14 Ağustos 2014 Perşembe

İntihar Komandolarına Dair Paradoksal Bir Yaklaşım Denemesi: "İnsana Sıfır Değer Sorunsalı"

"Fitne katilden beterdir."
Bakara Suresi[1]

Şunu unutmayın ki, hiç kimse ülkesi uğruna ölerek kazanmamıştır. 
Savaşı ancak başka aptalların ölmesini sağlayarak, kazanabilirsiniz.
General Patton[2]

Afganistan'da yakalanan bir intihar komandosu
İslam Dünyası'nın yüz karası ve kara lekesi...

İslam'a yapılmış büyük bir hakaret ve maalesef İslam'ın temizliğine yakıştırılan ve neredeyse özdeş kılınacak kadar ileri gidilen bir fitne, bir iftira ve bir habis yakıştırma... Müslümanların ise bu konuda sesleri, maalesef ki çıkması gereken kadar yüksek çıkmıyor. Buna cevaz veren, fetva veren ve destekleyen bazı şer odakları da tam ciğerimizde konuşlanmış.

Yazıya girmeden önce "savaşarak can verenler" ile üzerlerine bomba bağlayanların ayrımını okuyucuya kesinkez yapmasını öneririm. Yazıda bahsi geçen intihar komandolarının işaret ettiği kişiler, kesinlikle "savaşan ile savaşırken" hayatını yitirenler değildir. Yazımızda çarşı pazar demeden, camii demeden, masum mücrim, sivil asker demeyen gözü dönmüş fitnecileri kastettiğimin altını çizmek istiyorum.

Peki, kimdir bu "İntihar Komandoları"? Psikopat manyaklar mı? Hayatlarını hiçe sayan toplum düşmanları mı? Yoksa gözü dönmüş sapık katiller mi? Elbette birçok şey söylenebilir. Tek tip "intihar komandosu"ndan bahsetmek oldukça güç olsa da genel hatlar üzerinden yazı içerisinde bir çerçeve çizmeye çalışacağız:

Yazıya bu kimseler için kullanılan jargon ile başlayalım: Canlı bomba, intihar komandosu, intihar bombacısı, intihar eylemcisi, fedai, istişhad eylemcisi, intihar terörü, intihar teröristi ve feda eylemcisi. Sadece bunlarla sınırlı değil. İçinde eylemcinin bulunduğu bir araç, bir kamyon, bir uçak hatta en faciası bir "gemi"[3] ya da diğer yüzer platformlar ile intihar saldırısı düzenlemek mümkündür.

İntihar kavramı ile başlayalım[4]:

Halbwachs, onun tanımına “fedakârlık olmayan” ve “kasıtlı ölüm” kaydını koyar ve intiharı şöyle tanımlar: “Kendisini öldürmek niyetiyle olay kurbanı tarafından yapılan bir aksiyonun sonucu olan her tür ölüm, intihardır”. Delmas’a göre “intihar, aklı başında bir insanın yaşamakla ölmek arasında bir seçme yapabileceği halde, her türlü ahlak baskısı dışında ölümü seçip kendini öldürmesidir”. Bernfeld’e göre, intihar eden kişi gerçekte başka birini öldürmek ister. Genel çerçeve olarak intihar prensipleri ise aşağıdaki gibidir:

1) Kişinin akli dengesinin yerinde olması gereklidir.
2) Kişi doğrudan veya dolaylı olarak ölümü istemelidir. Bu istek kişisel menfaatler sonucu olabileceği gibi, ahlâki değer yargıları sonucu da olabilir.
3) İntihar için seçilen yöntem doğrudan ve ani olabileceği gibi, dolaylı ve uzun zaman sonucunda da gerçekleşebilir.

Vaka frekansı oldukça sık. Öyle ki; ay geçmiyor ki bir intihar komandosu vakası kendini tekrarlamasın, yeniden yaşanmasın. İntihar komandosu vakalarında en iyimser hal bile gözetilse maalesef suçlu suçsuz ayırt etmek mümkün olmuyor. Genelde tercih edilen plastik patlayıcılar, üzerinde bombayı taşıyan kişi başta olmak kaydıyla; herhangi birisinin orada bulunan herhangi bir kişinin hayatına ya da sakat kalmasına, en iyi ihtimal fiziken ya da psikolojik ciddi yaralara gark eder. Kim olmadığını bilmediğiniz bir intihar komandosunun yanından geçmeniz katliniz için yeterli bir sebeptir. Otobüste, sokakta, metroda ya da herhangi bir insan kalabalığında olmanız komando için iyi bir neden(!). Yani, masum - mücrim ayrımı gözetilmemesi Müslümanlara bulaştırılmaya ve yaygınlaştırılmaya çalışılan bu melanetin birçok handikabından ilkidir.

Vakaların görülme sahası elbette sadece Müslüman coğrafyası ile kısıtlı değil. Askeri ya da politik amaçlı ilk intihar eylemleri Haşhaşiler'de görülür. Yakın devirlere gelindiğinde İkinci Dünya Savaşı sırasında zaten sistematik bir intihar kültürü olan Japonlar "Kamikaze" adını verdikleri uçaklarda pilotları bir nevi intihar komandosu olarak askeri hedefleri vurmak maksatlı kullanmış.[5] Benzer birkaç eylemin İngiltere'ye karşı IRA militanlarınca kullanıldığı olmuş. Bugünkü manada intihar eylemleri 1980 yılları itibari ile Güney Lübnan'da Hizbullah tarafından uygulanmıştır.[6] Fakat bizim anladığımız şekli ile "intihar komandoları"nın yaygınlaşması ve ses getirmesi Filistin mücadelesi ile paralellik gösteriyor. Biri ya da birileri 1993 sonrası Filistin mücadelesi[7] esnasında bu gibi bir yönteme başvurarak kendi mücadelelerine yapılabilecek en büyük kötülüğü yaparak, bir mücadeleye terör mayasını katmıştır ve bu maya zehre dönüşerek Afganistan'a, Çeçenistan'a ve son olarak maalesef Müslüman kimlikli ya da o şekilde lanse edilen insanlarca Avrupa'nın hatta 11 Eylül Saldırıları esnasında hepimizin beraberce mütalaa ettiği üzere "Birleşik Devletler"e taşınmıştır. Hatta ve hatta çok iyi hatırlayacağımız üzere intihar komandoluğu ile Müslümanlığı küçük beyninde özdeşleştirmiş ahlaksız bir karikatürist Peygamber Efendimiz'i kafasında bir bomba ile resmetmeye cüret etmiş, şimdilerin NATO genel sekreteri Rasmussen ise bunun "ifade özgürlüğü" olduğunu savunmuştu. Sri Lanka'da "Tamil Kaplanları'nın intihar eylemlerine rastlamak mümkün. Ülkemize gelindiğinde ise içerilerinde El Kaide'nin de bulunduğu PKK, DHKP-C ve İBDA-C'nin bulunduğu uzun bir listenin varlığından söz edebiliriz.

Şimdilerin barış kelebeği Abdullah Öcalan 1996 yılında Serxwebun(başkaldırı) dergisinde intihar eylemleri için şu ifadeleri kullanıyordu: "Kentlere ineceğiz, Kentte çatışmalar başlayacaktır. Neye mal olursa olsun bir otobüse binmek zor değildir... Bir uçağa binmek zor değildir. Kendine bomba sarıp gidecek binlerce insanımız var."

İntihar komandolarının profilleri ise bir hayli renkli. Sanıldığının aksine eğitimsiz değiller ve aile bağları gayet kuvvetli olanlar mevcut. Bu konuda hayatta kalan intihar komandoları üzerinden çeşitli akademik araştırmalar yapılmış. Bunlardan benim araştırmalarım esnasında rastladığım en çok ses getiren iki araştırma; Pakistanlı Nasra Hasan[8] ve İsrailli Ariel Mirari[9] adlı araştırmacılara ait. Yazının başında belirttiğim gibi genelde plastik patlayıcılar tercih ediliyor. Araç ya da çanta kullanılıyorsa "parça tesiri" yaratmak maksatlı mermiler kullanılıyor. İntihar bombası amaçlı bir araç seçilmişse iş biraz daha sofistike hale bürünüyor. Deterjandan tutun da hayvan gübresine kadar geniş bir tesir arttırma yelpazesi var. En basit hali ile benzin ya da mazot gibi yanıcı, LPG ya da LNG (liquid natural gas - yüksek basınç altında sıvılaştırılmış doğal gaz) taşıyan bir araçın devasa bir molotof kokteyli olarak kullanılması mümkün. Terör örgütleri genelde hem intihar komandosuna bir patlatma mekanizması, hem de komandoyu takip edecek "gözcü" nitelikli bir kişiye aynı bombanın "yedek" patlatma mekanizmasını teslim eder ki intihar komandosunun herhangi bir şekilde eyleminden vazgeçmesi halinde devreye gözcü girer ve görevi tamamlar. Bu bahsi geçen iki kişinin duygusal empati kurmaması ve acıma duygusunu ortadan kalkması için bu iki birbirini hiç tanımayan kişiler olarak üst terör kadrolarınca seçiliyor. 

Bombacılar oldukça geniş ve değişik istatistikler olmakla beraber en çok 18-24 yaş aralığındaki kişiler ve daha yoğunluklu olarak erkek olanlar arasından seçilmiş.[10] Büyük çoğunluğunun 6 veya daha fazla kardeşi var. İncelemeler bazı sakinleştirici ilaçlarının verildiği eylemcilerin olduğunu söylese de tam aksi bir şekilde ilaç almaksızın eylemlerini gerçekleştirenler de az bir yüzdeye sahip değil. Onları intihar bombacısı olmaya iten nedenlerin bir listesini de yazının ilerleyen kısımlarında vereceğiz. 

İntihar eylemlerini maruz görenler ve maruz göstermeye çalışanlar olayı Hazreti Hüseyin'in de şahadetine[11][12] atıfla "istişhad" gibi tanımlama yaptıklarına birçok kaynakta rastlamak mümkündür. Yusuf el Kardavi, Muhammed Hayr Heykel, Muhammed es Savva gibi isimlerin bu kavrama atıf yaptıklarına ve intihar eylemlerini meşrulaştırıcı fetvalarına rastlanılmaktadır.[13][14] Bu fetvalardan bir kısmının intihar eylemlerinin meşruluğunun ilginç bir şekilde bölgesel olduğunu ve sadece Filistin ile kısıtlı olduğunu söylemektedir.

Diğer yandan Hamas'ın önemli isimlerinden Şeyh Yasin ise intihar eylemlerine şu sözlerle karşı çıkmaktadır[15]:

"Şehitlik, kalbin derinliklerinde [yatan] bir aşktır. Fakat bu ödüller, bizatihi şehitliğin hedefi değildir. Tek gaye, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmaktır. Allah'ın davası içinde ölmekle, bu [gayeye] en yalın ve en hızlı şekilde ulaşılabilir. Ve şehidi seçen Allah' tır."[16]

Uzun yıllardan beri süren Filistin mücadelesi ve 3 ayrı Körfez Savaşı ile bölgede yükselen tansiyon kendine ait ucube bir "savaş ahlakı" uydurmuş, bölge insanları için kıyafetleri; Moğol İstilası'ndan bu yana belki de ilk defa, bu kadar uzun vadeli bir biçimde "kefen" konumuna yeniden eriştirmiştir. Batı Dünyası'nın, yahut tam adı ile "Hıristiyan Batı Dünyası"nın kendinden başkasına ve kendine itaat etmeyene hayat hakkı tanımayan politikaları ve bu politikalara paralel bir biçimde geliştirdikleri ahlak anlayışının neticesinde Ortadoğu'da insan hayatının değeri "istatistikler mesabesinde" ve hiç değerinde bir konuma; "insana sıfır değerine" indirgenmiştir. " Bu tür bir savaş ahlakı mezhep çatışmalarını ve bölgesel sorunları da körüklemiştir. Irak merkezli olmak üzere "Şii - Sünni" çatışmalarının önemli bir çatışma sahası "intihar komandoları" olmuştur. Kimlikleri belirsiz kalan, kimin kimi hedef aldığı belirsiz bir şekilde Irak, intihar komandoları eşliğinde yüzyıllardan beri süregelen bir siyasi anlaşmazlığı "itikadlaştırma" yolunda kanayan bir yaranın derinliğine derinlik katmıştır. Bunlardan birine örnek verecek olursa Muhammed Bakır El Hekim'in bir intihar saldırısı sonucu hayatını kaybetmesini verebiliriz.[17]

"İnsana Sıfır Değer Sorunsalı"nın başlangıç ve hareket noktasının en büyük destekçisi, hepimizin "Şark Sorunu" olarak bildiği Türk İmparatorluğu'nun güç ve nüfuz kaybı ile başlayan süreç. Anarşinin sistematik bir hale dönüştüğü bölgede yeni nesiller savaş içerisinde doğmuş, savaş içinde büyümüş ve her an bir savaş halinin sonucu olarak yaşamlarının sonlanması tehlikesini enselerinde hissetmişlerdir. "İnsana Sıfır Değer Sorunsalı"nın içinde büyüttüğü fertler kendi mantık silsilelerinin içinde yapacak daha iyi bir eylemin olmadığı ve halihazırda kaybedecek bir şeylerinin olmadığını inanarak ya da inandırılarak eylemlerinin içerisine giriştiğini öncü bir tespit olarak ve yazının ilerleyen kısımlarında izah edilmek üzere ortaya koyabiliriz. Bu tespite ek olarak sosyolojik temelli övgü beklentileri bir kendini ispat mekanizması olarak intihar komandosunun zihninde bir yer edinmekte ve daha da önemlisi dini vaatler bu eylemlerde Ortadoğu özelinde intihar eylemlerinde önemli bir rol oynamaktadır.

Kimlik oluşturma süreci için en önemli dayanaklardan biri olan "Din"in, bölgedeki intihar kavramlarındaki önemini daha spesifik bir hale bürümek adına Telaviv Üniversitesi'nden Profesör Asher Susser birkaç ay önce tamamlanan "Ortadoğu" hakkındaki ilk dersinde şöyle bir ifade kullanmakta idi[18]:

Collective identity was about religion, not about territory and language. And it was only after the dramatic long standing impact of the West that identities began to shift and to emerge towards a more European style territorial or linguistic identity.

"Türkçe ifadesi ile "Müşterek kimlik (Ortadoğu'yu kastediyor- OBÇ) bölge ya da dil ile alakalı değildi. Ve bu durum Batı'nın uzun süreli dramatik etkisi ile daha Avrupai bir şekilde bölgesel ve dil üzerine değişmeye ve su yüzüne çıkmaya başladı.". Kimlik inşasının önemli safhalarından "din" biri de "Maslow'un İhtiyaçlar hiyerarşi'sinin üçüncü merhalesi olması ile "ait olma" duygusu ile ayrıca perçinlenmektedir. Dördüncü merhale olan "saygınlık gereksinimi"ni de bu yaklaşımla çok da ayrı tutmak mümkün değildir. Bu da şer odaklarının vakaları arttırması için onlara bir fırsat doğurmaktadır. Görünen o ki bunu da gayet iyi kullanıyorlar. Hem de satılmış "din kalpazanları" sayesinde. İşte bu nedenle yazının başında da belirttiğimiz intihar prensiplerinin 2.'sinin çizdiği çerçeve ile birebir örtüşmektedir. İslami temellerde vakaya yer edindirmek yahut aşılamak ve vakayı masumlaştırmak isteyenlerin aksine "Psikoloji" biliminin kabulleri dikkate alındığında kim ne kadar çabalarsa çabalasın vaka düpedüz "intihar"dır.

Emniyet mensuplarından Bilal Sevinç, intihar komandoları hakkında yürütmüş olduğu çalışmada intihar eylemlerinin motive edici unsurlarını ana hatları ile şu şekilde sıralamıştır[19]:

1- Bir kariyer olarak şehidlik olgusu
2- Finansal faktörler
3- Kahramanlık olgusu
4- Kin ve intikam duygusu
5- Kendini ispatlama çabası
6- Korku, tehdit ve yıldırma
7- Ümitsizlik, adaletsizlik ve aşağılanma duygusu

İslam Coğrafyası'nın dışında kalan ve bu gibi terör eylemlerine dışarıdan belirli şekillerde ve sebeplerle katılan fakat gerçek mahiyetlerinin ve hikayelerinin ne kadar "hakiki" olduğu soru işaretlerini barındıran fertlerin incelenmesi ve araştırılması ise merak uyandıran bir konu olmasına karşın, ümit ediyorum ki öncelikle ülkemiz tüzel kişileri bu konudaki üzerlerine düşen göreve hakkı ile riayet etmektelerdir. Cihadist sıfatı ile bölgeye gelerek "intihar bombacısı" olan iki kişinin portrelerini aşağıda görebilirsiniz:
Almanyalı intihar komandosu Osman El Almani
Fransalı intihar komandosu Abdurrahim El Fransi
Tabii; vaka saydığımız hususlarla da sınırlı kalmıyor. Eylemcinin ortadan kalkması, sonradan yapılacak araştırma ve kovuşturmaların zorluğu nedeniyle azmettiricinin kendine dair izleri büyük ölçüde yok ediyor olması intihar eylemcilerinin terör örgütleri açısında stratejik olarak kullanımına daha fazla imkan tanıyor. Görünen o ki İslam Dünyası'nın en az yüzyıl daha bu sorunu devam edecek. Lakin bu konudan muzdarip Müslümanların sesi, bu fitneyi körükleyenlerden daha kısık. İsmet İnönü'ye atfedilen güzel bir özdeyişte dile getirildiği gibi "Bir ülkede şerefliler de en az şerefsizler kadar cesur olmadıkça o ülke düzelmez." Sınırların sadece siyasi mana ifade ettiği günümüzde ise daha şumullu bakışlar geliştirmeye mecburuz ya da...

Günümüzde din sosyolojisi temelli olarak "terör" odaklı araştırmalarını sürdüren Dr. Halil Aydınalp intihar komandolarının dini temellendirmelerini şu şekilde yorumlamaktadır:

(...) Köktendinciliğin ayırt edici vasfı kutsal metinleri algılama ve yorumlama biçimlerinde yatmaktadır. Gelenek ve tarihsel tecrübeyi dışlayarak/öteleyerek kutsal metinterin lafzi/literal manalarını merkeze alan bir din telakkisi inşa etmesi, özellikle müşriklerle ilgili cihad ayetlerinin tarih ve aktörden soyutlanarak bu güne taşınması, günümüz müslüman köktenciliğinin ayırt edici niteliği olmaktadır. Dini metinleri anlamadaki literalizm/lafızcılık yanında, literal selektivizm de diyebileceğimiz kutsal metinlerde seçici olma köktenciliğinin bir diğer özelliği olmaktadır. Barışa nazaran savaşa dair metinleri merkeze alan bir din telakkisi, dinin şiddetle olan ilişkisini belirleyen temel dinamik olarak karşımıza çıkmaktadır. Yine diğer sosyal, ekonomik ve siyasi dinamikleri gereği gibi anlamaksızın ya da göz önüne almaksızın hayatın bütün alanlarını aşırı bir dini idealizmle şekillendirme ve aydınlatma çabasının da dini gelenekleri potansiyel olarak çatışma ve şiddet sürecine yaklaştırdığı söylenebilir.

Dinimiz kurallarınca “Savaş ancak savaşanlarla ve savaşa iştirak edenlerle yapılır.” [20] Fakat bu hususta İslam adına "hüsnü zan" çığırtkanlığı yapmayı fazlaca iyimser ve zorlama bulduğumu açıkça belirtmek isterim. Nitekim Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim'in Maide Suresi'nde buyurduğu üzere [21]:

Bunun için İsrailoğullarına kitapta şunu bildirmiş idik: «Her kim bir kişiyi, bir kişi karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuğu olmaksızın öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir adamın hayatını kurtarırsa, bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.» And olsun ki, peygamberlerimiz onlara apaçık delillerle geldiler de sonra içlerinden birçoğu, bütün bunların arkasından hala yeryüzünde bozgunculuk ve cinayette çizgiyi aşmaktadırlar.

İslâm, intihara katiyen cevaz vermemiştir. Kur'ân-ı Kerîm'de intihar yasaklanmıştır Nisa Suresi'nin ilgili ayetinde açık şekilde "kendi nefislerinizi öldürmeyin, intihar etmeyin" şeklinde konuya açıklık getirmiştir. [22]

Bazı aklı evvellerin "teterrüs" ve "irhab" kendilerine kaynak teşkil ederek intihar eylemlerine zemin arayışı son derece yersizdir ve meseleyi yanlış aktarmaktır. Konuyu biraz daha açacak olursak teterrüs; "düşman" kuvvetlerin Müslümanları siper edinerek savaşması durumunda Müslümanların yine "düşman" kuvvetleri hedef alarak savaşması durumudur. Daha önce de belirttiğimiz üzere İslam, kesinlikle muharrip olmayanla yani savaşmayan savaşmayı uygun görmez, tasvip etmez. "İrhab" ise Müslümanların Enfal Suresi'nde belirtildiği üzere korkutup yıldırmaktır.[23] Bir başka deyişle, savaştan caydırmak için düşmana güçlü görünmek hadisedir. Bu hususta Tiryaki Hasan Paşa'nın dillere destan "Kanije Müdafaası" müthiş ve dâhiyane bir emsaldir. Diğer bir bakış açısından, uluslararası ilişkilerde çok kullanılan bir tabir olan "caydırıcı güç" olmanın zemini ile kendini ve kim olduğu hakkında fikir sahibi bile olunmayan masumların katledildiği bir zemin taban tabana zıttır ve herhangi bir keşişim noktasına dahi haiz olması beklenemez.

Kaldı ki öldürme ve savaşma yetkisi "Dar'ül Harp" ilanı ile olur ki bu ilanı hangi ölçülerdeki ehil bir kimseden aldıkları şüpheye muhataptır. Yine de İslami müeyyideler içerisinde en ağır hükümlerden biri olan "Dar'ül Harp" ilanı hak olduğunu farz-u muhal kabul ettik diyelim, bu bile size bir topluluk içerisinde intihar komandosu olma/olabilme cevazını asla vermez.

Kalemimin tarafı belli de olsa karşıt fikirlerin de yer verildiği yazıları linklerden inceleyebilirsiniz:

Ne hikmettir ki Kıbrıslı Xenon'un felsefe okulu Stoacılar, yukarıda yazıların mükellimleri gibi intiharı övmüştür. Doğrusu dikkat çekici bir benzerlik. [24]

Herhalde çok ayet ve hadisi bir araya getirerek yazarlar, kendilerince anlatımını güçlendirmek istese de hiçbir "İslami" neden üretememiş... İntihara teşvik bir suçtur. Bu tip yazıları yazanların bir özendirmeye yol açarak "intihara ikna ve teşvik" suçundan Türk Ceza Kanunu'nun 454. maddesi uyarınca 3 ila 10 sene arasında değişen hapis cezaları ile karşı karşıya kalabileceklerinden haberi olduğunu umuyorum. 

İki Cihan Başbuğu(O'na salat ve selam olsun) savaş halinin prensiplerini şöyle buyurmuşlardır:

"Allah'ın adıyla yola koyulun, Allah yolunda mücadele verin, savaştığınız insanlarla aranızda bir anlaşma var ise ona riayet edin, haddi aşmayın, meşru savaşırken öldürdüğünüz insanlara müsle yapmayın (ağzını, burnunu keserek, insanlık onurunu rencide edecek şeyler yapmayın) çocukları, kadınları, yaşlıları, ibadethanelerdeki insanları öldürmeyin."[25]

Ümmet olabilene bu hadis dahi kâfidir.

Allahû Âlem.(En doğrusunu Allah bilir)


Ek-1: İntihar saldırılarından bazıları:


11 Kasım 1982:
17 yaşında Lübnanlı bir genç kız, Güney Lübnan'da, Sur kentindeki İsrail işgal kuvvetlerinin ana karargâhına intihar saldırısı düzenledi. Sekiz Katlı bina çöktü, 89 kişi öldü.

18 Nisan 1983:
Lübnan’ın Beyrut Kenti´nde ABD Büyükelçiliği´ne bir otomobille intihar saldırısı düzenlendi, 17’si Amerikalı 63 kişi öldü. Beyrut'taki ABD elçiliğine intihar saldırısında 17 Amerikalı öldü. 23 Ekim 1983: Beyrut´ta patlayıcı yüklü kamyon, işgalci ülkelerin kışlasındaki binalardan birini havaya uçurdu. 241 Amerikalı denizci ve 58 Fransız asker öldü.

21 Mayıs 1991:
Tamil militanı Hintli bir genç kız, Hindistan Başbakanı Rajiv Gandhi'ye yaklaşıp; elini öpmek için eğildi ve üzerindeki bombayı patlatarak 18 kişiyi havaya uçurdu.

1 Mayıs 1993:
Sri Lanka Devlet Başkanı Ranasinghe Premadasa ve 23 kişi Tamil Kaplanları’nın saldırısıyla hayatını kaybetti.

11 Eylül 2001:
Tarihin seyrini değiştirecek bir saldırı oldu; iki uçak Dünya Ticaret Merkezi'ne çarptı, ardından bir diğer uçak da ABD Savunma Bakanlığı binasına çarptı ve binlerce kişi öldü.

13 Aralık 2001:
Keşmirli isyancıların Hindistan Parlamentosuna saldırısı.

9 Ağustos 2001:
Kudüs'te bir pizza salonunda meydana gelen intihar saldırısında 15 kişi öldü, 90 kişi yaralandı.

1 Haziran 2001:
Tel Aviv'deki bir gece kulübünde meydana gelen intihar saldırısında 21 kişi öldü.

15-20 Kasım 2003:
İstanbul HSBC Bankası çalışanları ve İngiltere'nin İstanbul Baş Konsolosu'nun da yer aldığı 62 kişi yaşamını yitirdi.

27 Ekim 2003:
Bağdat'ta Uluslararası Kızılhaç Örgütü'ne ve 4 polis karakoluna yönelik intihar saldırıları yapıldı, 43 kişi öldü, 200'den fazla kişi yaralandı.

11 Haziran 2003:
Kudüs’ün merkezinde düzenlenen intihar saldırısında 17 kişi öldü, 65 kişi yaralandı.

19 Ağustos 2003:
Bağdat'taki BM merkezine intihar saldırısı düzenlendi, BM temsilcisi Sergio Vieira de Mello dâhil olmak üzere 22 kişi öldü, 100 kadar kişi yaralandı.

1 Şubat 2004:
Erbil kentinde Irak Kürdistan Demokrat Partisi ile Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği bürolarına düzenlenen saldırıda 100'ün üzerinde insan öldü.

7 Mart 2007:
Bağdat’ta iki intihar bombacısı üzerlerindeki bombayı patlatmasıyla Kerbela’ya giden Şii hacılardan 115’i hayatını kaybetti, 117 kişi de yaralandı.

12 Nisan 2007:
Irak parlamentosunun lokantasına yapılan saldırıda 3 milletvekili öldü, aralarında milletvekillerinin de bulunduğu 10 kişi yaralandı.




KAYNAKÇA

[1] http://adf.ly/r64gN

[2] http://adf.ly/r64kv

[3] Bu nedenle 300GRT üzeri tüm yüzer araçlar 6 saatte bir LRIT adı verilen bir sistemle konum bildirmek zorundadır. Ayrıntılı bilgi için http://adf.ly/r67Iw

[4] http://adf.ly/r651V

[5] Japonlar intihara nedensel ve niteliksel bazı tanımlamalarda bulunmuştur. Seppuku(argosu Harakiri), shinju ve junshi farklı intiharlardır.

[6] http://adf.ly/r6YwM

[7] http://adf.ly/r655j

[8] http://adf.ly/r66rC

[9] http://adf.ly/r66hx

[10] http://adf.ly/r6Ys0

[11] http://adf.ly/r65HD

[12] http://adf.ly/r65Jk

[13] http://adf.ly/r6570, (kendisinden hazzetmesem de bu konudaki yazıyı aydınlatıcı buldum.)

[14] http://adf.ly/r65DV

[15] Nasra Hassan, "Letter from Gaza: An Arsenal of Believers-Talking to the 'human bombs"', The New Yorker, (November 19, 2001), s.40.

[16] Bazı internet sitelerinde Şeyh Yasin'in intihar eylemlerinin fetvalarından birisi olduğu iddia ediliyor. Ancak yapmış olduğum incelemelerde kendi beyanlarında böyle bir ifadeye rastlamadım. Tam aksi yönde faaliyetlerinin de bulunduğuna dair resmi kaynaklarda ifadeleri görmek mümkün.

[17] http://adf.ly/r6QNt

[18] http://adf.ly/r64ns

[19] http://adf.ly/r69no

[20] http://adf.ly/r64ra

[21] http://adf.ly/r64tV

[22] http://adf.ly/r671y

[23] http://adf.ly/r64wx

[24] Jack P. Gibbs - Individual Behaviour and Suicide

[25] Tehanevi, İlaü's-Sünen, 12/31-32; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/300; Ebu Davud, Cihad 82 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme