24 Haziran 2014 Salı

IŞİD Meselesi ve Güney Hudutlarımızın Güvenliği

Yazı Suat Gün tarafından gönderilmiştir.


IŞİD’in Irak’ta ki ilerlemesi ve Türk Tır şoförleri dâhil olmak üzere Musul Konsolosluk görevlilerini rehin alması, kamuoyunda büyük üzüntü yarattı. Bu hadiseden sonra Türkiye’nin gündemi değişti.

Muhalefet, hükümeti “besle kargayı oysun gözünü” tarzında eleştirdi ve meseleye bir vizyon bir yaklaşım getiremedi.

İktidar ise; orada yaşayan vatandaşlarımızın öncelikle can güvenliğinin korunması ve rehin alınan görevlilerin iadesine odaklandı, yeni durum karşısında ne yapacağı nasıl bir politika izleyeceği anlaşılmadı.

Öncelikle IŞİD nedir, nerden çıktı, kim kurdu, kimler teşkilatlandırdı, amacı nedir bu soruların cevaplandırılması gereklidir.

Asıl adı Irak-Şam İslam Devleti olan (IŞİD), Irak ve Suriye’de faaliyet gösteren silahlı bir örgüttür. Selefi ideolojiye sahiptir. Irak, Suriye, Filistin ve Ürdün topraklarını içine alan bölgede Şeriat'a dayalı bir iç rejimle yönetilen birleşik bir Sünni devlet kurmak istiyor.

Örgüt ilk defa 2004 yılında “Tevhit ve Cihat” adıyla Ebu Musa Zerkavi tarafından Irak’ta kuruldu. Qmerikan işgal güçlerine karşı savaştı. Fellüce, Ramadi ve Ambar Eyaletinde büyük direniş gösterdi. ABD’nin ezici ateş gücüne dayalı operasyonlarına karşı başarılı bir direniş sergiledi. Sonra Usame Bin Ladin liderliğindeki El Kaide’ye katıldığı söylendi. El Kaide’ye katıldıktan sonra adını “Mezopotamya’da El Kaide” olarak değiştirdi. “El-Kaide Rafideyn”, 2007 yılından itibaren General David Petraeus tarafından geliştirilen ve Irak’ın el- Anbar eyaletindeki Sünni aşiretler ile arasındaki irtibatın kopartılmasını sağlayan “surge strategy’nin “(kontrollü gerilim stratejisi) başarıya ulaşması üzerine gücünü kaybetmiş, 
yer altına çekilerek faaliyetlerini sürdürmüştür.

2006’da yayınlanan bir videoda Zerkavi, “Mücahitler Şurası Konseyi”ni kurduklarını açıkladı. Irak’ta, Zerkavi, 7 Haziran 2006’da ABD güçlerince düzenlenen bir operasyonda öldürüldü. Yerine Ebu Hamza el Muhacir geçti. 2006 yılının sonlarında El Kaide’ye daha yakın olduğu söylenen Ebu Ömer el Bağdadi geçti. Ömer Bağdadi’nin liderliğindeki örgüt “Irak İslam Devleti”ni kurduklarını açıkladı.



2010 Nisan’ında, ABD ve Irak güçleri, Sisar bölgesinde Ebu Ömer el Bağdadi ve Ebu Hamza el Muhacir’in kaldıkları eve ortak bir operasyon düzenledi. Operasyonda her iki lider de öldürüldü. Ebu Bekir El Bağdadi örgütün yeni lideri oldu. ABD Irak’ta Maliki liderliğine destek vermesi sebebiyle Sünni Araplar bundan mütessir oldular, Amerikan karşıtlığı ve direniş ruhu canlı kaldı. Bu yüzden ABD Irak İslam Devleti savaşçılarını terörist listesine aldı. Şu an IŞİD ve lideri Ebu Bekir Bağdadi, ABD, AB ve Türkiye’nin “Terörizm Listesi”nde yer alıyor.


2011 sonlarında Muhammed Colani liderliğindeki Nusra Cephesi, El Kaide’nin Suriye kolu olarak kuruldu. 9 Nisan 2013’te Ebu Bekir Bağdadi’ye ait bir ses kaydında Nusra Cephesi’nin Irak İslam Devleti’nin 
müttefiki olduğu belirtildi. Aynı yıl, Bağdadi Nusra Cephesi ile Irak İslam Devleti’nin “Irak-Şam İslam Devleti” adı altında bir araya geldiğini açıkladı. Yani Suriye Sünni teşkilatı ile Irak Sünni direniş teşkilatları birleşti. Saddam’ın ne kadar işsiz güçsüz generali ve askeri varsa bu teşkilata katıldı. Bu katılmada en önemli faktör; ABD işgalinden sonra Sünni Arapların dışlanması, Irak ordusunun dağıtılması büyük rol oynamıştır.

Daha sonra bazı yerlerde Suriye’de Esat güçlerine karşı savaşan Nusra Cephesi ve IŞİD arasında birçok cephede bölgenin sahibinin kim olduğu noktasında çatışmalar yaşandı. En sonunda IŞİD’in, Nusra Cephesi’nin kontrolündeki Suriye’deki Deyr Ez-Zor kentini ele geçirmesiyle çatışma son buldu. Hâkimiyet Suriye’de de IŞİD’e geçti.


IŞİD, Suriye’de Mumbuc, petrol zengini Rakka ve Irak sınırına yakın Deyr Ez-Zor kentlerini elinde tutuyor. Irak’ta ise Anbar eyaletindeki Felluce ve Ramadi’de etkili. Son olarak Musul kentini de ele geçirerek güneye doğru sarktı.


IŞİD’in Suriye’deki askeri gücünün 6-7 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Savaşçılarının çoğunluğu yabancılar. Irak’taki silahlı üyelerinin sayısının ise 10 binin üstünde olduğu tahmin ediliyor.

Suriye muhalefeti IŞİD’in Suriye’de devrimin sabote edilmesi için Şam yönetimince desteklendiğini iddia ediyor. Şam rejimi Suriye’de muhaliflerin elindeki bölgelere düzenli olarak varil bombası atarken, IŞİD’in kontrolündeki bölgelere saldırmıyor. IŞİD, Rakka’da çıkardığı petrolü de Suriye rejimine satıyor. Aralarında zımni bir anlaşma varmış gibi gözüküyor.Aslında IŞİD Şam’a doğru diğer Sünni Arap bölgelerine sarkmış olsa Esad’ın çok zor duruma düşeceği değerlendirilmelidir.


Maliki yönetimiyle IŞİD arasındaki çatışma bölgeleri ve çatışma alanları Harita 2’de ki gibidir.

Dünya Müslüman Âlimler Birliği Başkanı (DMABB) YUSUF EL KARADAVİ Irak'ta son günlerde yaşanan olaylara ilişkin bildiri yayımladı. Irak'ta "Milli Birlik Hükümeti" kurulması çağrısında bulunulan bildiride, "Irak'ta yaşananları, yalnızca İslami bir grubun olayı olarak açıklayamayız, bu büyük bir Sünni devrimidir" denildi. Aslında bu bildiri Seykes – Picott gizli antlaşmasından beri bölgenin ve halkların iradesine aykırı olarak çizilmiş sınırların, sahte yönetim düzenlerine karşı bir itirazın ifadesidir. Nitekim bu bildiride aşağıdaki değerlendirmelerin hepsi gerçektir.

"Bu devrim asla Şiilere karşı değildir, bilakis meşru hakların elde edilmesi için gerçekleştirildi". Irak'ta yaşanan olaylar, zulüm, yolsuzluk ve kısıtlama politikasının ürünü" ."Ordunun, polisin çöküşü boşluktan kaynaklanmadı. Musul'un düşmesi, halk devrimi sonucu gerçekleşen bir olaydan başka bir şey ile açıklanamaz. Gücü ne olursa olsun bir örgüt (IŞİD'i işaret ederek) 4 milyon nüfuslu bir kenti ele geçiremez."

"Eğer Sünni halka yönelik kötü uygulamalar, adil, olgun ve mezhepçilikten uzak bir siyasetle tedavi edilseydi bunlar yaşanmayabilirdi”, dendi.



Bu meselenin bir halk hareket olduğunu nereden anlıyoruz? Obama’nın yaklaşım tarzına ve konuşmalarına dikkat edilirse (DMABB) ile bazı paralellikler taşıdığı ortaya çıkmaktadır.

Obama, Irak liderlerinin aralarındaki mezhep çatışmalarının üstesinden gelmedikleri ve uzlaşmaya varmadıkları müddetçe ABD’nin herhangi bir askeri eyleminin sorunu çözmeyeceğini kaydetti.“Şunu açıkça belirtiyorum: Iraklıların, birlikte çalışmaya hazır olduklarına yönelik bize güvence verdiği siyasi bir planı olmadığı bir ortamda, ABD kendini bir askeri eylem içine sokmayacaktır.”dedi.


Obama sözlerine şöyle devam etmektedir: 

"IŞİD hem Iraklılar hem de Amerikalılar için potansiyel bir tehdittir. Bu bölgesel ve uzun sürecek olan bir sorundur. Dikkatli tercihlerde bulunmak zorundayız. IŞİD şu ana kadar Irak'tan yapılan petrol sevkiyatına henüz ciddi bir tehdit oluşturmadı. Ancak eğer petrol rafinerilerini kontrol altına alırlarsa Ortadoğu'daki diğer ülkeler yardım için üretimlerini artırmalılar. Bu hafta içerisinde istişare edilerek alınacak bir karardır."

ABD Başkanı Obama, Irak’taki durum konusunda kısa vadede yapılması gereken askeri işler olduğunu ve kendilerinin bütün seçenekleri değerlendirdiğini söyledi. "İsyancılarla mücadele konusunda Irak'a yardım için hiçbir şeyi dışlamıyorum" dedi.


Başkan Obama, ülkesinin güvenlik çıkarları tehdit edildiğinde askerî müdahalede bulunmaya hazır olduğunu dile getirdi. Irak'ta askeri olarak kısa vadede acilen yapılması gerekenlerin olduğunu ifade eden Obama, Amerikalı yetkililerin tüm seçenekleri değerlendirdiğini ifade etti.

Aslında Obama diyor ki; Bu mesele Müslümanların iç sorunudur. Bizi ilgilendirmez. Bizi ilgilendiren konu petrol sevkiyatıdır. Sevkiyat aksamamalıdır. Damarımıza basmazsalar, çıkarlarımızı tehdit etmezlerse yesinler birbirlerini…

E. Tuğ General Adnan Tanrıverdi Paşa’nın değerlendirmeleriyle olanların nasıl örtüştüğü açıkça görülmektedir.

“30 Nisan 2014 tarihinde yapılan genel seçimlerinden tek parti iktidarı çıkarılamadı. Koalisyon zorunlu, ancak hükümet oluşturulamıyor. Nuri El Maliki’nin geçmiş dönemdeki mezhepsel yaklaşımı hükümetin oluşturulmasını zorlaştırılıyor.”

“Geçtiğimiz aylarda, Irak’taki Sünni Kesimin dini liderleri Türkiye’de aktif destek turları gerçekleştirdiler. Somut yardım bulamadılar. IŞİD, birkaç ay önce Suriye’deki hâkim olduğu bölgeleri tahliye etmişti. Başka bir bölgede aktivitesini arttıracağının belirtisi olarak değerlendirmiştik. Irak’ta sıklet merkezi teşkil etti.”

“Mücadeleye stratejik şuurla başladı. Bankaları işgal ederek varlıklarına el koyması, askeri kışla ve tesisleri ele geçirerek silah ve malzemeye sahip olması ve petrol yataklarına yönelmesi saldırı için hazırlıklı olduğu ve taraflar içinde askeri gereklere göre hareket eden en deneyimli ve kurumsal yapıya sahip bir güç olduğunu göstermiştir.

Irak’ta yeni mezhepsel ve etnik kanlı çatışmalar başlamıştır. İslâm Âlemi sahiplenmez ise nerede duracağı belli olmaz.”

Adnan Paşa’nın yukarıda ifadesini bulan bu değerlendirmeleri hakikatin yalın bir ifadesidir. Bu çatışmanın nerede ve nasıl duracağı belirsizdir.


Son durumda Irak’ın kuzeyinde en büyük toprak parçasına IŞİD hâkim olmuş görünüyor. 


Irak haritasına bakıldığında şu anda Şii, Kürt ve Sünni Arap olmak üzere etnik ve mezhep temelli 3 devlet ortaya çıkmış olduğu görünüyor. Yani ABD işgali Irak’ı fiilen 3 e parçalamış durumda.


Musul'un denetimi şu anda tamamen IŞİD'in elinde ve kente de Saddam döneminden kalan bir generali vali olarak atamış durumda. 

IŞİD'in ele geçirdiği bölgenin genişliğine bakılacak olursa şu anda Kuzey Irak'taki en büyük toprak parçasını sahip olmuşlar görünüyor. Musul'dan Anbar'a kadar kalan bölüm tamamıyla IŞİD kontrolünde. Yönünü Süleymaniye'ye çeviren IŞİD, Kerkük'ü de almak istiyor. Portekiz’den büyük bir sahaya hâkim durumdadır.

IŞİD saldırıları Kürtler için de fırsat doğurdu ve onlarda bunu kullanarak Kerkük'e girdiler. "Kerkük Kürtler'in Kudüsü'dür diyen Kürtler, kentte denetimi tamamıyla ellerine geçirmiş durumda. 


Kürtler, Irak'ta şu anda 'tartışmalı olan' bölgelerin tamamına yerleşmiş bulunuyorlar. Federal Kürdistan Bölgesi Peşmerge Bakanlığı, Kürdistan Bölgesi dışında kalan Kerkük dâhil tüm Kürt yerleşim birimlerinde denetim kurduklarını ve bir daha buralardan çıkmayacaklarını bildirdi. 

Maliki yönetiminin elinde kalan toprak parçası hayli küçülmüş durumda. Tıkrit şimdilik Maliki’nin denetiminde görünüyor ancak oradaki Irak askerinin de kaçtığı yönünde haberler var. Haliyle bu kentin düşmesi durumunda IŞİD, Irak'ın kalbine doğru ilerleyişini sürdürüp başkenti de alabilir. 

IŞİD sözcüsü Ebu Muhammed el-Adnani, bir sonraki hedefin başkent Bağdat ve Şiiler için kutsal olan Kerbela olduğunu açıkladı. "Kurtardığınız toprakların tek bir karışından bile vazgeçmeyin. Rafiziler'in (Şiiler) ceset parçalarınız haricinde bir yere basmalarına izin vermeyin. Bağdat'a, Halifelik'in Bağdatı'na doğru ilerleyin"


Bu sözler ve bu ifadeler büyük bir Sünni-Şii çatışmasının habercisi gibi görülmektedir.

Bağdat'taki gergin bekleyişi anlatan Al Jazeera muhabiri Ömer El Salih IŞİD savaşçılarının başkente dışarıdan ilerlediğini haberini verdi.

Maliki’ye bağlı askeri birlikler IŞİD savaşçılarını Bağdat’ın 110 km kuzeyinde bulunan Samarra'da hava saldırılarıyla durdurdukları haberini verdiler. Satranç tahtasındaki karşılıklı hamleler devam edecek gibi görülmektedir.

Irak Başbakanı Nuri el Maliki militanlara karşı mücadeleyi sürdüreceğini belirtip direnmeyi reddeden askerleri de cezalandıracağını söyledi. (İdamla) Reuters haber ajansına konuşan bir polis memuru, militanların Irak güvenlik güçlerine ait 'Humvee askeri araçlarını kullanmalarının' askeri birlikler için 'aldatıcı' olduğunu kimin kime ait olduğunun karıştırıldığını söyledi.

Kürdistan Bölgesi Başbakanı Neçirvan Barzani, 250 bin peşmergenin “Kürdistan bölgesi dışındaki Kürt bölgelerini korumaya hazır” olduğunu açıkladı. Peşmergeden yardım isteyen Nuri El Maliki, ise bu müdahalenin kendileri ile koordineli olması konusunda uyardı. Kerkük, Anayasa’da öngörülen referandum maddesi uygulanmayarak, tartışmalı bölgeler kategorisinde yer alıyor. 


Şu an sıkışmış bulunan Maliki yönetimi ve mülkiyeti tartışmalı bölgeleri Kürtlere vererek IŞİD’e karşı Kürtlerin ittifakını temin edebilir. İran’dan yardım isteyebilir.

Kürtler IŞİD ile çatışmaya girmekten kaçınsalar bile bazı bölgelerde yer yer karşı karşıya geliyorlar. Kerkük’ün Havice ilçesinde peşmerge ile IŞİD güçleri arasındaki çatışmalarda 10 peşmerge öldü. Irak Kürdistan Özerk Bölgesi’nin resmi sınırları dışında kalan Kerkük'ün denetimi Peşmergelerin eline geçti.


Reuters haber ajansına konuşan Kuzey Irak Peşmerge sözcüsü Cebbar Yavar, "Tüm Kerkük peşmergelerin eline düştü. Kerkük'te kalan Irak askeri yok" dedi.


Irak Şam İslam Devleti IŞİD'in Musul ve Tikrit'i ele geçirmesi ve Irak ordusunun bölgelerden çekilmesi üzerine Kürt Peşmergeler bölgede tek birleşik askeri kuvvet olarak görülüyor.


Peşmerge Sözcüsü Cabbar Yawar, kentte kontrolü peşmergelerin sağladığını ve bir tek Irak askerinin bile kalmadığını açıkladı. Kürt birliklerinden General Şirko Rauf AFP haber ajansına yaptığı açıklamada, "Kerkük'teki varlığımızı güçlendirdik ve IŞİD'in kontrolündeki bölgelere ilerlemek için talimat beliyoruz" dedi.

ABD’nin yayınlanan New York Times’ta Thanassis Cambanis, Irak-Şam İslam Devleti'nin neden bu kadar başarılı olmasının sebeplerini şöyle açıkladı: “Düşmanlarına oranla daha eğitimli, daha iyi teçhizata sahip ve daha fazla maaşa alıyor olmaları” önemli bir faktördür. “Örgüt tam anlamıyla kozmopolit bir yapıya sahip ve adeta bir mıknatıs gibi dünyanın dört bir tarafından insanları cezbediyor”, “IŞİD, Çeçenistan, İngiltere, Almanya ve ABD uyruklu militanlara sahip. Bu militanların bir kısmı ideolojik sebeplerden dolayı IŞİD saflarında savaşıyor. Bunların haricinde IŞİD’in militanlarının büyük bir çoğunluğunun yüksek maaşlar sebebiyle örgütün saflarında yer alıyor”.


IŞİD’in başarısının ardında yatan bir başka sebep ise iyi organize olmuş olması. Zira örgüt yalnızca savaşan bir grup değil. IŞİD, ele geçirdiği bölgelerde devlet gibi davranıyor ve vergi bile topluyor. Örgüt ayrıca elinde tuttuğu bölgelerde para karşılığı elektrik satıyor. Sağlam gelir kaynaklarına sahip.
Kerkük, Irak'taki en önemli petrol yataklarının merkezinde. Müthiş petrol rezervi ile de bölgedeki tüm ülkelerin iştahını kabartan bir cazibeye sahip. Dünya petrol rezervinin %4’ü Kerkük ve civarından elde edilirken, bu oran Irak’ın ürettiği petrolün de %50’sini oluşturuyor.


IŞİD'in Musul işgali şu andaki tabloya bakıldığında en çok Bölgesel Kürt yönetimine yaramış görünüyor. Irak ordusu bırakıp kaçınca Peşmergeler Kerkük'e girip kontrolü ele aldı. IŞİD'in ilerleyişi göz önüne alınınca Peşmerge'nin bu hamlesi rahatsızlık yaratmadı.

"Peşmerge güçleri Kerkük'ün genelinde kontrolü ele almış durumda. Şu anda bulunduğumuz bölgenin ilerisine doğru gitmeyeceğiz. Havice'den itibaren Kerkük'e herhangi bir saldırı yapılmaması için bölgede kalmaya devam edeceğiz", diyorlar.

IŞİD'in saldırılarıyla Kerkük, Kürtler'in önüne altın tepsiyle sunulmuş oldu. Yarın ne olur bilinmez ama bugün itibariyle Kürtler hayaldi gerçek oldu diyerek Kerkük'ün tüm kontrolünü ele geçirmiş görünüyorlar. 

Soğuk Savaş döneminin zihniyet mantığına saplanp kalmış kimi diplomat ve emekli büyükelçilerimiz ABD ve İsrail’den izin almadan asla olmaz diyorlar. Asla onlarsız bir şey yapamayız diyorlar. Bunların biraz daha akıllı olanları bakalım, bekleyelim, Neo-Com Yahudi sözcüleri ne derse onların kuyruğuna takılalım gidelim. Gerçek strateji budur diyorlar.

İşte bir analiz: Emekli Büyükelçi Uluç Özülker; IŞID'ın yeni bir İslam devleti kurma politikasının çok ciddi bir tehlike olduğunu görmek gerekiyor. .Burada en zor durumdaki ülke biziz, yani Türkiye'dir. Bu güne kadar çok politika güttük. Suriye'de dini ağırlıklı olarak bu kesimlere destek olduk, hudutlarımızı aştık onlara destek verdik. Buradaki İslami güç oluşumunun da önüne geçecek bir politikayı ön görmedik ve bu sürece geldik. (İsrail tipi bir analiz) (Bu zatlar İslam’dan bu kadar neden rahatsızlar !?)

Sonuç: Bölgede bir dost düşman çizelgesi tablosu yapılırsa şöyle bir sonuç ortaya çıkar.

IŞİD’in rakipleri kimler: Esad, Maliki, İran, Şiiler, İsrail, ABD, AB

IŞİD’in ne dostu ne düşmanı kimler: Türkler, Türkmenler, Kürtler, PYD

IŞİD’in dostları Sunni Irak ve Suriyeli Araplar, İslam birliği davasına inanan mücahitler, İhvan

Bu çizelgeye göre mesela Kerkük kimin olacak dediğinizde yukarıdaki dost düşman çizelgesi değişiyor. Kimin kimle dost olacağı karma karışık hale geliyor.

Mesela bölgenin petrolü kime ait olacak petrol gelirleri nasıl dağıtılacak, kime satılacak dediğinizde dost düşman çizelgesi bir daha değişiyor. Çatışma potansiyeli yüksek, zayiat kapasitesi ölçülemez bir kavganın matematiği inşa ediliyor.

Bu mesele soğuk savaş sözcüsü kimi diplomat ve büyükelçilerin mantığı ile çözülemez. Bölgedeki gelişmelerin dışında kalınamaz. Bu zatların aklı ile kuyuya inilemez.

Musul ve Kerkük'ün statüsünü belirleyen 1926 Ankara Antlaşması Türkiye'ye 'bir şartla' askeri müdahale hakkı veriyor. 

Mısak-ı Milli sınırları içinde kalan Kerkük ve Musul, 1926 yılında yapılan Ankara Antlaşması ile birlikte toprak bütünlüğü sağlanması şartıyla terk edilmişti.


Irak'ın toprak bütünlüğü esas alınarak yapılan İstanbul Anlaşması'na göre, bugün bölünmüş yapısı ve bölgenin illegal örgütlerin kontrolüne geçmesi Türkiye'nin haklarını gündeme getirmektedir.
Buna göre, otorite boşluğundan kaynaklanan kaos ortamı, Türkiye'nin Kerkük ve Musul'a girebilmesi için uluslararası hukukta meşru zemine kaynak sağlamaktadır. Yani Türkiye eğer isterse, Kerkük ve Musul'daki haklarını gündeme getirerek bu iki şehri kontrol altına alabilir.


Musul ve Kerkük, Türkiye'nin kuruluşunda Misak-i Milli sınırları içindeydi. Mustafa Kemal Atatürk Musul vilayeti ve Misak-i Milli sınırları tarifini 1923 yılında yaptığı konuşmada şöyle demişti; 

"Bu hudut İskenderun körfezinin güneyinden, Antakya'dan, Halep ile Katma istasyonu arasında Carablus köprüsünün güneyinde Fırat nehrine ulaşır. Oradan Deyrizor'a iner, oradan doğuya uzatılarak Musul, Kerkük ve Süleymaniye'yi içine alır."


Türkiye'de yıllardan beri var olan Kerkük hissiyatı, Kürtlerde de "Türk - Kürt federasyonunun" bir parçası olarak mevcuttur. Mustafa Kemal Paşa, Misak-ı Milli sınırlarını tanımlarken "bu hudut ordumuz tarafından silahla müdafaa olunduğu gibi aynı zamanda Türk ve Kürt unsurlarıyla meskûn vatan parçasıdır" diye konuşmuştu. Mustafa Kemal'in bu sözlerinden hareketle, Kerkük ve Musul hassasiyeti Türklerde olduğu gibi Kürtlerde de bulunuyor.


Türkiye’nin Musul ve Kerkük’teki hakları nelerdir?

Musul'un IŞİD'in kontrolüne geçmesiyle birlikte ülkede tam bir kaos hakim olmuştur. Irak Başbakanı Maliki, başta Avrupa Birliği olmak üzere dünya ülkelerine acil yardım çağrısında bulundu. Irak'ın bölünmüş yapısı ve otorite boşluğundan doğan kaos ortamı, bölgedeki Türkmen'lerin can güvenliği olduğu kadar Türkiye'nin Musul ve Kerkük'teki haklarını da yeniden gündeme getirmiştir.

Irak’ın toprak bütünlüğü bozulursa Türkiye Irak’a girebilir.

Mısak-ı Milli sınırları içinde kalan Kerkük ve Musul, 1926 yılında yapılan Ankara Antlaşması ile birlikte toprak bütünlüğü sağlanması şartıyla terk edilmişti. Irak'ın toprak bütünlüğü esas alınarak yapılan İstanbul Anlaşması'na göre, bugün bölünmüş yapısı ve bölgenin illegal örgütlerin kontrolüne geçmesi Türkiye'nin haklarını gündeme getirdi. Buna göre, otorite boşluğundan kaynaklanan kaos ortamı, Türkiye'nin Kerkük ve Musul'a girebilmesi için uluslararası hukukta meşru zemini hazırlıyor. Yani Türkiye eğer isterse, Kerkük ve Musul'daki haklarını gündeme getirerek bu iki şehri kontrol altına alabilir.

Musul'a girilmesi yönündeki engeller neler?

Rehin alınanlar arasında konsolos, diplomatlar, özel harekât görevlileri ve 3 çocuk bulunduğu bulunması sebebiyle, Londra'daki düşünce kuruluşu RUSI uzmanı Aaron Stein'in şu görüşü aktarılıyor:  "Ya Türkler IŞİD ile doğrudan veya dolaylı olarak müzakere edecek ya da bu kişileri kurtarmayı deneyecekler; fakat Salı günü alıkonulan 32 kamyoncuyla birlikte 80'e ulaşan sayı bunu zor kılıyor."

Batılı gazetecilerden Erika Solomon'un haberinde, IŞİD yanlılarının, örgütün emrinde "ölmeye hazır" 15 bin kişi olduğunu söylediği aktarılıyor.

Roula Khalaf ise Musul'un 2003'teki ABD-İngiltere işgalinin ardından, isyan bastırma yöntemleri için "örnek" gösterildiğini hatırlatarak, bugün Irak'ın "aciz devlet" durumuna düştüğüne dikkat çekiyor.

Irak'ta "kâbus" yaşandığı belirtilen Financial Times başyazısında, "felaket" diye nitelendirilen ABD öncülüğündeki işgalden 10 yılı aşkın süre sonra Batılı devletlerin Irak'taki seçeneklerinin sınırlı olduğu vurgulanıyor:


"ABD yardımcı olabilir ama sadece Iraklılar devletlerinin aciz duruma düşmesinin önüne geçebilirler." ,Diyor.

Bu değerlendirmelerden şu sonuç çıkıyor. IŞİD bölgede etkinliğini artırır, bölgenin bütünleşmesi yönünde bir zemin yaratırsa bu gidişat batı için çok büyük tehdittir. Birini öteki ile bertaraf etmek için her türlü dosya hazırlanmıştır.

Türkiye Maliki ile iş yapabilir mi? Cevap: Yapamaz. Neden yapamaz? Dışişleri Bakan Yardımcısı Naci Koru Musul’daki Türk konsolosluk binasına IŞİD tarafından yapılan baskını anlatırken Irak’ın yani Maliki’nin askerleri konsolosluğa haber vermeden askeri güçlerini konsolosluk binasının çevresinden çektiği görülmektedir, dedi. Maliki’nin askerleri, emanetine tevdi edilen misafirlerini haber vermeden bırakıp kaçmışlardır.

Türkiye'nin Musul Başkonsolosluğu'ndaki görevliler ve güvenlik personelinin IŞİD tarafından rehin alınmasından bu yana örgüt ile 3. görüşme yapıldı. Türkiye-Suriye sınırındaki görüşmeler aracılar vasıtasıyla gerçekleştirildi. Rehinelerin teslimi noktasında somut gelişmelerin olması bekleniyor. Rehineler teslim alınsa bile bölgedeki Türk vatandaşlarının varlığı ve yatırımlarının büyüklüğü dikkate alındığında Türkiye’nin bölgeye ilgisiz kalamayacağı sonucu ortaya çıkmaktadır.

Batının ve İsrail’in burada temel hedefi, çatışmayı bütün sahaya yayarak İslam’ı İslam’la çatıştırarak bitirmek doktrinidir. Onların katıla katıla güleceği sevinçten çıldıracağı tek seçenek bir Türk –İran çatışmasını tetiklemek senaryosudur. Türkiye; İran ve Rusya ile diyalogu sürdürerek, gerektiğinde müdahale seçeneğini masada tutarak bölge kuvvet dengelerinin değişmesine müdahil olmak, bu müdahaleyi batılı dostların(!) çıkarları için değil İslam Birliğinin tahakkuku için yapmak Türkiye için en ciddi ve akılcı seçenektir.

Adnan Tanrıverdi Paşa’nın şu düşüncesi çok mühimdir:

“Eğer bu zamanda, Müslüman Ülkelerin bir parlamentosu olabilseydi, bu parlamento etkili bir ani müdahale gücüne sahip olsaydı, Nuri El Maliki’nin ne Birleşmiş Milletlerden ne de Avrupa Birliğinden yardım istemesine gerek kalmayacaktı. İslâm Dünyasının kendi içindeki anlaşmazlıklarının çözümünü, bu anlaşmazlıkları planlayıp uygulamaya koyduran batıdan beklemesi ve açıkça da talep etmesi ne acı!.”


Bu noktadan itibaren bu tür İslami kurumların kurulması yolunda çalışmalara ağırlık verilmesi, söz ve demeçlerin tehdit aracı olarak kullanılmaması, ciddiye alınmayan blöfler yerine bölge halklarıyla kaynaşan bir mantıkla yola çıkılması gerektiği açıktır.

Sabrın ve sözün bittiği yerde kuvvete başvurmak helaldir. Anlaşmalardan doğan hakların unutulmaması şartıyla adil ve birleştirici yönde hareket etmek gereklidir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme