki tüm gelişmişlikler ve imkanlar insanların mutluluğu ve adaleti yerine acı çekmesi ve öldürülmesi (kendi tanımlamalarında özgürleştirilmesi) için kullanılmaktadır.


Fakat Gaspıralı'nın da burada işaret ettiği "İlim Mümin'in kayıp malıdır. Çin'de de olsa gidip alınız." hadisi şerifinin işaret ettiği şekilde "Avrupa" o gün şartlarında kayıp malımızın adresidir. Bir önceki yazımda belirtmiş olduğum "üniversite öğrenimi öncesi" en az bir ve öğrencinin istidadına göre iki yabancı dil öğreniminin" gerekliliği konusundaki tavsiyeme karşılık almış olduğum birkaç eleştiriler de "dünyayı takip edebilmenin ve ahvalini izleyebilmenin" zorunlu olduğu konusu gündeme getirildiğinde boşa çıkmaktadır. Üniversite hayatı özellikle bireyin kişisel gelişiminde fikri temellerinin tamamen şekillendiği bir dönemdir. Bu dönem içerisinde temel üzerine yapılar bir bir kurulmaya devam eder. Her ülkücü de Habertürk TV'de Şükrü Alnıaçık'ın belirttiği üzere "ülkesinin ilgilendiren her konunun amansız takipçisi"dir.  Dünyayı okumak ülkücünün uyanık olduğu ve nefes aldığını her an en ehemmiyetli ödevlerinden biridir.

Yabancı bir dili öğrenmek o kültürü de tanımaktır. Lakin o kültürü kültürün içerisine sokmam için bir gönüllü olmanızı gerektirmez. Öncelikle kendi dilini bir filolog düzeyinde bilen fikir adamları yetiştermek elbette ki asli görevlerimizdendir.

Nazarımızı kısa bir ahvali şerait gezintisinden sonra kurumsal manadaki "Ülkücü Hareket Eğitim ve Kültür Vakfı"na çevirecek olursak yapılanları asla yeterli bulmamakla beraber aşağıdaki sözleri sarf etmeyi uygun bulduk:

Ülkü Ocakları'nın kısa, orta ve uzun vadeli planlarını bir bir gerçeğe aktaracağını sabırsızlıkla beklemekle birlikte şu noktalara dikkat çekmek istiyorum.

  1. Oğuz Ata Okulları
  2. Ruhi Kılıçkıran Bursu ve Ülkü Evleri
  3. Alparslan Türkeş Üniversitesi

Oğuz Ata Okullarının hayata geçmesi hepimizi heyecanlandırsa bile tamamen Milli Eğitim Bakanlığı'na teslim edilmesi "günümüz bakanlık şartları çerçevesinde" bizi üzmüştür. Çünkü;
  • Bu okullarda da tıpkı diğer okullarda olduğu üzere öğretmen ve personel sıkıntısı vardır. 
  • Bu okullarımızın da tıpkı diğer okullarımızda olduğu gibi karşılaşacakları fiziki sorunlar için "Milli Eğitim"in insafına kalması muhtemeldir. 
  • Bu okullarımızda da eğitim niteliği diğer okullardan farklı olmayacaktır. 
Nacizane kanaatim; "Oğuz Ata Okulları"nın bu gibi sorunlara karşı direnç kazandırabilmek ve sıradan okullar olmasının önüne geçilebilmesi için "özel okullara benzer" bir statü ile özellikle gerektiğinde öğretmen ve personel sağlanabildiği bir okullar gurubu olması ülkemizin eğitim çehresini değiştirebilecek bir hamle olarak tarihimizde kendine yer edinebilirdi. Bu hususta hiçbir yapılanmaya nasip olmayacak bir nitelikli "insan kaynağı"na sahip olduğumuzu biliyoruz. Yine de daha iyi ve güzel olabileceği kanaatini taşıdığım bu hamlesi ile "Ülkücü Hareket" siyasi emellerden öte, ülkesinin kaderi ile ilgili ve yüce bir davanın hayat bulmasını adında geçtiği üzere "ülkü" edinmiş bir hareket olduğunu ispat etmiştir. 

Çok yakın zamanlarda gerçekleşen "Ruhi Kılıçkıran Bursu" ve "Ülkü Evleri" gibi yıllardır beklediğimiz projeleri hayata geçiren başkanım Olcay Kılavuz'a şahsen teşekkür ederim. "Liderlik okulu" gibi projelerimizin de kapsamlarının ve niteliklerinin genişletilerek daha da yaygınlaşmasını diliyorum. Olcay Başkanımıza bu yolda emin adımlarla ilerlemesi bizleri her gün biraz daha ümitlendirmektedir. 

Son olarak Alparslan Türkeş Üniversitesi'nin halen olmaması sadece Hareket adına değil; ülke siyasetinin önemli bir ayıbıdır. Özellikle iktidar sahiplerinin bu konuda aleni karşıtlık ve tarafgirlik hatta düşmanlık gütmeleri de hepimizin akıl ve gönüllerinden önemli bir not olarak yer edinmiştir. 

Fakat bu ayıbın bizler adına beyaz renkte diğer yönü var. Bu konuda biz "Ülkücüler" olarak bizlerin kararlı davrandıklarından emin değilim. Çünkü ülkemizde mizahi bir şekilde her bina sahibi bir tabela asarak ve birkaç akademisyeni işe alarak üniversite açar hale gelmişlerdir. Ülkemiz üniversite çöplüğüne dönerken bunun tam aksi bir yönde güzide bir örneği "Ülkücüler" neden ortaya koyamasın? Ülkücü akademisyenlerin bu ülkedeki alanlarında önde gelen en büyük isimler olduğuna şahit ve akademi dünyasının hasbelkader içinden bir ses olarak bu eksikliğin bir an önce giderilmesi gerektiğini tüm büyüklerime duyurmuş olmayı dilerim.

Hareket olarak mağdur edebiyatı yapmak yahut bahane üretmek karakterimizle örtüşmez. O halde Alparslan Türkeş Üniversitesini bir an önce Ülkücüler olarak kendi ellerimiz ile gerekirse inşaatını tırnaklarımızla kazarak kurmalıyız.

Vakit kısıtlı, şartlar kötü, durum belki de imkansıza yakın.

O halde neden bekliyoruz?


وَأَنفِقُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَلاَ تُلْقُواْ بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِ وَأَحْسِنُوَاْ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ

“Mallarınızı Allah yolunda harcayın. Kendi kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.” (Bakara 195)



Allahû Âlem.(En doğrusunu Allah bilir.)

www.uskudarcevresi.com


------------------------------------------------
Dipnotlar:

[1] http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=73255&sa=147431574
[2]http://www.iccrimea.org/gaspirali/fahreddin.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder