30 Mart 2015 Pazartesi

Türkiye'de Misyonerlik

Avrupalılar geldiklerinde onların elinde İncil, bizim elimizde ise topraklarımız vardı. Bize gözlerimizi kapatıp dua etmeyi öğrettiler. Gözlerimizi açtığımızda baktık ki İncil bizim elimizdeydi. Topraklarımız ise beyazların olmuştu.

*Jomo Kenyatta

Misyonerlik; görev, yetki, vekâlet, bir işin yapılması için verilen özel görev anlamına gelen "misyon" kelimesinden türemiştir. Bu işi yapan kimseye misyoner" ve misyonerin yaptığı işe de Türkçede "misyonerlik" denilmektedir. 

Misyon ve misyoner kelimeleri genel olarak bütün evrensel dinler için geçerli olmakla birlikte, Hıristiyanlık söz konusu olduğunda, tarihi süreç ve organize bir Kilise faaliyeti olması bakımından daha özel bir anlama sahiptir. Dinlerin kendi mesajlarını başkalarına yayma gayeleri olmakla beraber, misyon ve misyoner kavramları genellikle Hıristiyanlık için kullanılmaktadır. Latince kökenli olan kelime ilk defa Hıristiyanlar tarafından kullanılmıştır.[1]

Dilimize "misyon" telaffuzuyla aynen alınmış olan bu kelime sözlükte; görev, yetki, vekalet, bir kimseye bir işi yapması için verilen özel vazife anlamlarına gelir. Terim anlamı ise; Hıristiyanlığı, Hıristiyan olmayanlar arasında yayma görevidir.[2] Hıristiyan inancına göre misyonerlik, Hıristiyanlık dini ile birlikte ortaya çıkmıştır. Kilisenin kurucusu olan Hz. İsa aynı zamanda ilk misyonerdir. Kilisenin kurucusu ve temeli kabul edilen İsa Mesih'in Havarilerine tevdi ettiği en önemli görev de İncil'i bütün milletlere yaymalarıdır.[3]

Hıristiyan Misyonerliğinin Tarihi Boyutu
"1. Havariler Dönemi (33–100)
 2. Kiliselerin Kurulma Dönemi (100–800)
3. Ortaçağ Dönemi (800–1500)
4. Reform Dönemi (1500–1650)
5. Reform Sonrası Dönem (1650–1793)
6. Modern Dönem (1793–1965)
7. Diyalog Dönemi (1965-…)" [4]

Hıristiyanlığa göre misyonun asıl amacı, İncil'in anlatılması ve muhataplarda iman duygusunun uyandırılmasıdır. Başka bir ifade ile imanın temel konusu olan İsa Mesih'in kurtarıcı fonksiyonunu, henüz bilmeyen kimselere tanıtmaktır. İmanın konusu olan kurtuluşun şartlarından birincisi ancak kiliseye girince gerçekleşmektedir. Dolayısıyla misyonun önemli amaçlarından birisi de yeni bir ülkede kiliseyi kurmak, yani orada kilise hiyerarşisini yerleştirmektir. Tabiî ki bir ülkede kilisenin kurulmuş olması, Hıristiyanlığın yerleşmesi için yeterli değildir. Hıristiyanlığın orada benimsenebilmesi için misyonun, kültürü de kapsaması gerekmektedir.[5]

MİSYONERLERİN ÇALIŞMA YÖNTEMLERİ

Modernizm Öncesi Dönemde Misyon Teknikleri ve Uygulandıkları Alanlar
Oryantalizm (Şarkiyatçılık)  Temelleri çok eskiye dayanan oryantalizm, Hıristiyan misyonerliği ile iç içe olan bir faaliyet alanıdır. İslam tarihinin orta dönemlerinden başlamak üzere, İslam coğrafyasında misyon faaliyeti yürüten batılı misyonerler, bu amaçla İslam dilini ve İslam ilimlerini öğrenerek misyon faaliyetlerini buna göre şekillendirmişlerdir.

Sömürgecilik
Hıristiyanlık tarihine baktığımızda misyonerlik hareketleri, sadece Hıristiyan inancının ötekilere sunulması için kullanılan bir vasıta olarak kalmamış, aynı zamanda Batı'nın, dünyanın diğer yörelerine yönelik emperyalist ve sömürgeci politikalarını desteklemek ve hatta onlarla beraber hareket ederek, Hıristiyanlık propagandası adı altında başta Afrika, Hint alt kıtası ve Orta-doğu bölgesi olmak üzere, üçüncü dünya ülkeleri, Batı Hıristiyanlığının sömürgesi altına alınmaları için kullanılmış ve halen de bu amaç doğrultusunda kullanılmaya devam edilmektedir. [6]

Modern Dönemde Geliştirilen Yeni Misyon Stratejileri
Kilise-Misyon İlişkisi
Sömürge sonrasında yeni misyon politikaları geliştirmeye çalışan misyoner cemiyetleri, ilk iş olarak kilise ile misyonerlik çalışmaları arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlayarak kilisenin varlık amacının, Hıristiyan inancını tüm dünyaya yaymak olduğunu ileri sürmüşlerdir. Onlara göre kilise, sadece Hıristiyan inancına göre bir takım dini ritüelleri ifa etmek için toplanılan dini mekân değil, misyonerlik dahil olmak üzere, her türlü biçimde tanrıya hizmet edilen dini kurumdur.[7]
a.Kilise misyonun bizzat kendisidir.
b. Her Hıristiyan aynı zamanda misyonerdir.
 c. Misyon bütün kiliselerin katılımıyla işbirliği içinde yürütülecektir.  [8]

Tanrının Misyonu Olarak Misyonerlik
20. yüzyıldan önce misyonerlik, kurtuluş açısından Hıristiyan olmayanların Hıristiyanlığa kazandırılarak ruhlarının ebedi cezadan kurtarılması ve tüm dünyanın Hıristiyanlaştırılarak, Kilisenin hâkimiyet alanının genişletilmesi; kültürel açıdan da Batı'nın nimetlerini ve ayrıcalıklarını diğer insanlara tanıtmak ve onları medenileştirmek gibi çeşitli şeklilerde anlaşılmaktaydı. Sömürge sonrası dönemde Batının sömürüsü altında olan milletlerin, tek tek bağımsızlıklarını kazanarak milli devletler kurmaya başlamasından sonra bu tarz misyon anlayışının başarılı olmasının imkansızlığını gören misyonerlik teşkilatları, misyonu, kilise ve Hıristiyanlığın tekelinden çıkarmak için onun aslında Tanrıya ait olduğunu ifade etmeye başlamışlardır. Bu bağlamda "Tanrının misyonu"(Missio Dei) tabirini geliştiren misyon teşkilatları, bizzat tanrının kendisinin misyoner olduğunu ileri sürmeye başlamışlardır. Bu görüşe göre misyon bizzat Tanrının kendi tabiatından kaynaklanmaktadır.[9]

Evangelizm ve Misyonerlik
Sömürgecilik sonrasında kilise ve misyon çevrelerinde "misyonerlik" terimi yerine "evangelizm" tabiri kullanılmaya başlanmıştır. Evangelizm, iyi olanı insanlığa sunmak manasını ihtiva etmektedir.  
                           
Yine misyonerlik tabiri, Hıristiyan olmayanların Hıristiyanlaşmasını öngörürken, Evangelizasyon, aynı zamanda Hıristiyan olup da ondan uzaklaşanların yeniden Hıristiyanlaşmasını ifade etmektedir.
Misyonerlik tabirine kıyasla daha mutedil ve yumuşak bir mana içeren Evangelizm'in genel özelliklerini şunlardır:

1- Evangelizme göre muhataptan yapılan misyon çağrısına hemen mukabelede bulunması istenmez. 

2- Evengelizasyon ,sadece Hıristiyanlığı kabul etmeye insanları davet etme metodu olduğu için muhatap hiçbir zaman zorlanmaz. 

3- Evangelist, her hangi bir baskı unsuru olmaksızın iyi haberi insanlara tebliğ ederken etkili bir misyon faaliyeti için iyi haberi önce kendi yaşamında tatbik etmelidir.

4- Evangelist, hedef kitleyi kendi sosyal konumundan bağımsız görmeden iyi haberi tebliğ etmelidir.[10]

20. yüzyılla beraber sömürge sonrası dönemde faaliyet alanına giren Evangelizm, içinde yaşadığımız şu dönemde altın çağını yaşamaktadır. Bu gün Hıristiyan misyonerliğinin küresel Evangelizm boyutunda yürütülmesinde başta ABD ve İngiltere olmak üzere Batılı güçlerin sosyal-siyasal çıkar ve menfaatleri çerçevesinde gelişen küreselleşme politikalarının ve bu yönde geliştirilen dünyaya yeniden şekil verme (Mesela Büyük Ortadoğu Projesi) plan ve projelerinin ve uluslara arası operasyonların önemli rolü vardır. Bu bağlamda küreselleşmenin estirdiği güçlü rüzgarları arkasına alan bu devletler ve ihtiva ettiği misyoner örgütler, küreselleşme çatışmalarının oluşturduğu sosyal, siyasal ve ekonomik kaos ortamından azami ölçüde yararlanmaktadırlar.

Sömürgecilik sonrasında geçerliliğini yitirmiş eski misyonerlik teknikleri yerine yeni stratejiler geliştiren misyoner kuruluşların bu bağlamda faaliyet alanına koydukları yöntemlerden biriside Misyonun Şartlara uydurulması, yani kültürlenmedir. Bu bağlamda uygulama alanına giren iki temel yöntem göze çarpmaktadır. Bunlardan ilki Dünya Kiliseler Birliği bünyesinde, özellikle Protestan misyon kuruluşları tarafından geliştirilen İncil'in mesajını sunulduğu şartlara uydurma (contextualisation), diğeri ise 1970'li yılların başında Katolik kilisesi bünyesinde geliştirilen İncil'in mesajını sunulan kültüre tercüme etmeyi öngören "kültürlenme" (inculturation) terimidir.[11]

Sömürge sonrası dönemde 1960'lı y ıllarda yapılan II. Vatikan Konsili'nde Katolik kilisesinin dışa açılma kararı alması ve bu bağlamda gerek diğer Hıristiyan guruplarıyla gerekse Müslümanlarda dahil olmak üzere diğer Hıristiyanlık dışı guruplarla diyalog arayışını vurgulaması, ilerleyen dönemde diyalog faaliyet ve tartışmalarını gündeme getirmiştir.[12]

 Bu tarihten itibaren, bir taraftan Roma Katolik Kilisesi ve Dünya Kiliseler birliği başta olmak üzere çeşitli kiliseler, Hıristiyan olmayanlarla kurumsal bazda diyalog faaliyetinde bulunurken, diğer taraftan da, saygın akademisyenlerin önderliğinde bazı sivil toplum örgütlerinin "öteki" ile ilişkilerini geliştirmek için bireysel diyalog faaliyetleri tesis etmeye çalışmışlardır.[13]

1. Hıristiyan olmayanlarla kurulması öngörülen diyalojik ilişki için Kilise'nin öğretisine uygun metot ve yollar geliştirmek;
2. Hıristiyanların, Hıristiyan olmayanları tanıyıp bilmesi için çalışmalar yapmak;
3. Hıristiyan olmayanların Hıristiyan inancını layıkıyla tanıyıp, ona saygı göstermeleri için gayret sarf etmek.[14]

 "Dinler Arası Diyalog, Kilisenin bütün insanları kilise'ye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır. Karşılıklı bilgilenme ve anlayışı zenginleştirme vasıtası ve metodu olarak diyalog, misyona zıt değildir. Esasen misyon ve misyonun şekilleriyle diyalog arasında özel bir bağ vardır. Bu misyon, aslında, Mesih'i ve İncil'i bilmeyenlere ve diğer dinlere mensup olanlara yöneliktir."[15]

Türkiye'de çeşitli çevreler tarafından organize edilen dinler arası diyalog toplantılarında diyalogun ana vurgusu olarak, İbrahimî dinler söylemi çerçevesinde, üç dinin aslında aralarında ufak teolojik farklar olmakla beraber birbirinin aynı olduğu tezi kabul ettirilmeye çalışılmıştır. Bu anlayışa göre: 

1. Üç dinin ( Yahudilik, Hıristiyanlık, İslamiyet) kaynağı aynıdır.
2. Diyalog programları İslam anlayışının değiştirilmesi, İslam'ın Protestanlaştırılması, Müslümanların sekülerleştirilmesi ile Batı'ya uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir.
3. Anadolu toprakları sadece Müslümanlar için değil, Yahudilik ve Hıristiyanlık açısından da önemli bir hazinedir.
4. Bunun ardından Anadolu topraklarına sahip olma ve tasarrufta bulunma hakkının Hıristiyanlığa ve Yahudiliğe de tanınması gerekmektedir.[16] 

Son dönemde Misyonerlerin geliştirdiği yeni misyon stratejilerinden birisi olan inanç turizmi yöntemiyle ülkemizde bir çok bölgede misyoner faaliyetler yürütülmekte, bu bölgelerde bulunan tarihi kilise ve dini mekanlar misyon merkezi olarak kullanılmaktadır. Ülkemizde başta Karadeniz bölgesi olmak üzere, Marmara bölgesi, doğu Akdeniz, Ege, Kapadokya ve Doğu Anadolu'da bir çok mekan inanç turizmi çerçevesinde bizzat misyonerlerce ziyaret edilmekte ve uluslar arası misyon kuruluşlarının ve Avrupa birliğinin desteğiyle bu bölgelerde bulunan tarihi mekanlar restore edilmektedir. Buralara yakın arsa, ev, bahçe vs. yerler bizzat misyonerlerce satın alınmaktadır.[17]

Hıristiyanlığın yayılması için İslam'ın karalanarak pasif duruma düşürülmesi gerekmektedir. Bu düşüncelerini gerçekleştirmek için şunlara başvurmuşlardır: 

1. İslam dini ve Müslümanlar hakkında yanlış fikirler yaymak
2. Müslüman ülkelerde geri kalmışlığın nedeni olarak İslam'ı göstermek
3. İslam'ın kan ve şiddet dini olduğunu göstermek
4. İslam'ın üstün yönlerini eksik olarak sunmak 
5. İslam'ı Müslümanların kabiliyetlerini ve dehasını köreltmekle suçlamak"[18]

Türkiye'de Misyonerliğin Tarihi Boyutu
Osmanlı Devleti tarafından yabancılara tanınan ticari kapitülasyonlar yanında din ve ayin serbestliği, misyonerlerin Osmanlı memleketlerine gelmelerine yol açmıştır. Bu amaçla 1583 yılında, Cizvitler adlı Hıristiyan misyonerler İstanbul'a gelmişlerdir. Daha sonra, 7 Temmuz 1626 tarihinde İstanbul'a gelen üç kişilik biri Kapuçin misyoner heyeti, 19 Temmuz 1626'da Galata'daki St. Georges Kilisesi'ne ve Kilise'nin yanındaki eve yerleşerek, Hıristiyanlığın esaslarını öğretmeye, hastalara, zindandaki esirlere ve limandaki Fransız gemicilere yardım etmeye, bunun yanı sıra da Katolikliği yaymaya başladılar. Hatta Kilise'nin yanında bir de okul açtılar. 1637 Yılında, Fransız Kralı XIII. Louis, Kapuçin misyonerlerinin doğudaki faaliyetlerinden o kadar memnun oldu ki, onlara Fransız elçilik binasının yanındaki evi bağışladır. 1673'te Fransız elçiliğine ve konsolosluklarına "Dil oğlanları" adında tercüman yetiştirebilmek için; "St. Louis Kapuçin Papazları Koleji" adıyla ayrı bir bina dahi yaptırıldı. Bu Kolejde öğrencilere Latince, Fransızca ve İtalyancanın yanında; Türkçe, Rumca ve Ermenice de öğretiliyordu. [19]

Osmanlı Ülkesindeki misyonerlerin büyük çabaları yanında yabancı devletlerin her türlü imtiyazı kendi çıkarları doğrultusunda yorumlayarak bütün fırsatları değerlendirdiklerini görmekteyiz. Yabancılar dini faaliyetler dışında Osmanlı İmparatorluğu'nda okul açma hakkına da kavuşmuşlar, bununla da yetinmeyerek kendilerine yakın olan gayrimüslim cemaat okullarını himaye altına alarak, bu okullar üzerindeki etkilerini de sürdürmüşlerdi. Aslında yabancı devletlerin baştan beri izlediği politikanın gayesi Osmanlı ülkesinde Müslüman olmayan toplulukları denetim altına almaktı. Himayeci politika güden devletlerin başında Fransa geliyordu. Zamanla git gide himaye kuvvetlendi. 1604, 1673 ve 1740 tarihli kapitülasyon fermanlarına ticari imtiyazlar çerçevesinde himayeye dair maddeler de konmuştur.[20]

Himaye konusunda önemli olan şey tüccarlara yardım edecek konsoloslukların açılmasıydı. Böylece etkilerini göstermeye başladılar. Latin zümrelerin her biri milliyetine göre bir Hıristiyan-Katolik devletin himayesine girmeye başlamıştı. Katoliklerin en büyük hamisi Fransa idi. Ortodoksları Rusya, Protestanları İngiltere ve Amerika himaye ediyorlardı. Yabancı okullar Osmanlı topraklarında 1700'lü yıllardan itibaren çoğalmaya başlamış ve 1850 yıllarında oldukça yaygın hale gelmiştir.[21]Osmanlı Devleti'nde yabancı okulların yanı sıra; Rum, Ermeni ve Yahudi cemaatlerine ait çok sayıda gayrimüslim cemaat okulları da açılmıştır. Osmanlı Devleti'nin güçlü olduğu zamanlarda zararlı olmayan bu azınlık okulları kapalı cemaat şeklinde, dil ve din tedrisatlarını serbestçe yaparlardı. Osmanlı Devleti zayıflama sürecine girdikten sonra, devlet bünyesinde yaşayan gayrimüslimlerin ayrılıkçı hareketlere yönelmiş olduklarını görmekteyiz. Osmanlı Devleti'ni yıkmak ve parçalamak isteyen Emperyalist devletler ile iş birliği yapan gayrimüslimler, yabancıların misyoner okullarına eleman ve siyasi gayelerine destek vermişlerdir.[22]

1800'lü yıllarda Osmanlıların, Avrupa karşısında zayıflaması ve buna karşın Avrupa'nın Rönesans, reform ve sanayi inkılâbıyla beraber gelişmesine bağlı olarak, Türkiye'de misyonerlik faaliyetlerinin hızlı bir şekilde yeniden canlandığı görülmektedir. 1856 yılında ilan edilen Islahat Fermanı ile din değiştirme yasağı kaldırılmış, 1878'de Protestanların durumunu belirleyen nizamname ile de misyonerlerin önü iyice açılmıştır. Bu dönemde Protestanlarca açılan Bible House isimli misyoner merkeziyle beraber Protestanlığın yayılması hızlanmıştır.[23]İngiliz ve Amerikan menşeili misyoner örgütler, Osmanlı topraklarında ve Anadolu'nun çeşitli şehirlerinde bu amaçlarını gerçekleştirmeye yönelik okullar ve cemiyetler açmışlardır. Bu örgütlerin çalışmaları neticesinde açılan ve bugün de eğitim ve öğretime devam eden misyoner okullardan bazıları şunlardır:

1. Bursa Amerikan Kız Koleji 
2. Robert Koleji 
3. Sen Bennua Lisesi
4. Hıristiyan Genç Erkeler Birliği                                                 
5. Ermeni Mektepleri

Osmanlı Devleti zayıfladıkça, gayrimüslimlerin gücünü artırdığını, Osmanlıların imzalamak zorunda kaldıkları anlaşmalar sonucu da, git gide Avrupa devletlerinin vesayeti altına girdiklerini görmekteyiz. Osmanlı Devleti'nde eğitim geriledikçe, Ermeniler ve Rumlar sahip olacaklarını sandıkları Anadolu şehirlerinde, gerçek anlamda bir eğitim seferberliğine girmişlerdi.[24] Anadolu coğrafyasına açılmış olan azınlık okullarını, yabancılar tarafından açılmış okullardan ayrı mütalaa etmek hayli zordur. Çünkü azınlıklar kendi çıkarları doğrultusunda, misyoner faaliyetler sonucu kendi iradeleri ile yabancılarla işbirliği yapmaktaydılar. [25]Osmanlı Devleti bünyesinde oldukça faaliyette bulunan Amerikan misyon ve misyonerleri, Ermeni Cemaati'ne yönelik faaliyetlerini artırmışlardır. Protestan misyonerlerin bu dönemde de devreye girerek, birçok Ermeni vatandaşın Protestan saflarına çekilmesine sebep olmuştur. [26]Hıristiyanlık inancı içerisinde birçok mezhepten misyonerler hem Müslüman ülkelere hem de Osmanlı topraklarına gelmişlerdir. Hıristiyan misyonerler için kendilerince kutsal olarak niteledikleri Osmanlı Devleti sınırları içerisinde kalan yerler ilk etapta hedef olarak belirlenmiştir. Ancak misyonerler zamanla hem mensup oldukları ülkelerin yönlendirmeleri doğrultusunda hem de şartların gerektirdiği biçimde Osmanlı toprakları üzerinde kendilerince faaliyet sahaları belirlemişlerdir. Amerika'da kurulan ve kısa adı ABCFM (American Board of Commissioners for Foreign Missions) olan Amerikan Board örgütü de aynı şekilde Osmanlı topraklarının neredeyse tamamına yakınında faaliyet göstermiş olan bir misyonerlik örgütüdür. Ancak Osmanlı topraklarına Amerikan Board öncesinde de Protestan misyonerlerinin ziyaretleri söz konusu olmuştur. Amerikan Board misyonerlerinden Eli Smith ve H.G. Dwight; Anadolu, Ermenistan ve kuzeybatı İran'ı incelemek üzere, Board'ın tam on altı ay süren üç bin millik bir geziden sonra hazırladıkları raporlar ile daha sonraki yıllarda birçok misyonerin bu bölgelerde yapacakları çalışmalara ışık tutmuşlardır. Bu iki Amerikan misyoneri, daha sonra İstanbul'a gelerek Krikor Peştemalciyan'ın müdürlüğünü yaptığı üç yüz öğrenci kapasiteli bir Ermeni Cemaati okulunda incelemelerde bulunmuşlardır.[27]Amerikan Board misyonerlerinin eğitim alanında, 1831 yılında attığı bir diğer önemli adım da, William Goodell ve ailesinin Malta'dan gelerek İstanbul'a yerleşmesidir. Goodell, Ermeniler arasında misyonerlik faaliyetleri göstermek için görevlendirilmişti. Bu sebepten yanında Ermenice alfabe ile yazılmış bir İncil bulunuyordu. Ermeni cemaatinin eğitim alanındaki misyonerler tarafından teşkilatlanması XVIII. yüzyılın sonlarında başlamıştır.[28]

Amerikan misyonerleri Board'ın emri ile Osmanlı Türkiye'sini (Anadolu) üç ana misyon bölgesine ayırmışlardı. Trabzon-Mersin arasına çekilen çizginin batısında kalan bölge; Batı Türkiye Misyonu, Sivas'ın güneyinden Mersin'e, Mersin'den Halep'e çekilen doğru çizgiler içinde kalan bölge; Merkezi Türkiye Misyonu bölgesini oluşturmaktaydı. Antep, Halep, Adana, Urfa, Antakya ve Maraş bölgesi bu sahayı oluşturuyordu ve Antep merkezdi. Bu iki misyonun doğusunda kalan alanlar ise; Doğu Türkiye Misyonu sınırları içerisinde yer almıştır. Bu misyon bölgesinin merkezi ise; Harput'tur. Harput ile birlikte Bitlis, Erzurum, Van, Diyarbakır, Mardin şehirleri ve havalisi bu merkezin faaliyet sahası idi. 

Batı Türkiye Misyonu çeşitli istasyonlara ayrılmıştı. 1831'de İstanbul, 1834'te İzmir, 1835'te Trabzon, 1848'de Bursa, 1852'de Sivas-Merzifon, 1854'te Kayseri misyoner istasyonları kurulmuştu. XIX. Yüzyıl Osmanlı Devleti açısından pek çok değişikliğin söz konusu olduğu bir yüzyıl olmuştur. 1826 Yılında Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması, 1839 Yılında Tanzimat Fermanı'nın ilanı, 1856 Yılında Islahat Fermanı'nın ilanı, 1877-1878'de Osmanlı-Rus Harbi, 1876 Yılında I. Meşrutiyet'in ilanı gibi, önemli olaylar cereyan etmiştir. Misyoner kaynaklarının verilerine göre 1893 yılına gelindiğinde; Türkiye'de 1317 adet misyoner görev yapmaktaydı. Bunların 223'ü Amerikalı Protestan misyonerlerdi. 1893 yılı itibariyle 4085 öğrenciye hizmet veren beş kolej vardı. Seksen adet orta dereceli, beş yüz otuz adet ilkokul seviyesinde misyoner okulu vardı. 1897 Yılında ise, Türkiye'de toplam 624 adet misyoner okulu ve bu okullarda toplam 27,400 öğrenci bulunuyordu.[29] Amerikalı Dr. Earle; "Misyonerler ve din adamları dünyanın hiçbir ülkesinde, Türkiye'deki kadar emperyalizme hizmet etmemişlerdir" demektedir. [30]Misyonerlik ve Misyonerler, Vatan Yayınları, İstanbul. Bu da Anadolu'nun ne kadar stratejik öneme sahip bir vatan olduğunun, Amerikalı misyonerler tarafından bile iki yüzyıl önce tespit edilmiş ve hedef seçilmiş olmasını göstermektedir. Ermeniler için ilk misyoner okulu, İstanbul Beyoğlu'nda 1834'te açılmıştır. 1852 Yılında Harput'ta "Fırat Koleji" olarak bilinen Amerikan Harput Misyoner Koleji faaliyete geçirilmiştir. Amerikan misyonerleri Harput gibi, 1854 yılında Kayseri'ye gelmişlerdir. Talas Amerikan Misyoner Koleji'ni açmışlardır. Aynı dönemde Trabzon, İzmir, Bursa'da okullar açan misyonerler, 1863 yılında İstanbul Bebek'te Robert Koleji'ni, daha sonra Amerikan Kız Koleji'ni açmışlardır.

Azınlık okullarında gayrimüslim gençlerine; kendi dilleri, dini inançları ve ibadetleri, tarihleri, edebiyatları ve müspet ilimler okutulmaktaydı. Bu okullardan hayli öğrenci Avrupa'ya yüksek tahsile gönderilirdi. Okullarda eğitim bütünüyle din adamlarının elindeydi. Roma Katolik misyonerleri de büyük görevler almışlardı. Ortodoks Rumlar, azınlık okulları açmada Rusya'dan da büyük teşvikler gördüler. Hatta Rus büyükelçisi Ege adalarını gezerek Rumları okullar açmaya teşvik etmekteydi. Rum azınlık okulları, Ortodoks ve Katolik din adamları ve Rusya'nın gayretleriyle Osmanlı Devleti aleyhine birer fesat ocakları haline gelmişlerdi. Ders müfredatları; Türk düşmanlığı, Türk Milleti'ni ve Osmanlı Devleti'ni nasıl yok edeceklerine dair konular ile doldurulmuştu.

Müfredatlarında; Türklerin ezeli düşman olduğunu propaganda etmek, Avrupa'yı Türklere düşman etmek, ekonomik olarak zayıflatmak, Türk Milleti'ni ahlak, milliyet, din, gelenekleri bakımından çürütmek, küfrü öğretmek, küfrü Türkler arasında yaymak, Türkleri zinaya ve diğer ahlaksızlıklara teşvik etmek, Türk gençlerine külhanbeyi ruhu aşılamak, aralarında sevgi-saygı bağlarını koparmak, hocaları içkiye alıştırmak gibi konular yer almaktaydı. 

Osmanlı devletinin son döneminde devletin gücünü kaybettiğinin farkında olan misyoner örgütler, Osmanlı toprakları içerisinde kalan kutsal yerlerin tekrar geri alınabilmesi ve diğer azınlıkların Protestanlaşması için bölgeye gelen Protestanlar çeşitli zeminlerde bir araya gelerek meseleyi tartışmışlar ve kendilerine göre strateji belirlemişlerdir. Bu strateji şu başlıklardan oluşmuştur:

1. Dil öğrenme
2. Tercüme faaliyetlerine ağırlık verme
 3. Okullar açma
4. Hastaneler açma
5. Mesleki eğitim ve fakirlikle mücadele maksadıyla cemiyetler kurma

Osmanlı devletinin son zamanlarında görülen misyoner çalışmaları daha çok Protestan menşeli olmuştur. 1913 yılı itibariyle Türkiye organize olmuş 148 Protestan kilisesi, 15500 görevli, Osmanlı topraklarında misyoner faaliyette bulunmuşlardır. Bu çalışmalar neticesinde 33000 çocuk cumartesi okuluna devam etmeye başlamıştır. Yine misyon teşkilatlarına bağlı çeşitli okullarda 25000 kız ve erkek talebe eğitim görmüştür. Osmanlı topraklarını kendileri için bir çalışma alanı olarak gören Protestan misyonerler başta Rum, Ermeni, Marunî, gibi Hıristiyan azınlıkları misyon çalışmaları sürecinde kendilerine yardımcı unsurlar olarak görmüşlerdir.[31]

Türkiye ve Türkler üzerine yönelik Misyoner faaliyetleri, Cumhuriyet döneminde de genel anlamda kesintiye uğramamıştır. Atatürk, 1935'te Misyonerlerin faaliyetlerini yasaklamıştı. Ancak, daha sonra tek parti zamanında bütün dinlere yönelik, "Propagandanın yasak" olmasına bağlı olarak asgari düzeye inen misyonerlik faaliyetleri, 1945'te "demokrasiye geçiş" ile birlikte "hürriyet havası"ndan istifade ile artış göstermiştir. II. Dünya Savaşı sonrası "Avrupa Birliği"nin kurulması, Türkiye'nin 1961'de Ankara Antlaşması'nı imzalaması sonucu, halkımızda meydana gelen "Avrupa'ya hoşgörü zemini" ne bağlı olarak bu zeminden hareketle misyonerler faaliyetlerini artırmışlardır. 1980'li yıllarda Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne dâhil etme girişimleri, Sovyetler Birliği'nin 1990'larda dağılması, "insan hak ve hürriyetleri", demokratikleşme, "küreselleşme" anlayışları derken, ülkemizde çok amaçlı ve etkin bir misyonerlik süreci ivme kazanmış durumdadır.

Bir de "dinler arası diyalog" meselesi ortaya atılmıştır. Zaten, bu Avrupa Birliği'nin belirlenmiş bir politikasıdır. Vatikan Papalığı, Avrupa Birliği ile birlikte hareket etmektedir Papa II. Jean Paul, 24 Aralık 1999'da yayınladığı yılbaşı mesajında; "birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı. İkinci bin yılda Amerika ve Afrika Hıristiyanlaştırıldı. Üçüncü bin yılda ise Asya'yı Hıristiyanlaştıralım" diyerek, Asya'yı Hıristiyanlaştırma politikalarının hedefine koymuştur. Ayrıca Vatikan tarafından, "Asya'nın Hıristiyanlaştırılmasında Türkiye merkez kabul edildi." [32]görüşlerine yer verilmesi, ülkemizin Asya'nın Hıristiyanlık için geçiş yolu üzerinde  olması, günümüz misyonerlik faaliyetleri açısından ülkemizin ne derece büyük tehlikeler ile karşı karşıya kaldığını ortaya koymaktadır. 

Vatikan Katolik Kilisesi'nin misyonerlikte ortaya koyduğu yeni metodu; "dinler arası diyalog" çerçevesinde, Hıristiyanlık mezhepleri arasında diyalog ve işbirliği olmuştur. "Düşman Kardeşler" olarak bilinen Katolik ve Ortodokslar arasındaki yakınlaşma dikkati çekmektedir. Katolik Papa ve Fener Ortodoks Patriği İstanbul'da ilk defa bir araya gelmişlerdir. Fener Patriği bir atakla kendisini "Ekümen", yani bütün dünya Ortodokslarının başı ilan etmiş, daha da ileri giderek, Fener'de Vatikan benzeri devletçik statüsü istemiştir.[33]

Bugün, İstanbul'da, Efes'te, Ankara'daki kiliselerin bir kısmının sorumluluğu Dominikenlere tevdi edilmiş vaziyettedir. Yine Vatikan, gerek İtalyan kökenli ve gerekse Fransa ve İspanya kökenli birçok yeni tarikatı desteklemekte ve onların mensuplarını ülkemizdeki sahipsiz kiliselerin onarımı, bakımı ve misyonerlik için göndermektedir. Meselâ, "Assompsiyonist" tarikat mensupları, İzmir Katolik başpiskoposluğu emrinde faaliyet gösterirken, "Dirilmiş İsa'nın kardeşleri" tarikatı, yine Vatikan'ın bilgisi ve yönlendirmesiyle Konya'da ve Nevşehir'de faaliyet göstermektedir. Böylece Vatikan, tarihsel gelişim içinde Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren misyon teşkilâtlarını yeniden canlandırmaya ve onların tarihteki örneklerini esas alarak, Hıristiyanlaştırma faaliyetlerine devam etmektedir. Bunun için Anadolu'daki yıkılmış, terk edilmiş, kiliselerin onarımı, bakımı ve hizmete sokulması için ciddi girişimler yapmaktadır. Özellikle Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme sevdasıyla çıkardığı uyum yasaları, misyoner gruplarının işini oldukça kolaylaştırmıştır. Artık misyonerler, Türkiye'de kurdukları vakıflarla istediği mülkiyeti satın alma, para toplama ve faaliyette bulunma hakkını elde etmişlerdir. Bu ise, misyon gruplarına çok önemli bir çalışma alanı sunmaktadır. Bunun için, bugün Türkiye ve Türkî cumhuriyetler, tarihinin en yoğun Hıristiyan propagandasıyla karşı karşıya bulunmaktadır. Bu ise başta yöneticileri, sonra da hepimizi düşündürecek bir konu olarak görünmektedir. [34]

Türkiye'nin de dâhil olduğu İslam ülkelerinde Hıristiyan misyonerlerinin Müslümanlara yönelik faaliyetlerini David Herold şu şekilde belirtmiştir: 

"Hıristiyanlık propagandası yapan radyo yayınlarının artması, Hz. İsa'nın filmlerinin izlettirilmesi, yazılı basınının misyonerlik propagandası için kullanılması, özel yabancı dil kursları ve okulların faaliyetler yürütmesi, yüz yüze görüşme ve tanışma programlarının düzenlenmesi, tercümanlık bürolarının misyonerlik çalışmaları yapması, İncil dağıtma bürolarının çalışmaları ve misyonerlik amacıyla açılan evlerin faaliyetler düzenlemesidir."[35] Doğrudan doğruya Roma'ya bağlı olan İstanbul Vicaire Apostolique Katolik Piskoposluğu, Vatikan'ın Türkiye dini temsilcisi sıfatını üstlenmiştir. İstanbul'da Vicaire Apostolique (papalık temsilciliğine) merkezine bağlı on iki Paroisse (bölge kilisesi), altı küçük kilise ve yine dokuz Paroisse ve kilise bulunmaktadır. Yine papalık temsilciliğine bağlı sekiz lise, dört hastane, iki yaşlılar ve kimsesizler yurdu bir de çocuk yuvası bulunmaktadır. Ayrıca altı da cenaze teşkilatı merkezi bulunmaktadır görünmektedir.[36]

Günümüz Türkiye'sinde Misyonerlik Faaliyetleri
Bu gün ülkemizde bir çok Hıristiyan mezhebi misyon faaliyeti içerisindedir. Bu faaliyeti yürüten misyon teşkilatlarının büyük bir bölümünü geçmişte olduğu gibi Protestan Hıristiyanlar yürütmektedir. Bunlarla beraber diğer Katolik, Ortodoks Hıristiyanlar ve bazı bağımsız kiliseler ülkenin çeşitli bölgelerinde faaliyetlerine devam etmektedirler.  Zira Türkiye Hıristiyan misyonerler için tarihi, siyasi ve dini bağlamda önemli bir ülkedir ve Asya'ya açılan bir kapıdır.

 Türkiye'de Katolik Misyonerliği
"Hıristiyanlık, Müslümanlık" vs. tabirleri yerine "İbrahimi Dinler", "Müslüman İsevî", kavramlarını yerleştirmeye çalışan Katolik kilisesi, bu stratejiyle ilk önce Müslümanları Hıristiyanlığın hak olduğuna inandırmayı, sonrasında da Hıristiyan yapmayı amaçlamıştır.[37] Bunun yanında Fransisken ve Dominiken tarikatlarını Türk ve İslam coğrafyasında yeniden rehabilite etmeye çalışmış, Batı Üniversitelerinde Türkoloji bölümü okuyan Dominiken Tarikatı üyesi gençleri Türkiye ve Türkî Devletlere göndermek suretiyle buralarda misyon faaliyetine yöneltmiştir. Bu amaçla bugün İstanbul, Efes, Ankara'da bulunan Katolik kiliselerinin bir kısmı Dominikenlere tahsis edilmiştir. Bunun yanında Avrupa'da ortaya çıkmış pek çok Katolik tarikat üyesi kişiler, Türkiye'de sahipsiz kiliseleri onarma maksadıyla ülkemizde misyon faaliyeti yürütmektedirler. Bunlardan Assompsiyonist tarikatı mensupları İzmir Katolik Piskoposluğu emrinde faaliyet gösterirken, "Dirilmiş İsa'nın kardeşleri" tarikatı üyesi misyonerler Vatikan'ın bilgisi ve desteği sayesinde Konya ve Nevşehir'de faaliyetlerini sürdürmektedirler. [38]"Dinler arası Diyalog" sekreteryasını kuran Vatikan, o tarihe kadar gerilim stratejisiyle misyonunu yürütürken, bu tarihten sonra barışa ve diyaloga vurgu yapmaya başlamıştır. Bu alanda yüzlerce yayın yapan Katolik Kilisesi, böylece misyonunu yaymada yeni bir metot uygulamaya başlamıştır.[39]

 Türkiye'de Ortodoks Misyonerliği
Türkiye'de Ortodoks misyonerliği olarak değerlendirilebilecek en önemli faaliyet olarak "Pontusçuluk" faaliyetlerini sayabiliriz. Bu çerçevede özellikle doksanlı yıllardan itibaren Karadeniz bölgesine yönelik Rum-Yunan tezlerini işleyen birçok kitap yayınlanmıştır. Bu kitaplarda Karadeniz bölgesi, tarihi ve kültürüyle Hıristiyan olarak ifade edilmiştir. Pontus'çu yaklaşımlarla yayınlanan kitaplar özellikle Atina'daki "Küçük Asya Araştırmalar Merkezi" gibi kurumlar ile Yorgo Andreadis gibi Yunanistan'ın hedeflerine uygun çok sayıda kitap yazan yazarlar tarafından yayınlanmaktadır. Bu kitapların ortak özelliği ise devlet desteğiyle Doğu Karadeniz'de geziler düzenlenmesine, gezi sırasında tanıştıkları gençleri eğitim ve maddi destek vaadiyle kandırarak Yunanistan'a götürülmesine zemin hazırlamalarıdır. Bu yollarla Karadenizli iki bin gencin Yunanistan'a götürüldüğü ya da götürüleceği ileri sürülmektedir. [40]

Türkiye'de Protestan Misyonerliği
Misyoner faaliyetler içerisinde en ciddi çalışmayı Protestanlar yapmaktadır. O yüzden yaptığım bu çalışmayı geniş anlamda Protestan Misyonerliği üzerine yaptım. Anadolu'ya ilk gelen Protestan misyonerler Pliny Fisk ve Levi Parsons adındaki iki Amerikalı olmuştur. Bu iki misyoner, aynı zamanda daha sonra başlayacak misyoner akımının ilk öncüleri olmuştur. İlk olarak gelen bu iki misyonerin ilk hedefi Müslümanlardan ziyade Ortodoks Rumlar olmuştur. Bu nedenle de misyonerlik çalışmaları sonucu Protestanlık inancına ilk olarak ilgi duyanlar, Türkçe konuşan Rumlar olmuştur. Daha sonra Amerikalı bir Protestan misyoner olan Dwight, 1830 yılında Anadolu'da bir araştırma yapmış ve buranın misyonerliğe elverişli olduğu görüşünden hareketle misyonerlik rotasını Anadolu üzerine çevirmiştir. Anadolu'daki misyon faaliyetlerini yürütmek için bu sebeple İstanbul'da bir misyon merkezi kurulmuş, bu merkezin çalışmaları neticesinde Anadolu'nun çeşitli merkezlerinde Protestan okulu açmışlarıdır. Lakin faaliyetleri sırasında Müslüman, Musevi ve Rumlar üzerinde istedikleri etkiyi kuramayan Protestan misyonerler, doğu kiliseleri ve özellikle Ermeniler üzerinde misyon faaliyeti yürütmeye başlamışlarıdır. Özelliklede Ermeniler üzerinde yaptıkları faaliyetlerde bir hayli başarılı olmuşlardır. [41]

Günümüzde Protestan misyonerlerin çalışmaları, özellikle de AB müzakere süreci içerisinde Anadolu'nun en ücra köşelerine kadar iyice yayılmıştır. Özellikle bu sürecin işleyişi amacıyla Aralık 2004'ten önce çıkartılan Vakıflar Yasası, Türk Ceza yasası, yargı reformu vb. yasalar misyonerlere daha serbest hareket imkânı ve zemini oluşturmuştur. Yine son zamanlarda AB giriş sürecinde  Türkiye'de Cumhuriyet dönemi boyunca 76.000 cami açılmış iken sadece 2003–2004 yılları arasında 21.000 ev kilisesi açılmıştır. Üstelik bunların birçoğu hiçbir Hıristiyan'ın yaşamadığı fakir fukara semtlerinde açılmıştır.170 2002 yılında yayınlanan Avrupa Birliği İlerleme Raporuna göre Diyarbakır'da bir Protestan kilisesi yapımına izin verilmiş, ayrıca üçüncü reform paketi ile Dernekler Kanununda değişiklik yapılmış, cemaat vakıfları veya vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın, mülk alım-satımına izin verilmiş, tasarrufları altında bulunduklarını ispatladıkları taşınmazları tescil hakkına sahip duruma getirilmiştir.[42]

 Bugün Protestan misyonerler, başta Doğu Karadeniz özellikle Samsun ve Trabzon Üniversitelerinde, özel okul ve liselerde faaliyetlerini sürdürmektedirler. Buralarda açtıkları ev kiliselerinde Hıristiyan yaptıkları Türk gençleriyle beraber sohbet, ayin, vs. Faaliyetler düzenlemekte, park bahçe ve umuma açık diğer yerlerde İncil, Broşür ve Ev İlanı dağıtmaktadırlar. Özellikle Ankara merkezli bir Pentikostçu anlayışı benimsemiş Protestan misyonerler, dil okullarında İngilizce öğretmenliği yaparak misyoner faaliyetleri içerisindedirler. ABD ve Güney Kore menşeli misyonerler Anadolu'nun pek çok yerinde misyon faaliyetini her durum ve şartlarda sürdürmektedirler. [43]

Protestan Misyonerlerin ülkemizdeki faaliyetlerini ise şu başlıklar altında inceleyebiliriz:

Eğitim Kurumları:  Robert Koleji 1971 yılında Anayasa mahkemesi kararıyla yüksek kısmı Boğaziçi Üniversitesi adı altında devlet okuluna dönüştürülen okulun orta kısmı Arnavutköy Amerikan Kız Koleji ile birleştirilmiş ve halen Özel Amerikan Robert Lisesi adı ile eğitime devam etmektedir. Diğer bir okul da 1873'te Amerikan Board tarafından kurulan Üsküdar Amerikan Lisesi'dir. Ancak Amerikan Board bu isimle Türkiye'den çekilmiş ve tüm malvarlığını 1968'de Sağlık Eğitim Vakfına (SEV) devretmiştir. SEV Amerikan Board mensupları ve misyoner okullarından mezun bir grup tarafından kurulmuştur. Bu vakıf halen Bağlarbaşı'nda faaliyetlerini sürdürmekte, vakfın bir de Bağlarbaşı Ermeni Kilisesi karşısında SEV İlköğretim Okulu adı altında ilköğretim okulu bulunmaktadır. Vakıf gelecekteki amaçlarına yönelik arsa satın alma yoluna gitmiştir.

 Gazete ve Dergiler: 1900'lü yıllardan itibaren Kapsam dergisi, Avadaper, Püragm, Müjde, Agape (karşılıksız sevgi) adı altında dergiler çıkmış ancak bunlar yayın hayatına son vermişlerdir. Temmuz 1997'de yayına başlayan "Gerçeğe Doğru" dergisi çok yönlü aktüel bir içeriğe sahiptir. 1991'de Ankara'da kurulan Kucak Yayıncılık bünyesinde Kucak Çocuk Dergisi.[44]

Hastaneler:  Günümüzde Türkiye'de Amerikan Board'un SEV'e devrettiği Gaziantep Amerikan Hastanesi bulunmaktadır.

Kiliseler: 1990'lı y ıllardan sonra artmış, 15 ilde 61 Protestan kilisesi bulunmaktadır.

Televizyon-radyo yayınları: Yerli yayın olarak Türk-7 isimli televizyon kanalı yayın yapmaktadır. Radyo olarak ise; Fm 89.6'dan yayın yapan Müjde FM, Fm 103.6'dan yayın yapan Radyo Light ve Fm 98.0 frekansından Radyo Shema Hıristiyanlığı tanıtıcı yayınlar yapmaktadır.
  
Dernek ve Vakıflar:

a. Walter Wiley Vakfı: İstanbul Union Church'ün papazlarından Walter tarafından 1962'de kendi adına kurduğu vakıftır.

b. İstanbul Protestan Kilisesi Vakfı: Bostancı Protestan Kilisesi üyeleri tarafından 1999'da kurulmuştur.

c. SEV: Amerikan Board'ın varisidir. İstanbul dışında İzmir ve Tarsus'ta birer okul, Gaziantep'te bir hastane bir de yayınevi bulunmaktadır.

d. Kardelen Derneği: Ankara 1999'da T.C. Vatandaşı kadınlar tarafından kurulmuştur.

e. Yayınevleri: Haberci, Kitabı Mukaddes Şirketi, Lütuf yayıncılık, Müjde Yayıncılık, Kucak Yayıncılık, SEV yayıncılık, Sevgi Yayınları, Yeni Yaşam Yayınları, Zirve Yayıncılık ve Logos adlarını taşıyan yayınevleri bulunmaktadır . [45]

Çalışma Alanları: 

a. Gençlik Grupları: Üniversitede okuyan gençlere yönelik çalışmalardır. İstanbul, Ankara, İzmir, Adana gibi büyük şehirlerde Yeni Yaşam adı altında gruplar oluşturmakta, bu gruplar her hafta ayrı yerlerde toplanmaktadır.

b. İncil ve Kitap Dağıtımı: Kitap fuarlarında, üniversitelerde, zaman zaman da sokaklarda tanıtıcı kitap, broşür ve İncil dağıtımı yapılmaktadır. Hıristiyanların ziyaret mekânları olan antik kentlerde de İncil dağıtımı yapılmaktadır.

c. İnternet: Protestanlara ait çok sayıda propaganda amaçlı site vardır. Bu sitelerin tamamından da Hz. İsa'nın hayatını anlatan ücretsiz VCD ve İncil siparişi verilebiliyor. Bu sitelerin pek çoğunun içerikleri son bölümde incelenecektir.

d. Kamplar, geziler: Ülkemizde Protestan misyonerler Hıristiyanlığı yeni kabul etmiş ve sempatizanlar için propaganda amaçlı geziler düzenlemişlerdir. Kucak grubunun çocuklar için düzenlediği kamplarda çeşitli oyunlar oynanmakta ve Kutsal Kitap çalışmaları yapılmaktadır. İzmir Uluslar arası Işık Kilisesi de yaz aylarında kamplar düzenlemektedir.

Maddi yardımlar: 17 Ağustos Depremi sonrası "Türkiye Bağımsız Protestan Kiliseleri Yardım Koordinasyon Merkezi'ni kurmuşlar ve çadır, prefabrik ev, seyyar mutfak, seyyar hastane oluşturmuştur. Bunun haricinde de sokak çocuklarıyla da ilgilenilmektedir.  

Ayrıca Müjde Yayıncılık ve GTI Travel tarafından Nisan-mayıs aylarında Antalya ve Isparta'da "Aziz Pavlos Yürüyüşü" düzenlemektedir.[46]

Türkiye'de Misyonerlerin Hedef Kitleleri
Ülkemizde Misyoner örgütlerin nasıl bir faaliyet yürüttükleri ve hangi hedefler üzerinde yoğunlaştıkları, Türk Silahlı Kuvvetlerinin İstihbarat raporlarına da yansımıştır. TSK, "Ülkemizde ve Dünyadaki Misyonerlik Faaliyetleri" başlıklı raporunda Türkiye'de misyonerlik faaliyetleri yürütenlerin hedefleri ve alacakları mesafe ortaya koymuştur. TSK, bu raporuyla misyonerlik hadisesinin, sadece Türk Milleti'ni Hıristiyanlaştırma çabalarıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda Türkiye'nin jeopolitik konumunun misyonerlik faaliyetlerinde etkin bir rol oynadığına dikkat çekmiştir. Raporda bu konu özellikle "Irak Savaşı'nın ardından Dünya, Ortadoğu ve Asya'nın anahtarının Türkiye'de olduğunu bir kez daha görmüştür. Kürtlere ve Alevî vatandaşlara yönelik misyonerlik faaliyetleri de dikkat çekicidir" ifadesiyle açıklanırken, Misyonerlerin Doğu ve Güneydoğuda şube sayısını artırarak, Türkiye'nin doğusunda kiliseler oluşturmak istediklerine vurgu yapılmıştır. Raporda ayrıca misyonerlerin, 2020'de Türkiye nüfusunun yüzde 10'unu Hıristiyanlaştırmak istediklerine dikkat çekilerek, 2005 yılı sonunda ise 50 bin Müslüman Türk'ün dinini değiştirmeyi hedefledikleri belirtilmiştir. Misyonerlerin hedef kitlesinin öğrenciler, kimsesiz ve yoksul ailelerin çocukları ve işsiz, reşit olmayan gençler olduğunun belirtildiği raporda, dini bilgilerden yoksun, sosyal ve ekonomik yaşantıları nedeniyle dini tereddüde düşmüş ve kendilerini boşlukta hissetmekte olan gençlerin de misyonerlerin yakın markajında olduğu kaydedilmiştir.[47]


KAYNAKÇA
[1] (Ömer Faruk Harman, "Genel Olarak Misyonerlik", Türkiye'de Misyonerlik Faaliyetleri, İstanbul: Ensar Neşriyat, 2004, s. 25.)
[2] (Şinasi Gündüz, "Misyonerlik", Diyanet İslam Ansiklopedisi, İstanbul: TDV, 2005, C. 30, s. 193. 6 Harman, a.g.e. , s. 26.)
[3] (Şinasi Gündüz ve Mahmut Aydın, Misyonerlik, İstanbul: Kaknüs Yayınları, 2002, s. 60.)
[4] (Zeki Arslantürk, "Müzakere", Türkiye'de Misyonerlik Faaliyetleri, İstanbul: Ensar Neşriyat, 2004, s. 384.)
[5] (Jean Danielou, "Kilisede Misyoner Düşüncesi", A, Küçük(Çev.), A.Ü.İ.F. Dergisi. Ankara: C.37, 1997, s. 101)
[6] (Şinasi Gündüz ve Mahmut Aydın, Misyonerlik, İstanbul: Kaknüs Yayınları, 2002, s. 69)
[7] (Şinasi Gündüz ve Mahmut Aydın, Misyonerlik, İstanbul: Kaknüs Yayınları, 2002, s. 79)
[8] (Şinasi Gündüz ve Mahmut Aydın, Misyonerlik, İstanbul: Kaknüs Yayınları, 2002, s. 80)
[9] (Şinasi Gündüz ve Mahmut Aydın, Misyonerlik, İstanbul: Kaknüs Yayınları, 2002, s. 82)
[10] (Şinasi Gündüz ve Mahmut Aydın, Misyonerlik, İstanbul: Kaknüs Yayınları, 2002, s. 86)
[11] (Şinasi Gündüz ve Mahmut Aydın, Misyonerlik, İstanbul: Kaknüs Yayınları, 2002, s. 360-361)
[12] (Şinasi Gündüz ve Mahmut Aydın, Misyonerlik, İstanbul: Kaknüs Yayınları, 2002, s. 370)
[13] (Mahmut Aydın,"Dinler Arası Diyalog Yeni Bir Misyon Yöntemi mi?", İslamiyat Dergisi, Ankara: S. 3 C. 5, Temmuz-Eylül, 2002, s. 17)
[14](Mahmut Aydın,"Dinler Arası Diyalog Yeni Bir Misyon Yöntemi mi?", İslamiyat Dergisi, Ankara: S. 3 C. 5, Temmuz-Eylül, 2002, s. 22)
[15] (Mustafa Erdem, Misyonerlikten Diyaloga, Misyonerlik, Ankara: Türk Diyanet Vakıf-Sen Eğitim Yay. 2003, s. 22)
[16] ( Yumni Sezen, Dinler Arası Diyalog İhaneti, İstanbul: Kelam Yayınları, 2006, s. 10-11)
[17] (Nasuh Günay, Günümüz Türkiye'sinde Misyonerlik Faaliyetleri, Isparta: Fakülte Kitapevi, 2005, s.201)
[18] (Zeki Arslantürk, "Müzakere", Türkiye'de Misyonerlik Faaliyetleri, İstanbul: Ensar Neşriyat, 2004, s. 390.)
[19] (İlknur Polat Haydaroğlu, Osmanlı İmparatorluğunda Yabancı Okullar Ocak Yayınları, 1993 Ankara. S. 12-13)
[20] (İlknur Polat Haydaroğlu, Osmanlı İmparatorluğunda Yabancı Okullar Ocak Yayınları, 1993 Ankara. S. 13-14)
[21] (İlknur Polat Haydaroğlu, Osmanlı İmparatorluğunda Yabancı Okullar Ocak Yayınları, 1993 Ankara. S. 15)
[22] (Remzi Kılıç "Osmanlı Türkiye'sinde Azınlık Okulları", Türk Kültürü, Yıl:37, Sayı:431,1999 Ankara. s151).
[23] (Nasuh Günay, Günümüz Türkiye'sinde Misyonerlik Faaliyetleri, Isparta: Fakülte Kitapevi, 2005, s.202)
[24] ( Necdet Sevinç "Ajan Okulları", Oymak Yayınları, İstanbul, 1975,s.105 )
[25] (Remzi Kılıç "Osmanlı Türkiye'sinde Azınlık Okulları", Türk Kültürü, Yıl:37, Sayı:431,1999 Ankara. s.152)
[26] (George E. WHITE, Bir Amerikan Misyonerinin Merzifon Amerikan Koleji Hatıraları, 1995, Terc. Cem Tarık Yüksel, Enderun Kitabevi, İstanbul,s. 23-26 )
[27] (Mustafa DAĞLI, Anadolu'da Kurulan Yabancı Okullar ve Tesirleri, (Basılmamış Doktora Tezi), Kayseri,1990,s.3)
[28] (Dağlı, 1990:3-4; Kılıç, 1999:152)
[29] (Bilal ŞİMŞİR, "Ermeni Propagandasının Amerika Boyutu Üzerine" Tarih Boyunca Türklerin Ermenilerle İlişkileri Sempozyumu, (8-12 Ekim 1984), Ankara, s.85)
[30] (Süleyman KOCABAŞ, Misyonerlik ve Misyonerler, Vatan Yayınları, 2002, İstanbul. S.28)
[31] (Nasuh Günay, Günümüz Türkiye'sinde Misyonerlik Faaliyetleri, Isparta: Fakülte Kitapevi, 2005, s.203-204)
[32]( Süleyman KOCABAŞ, Misyonerlik ve Misyonerler, Vatan Yayınları, 2002, İstanbul. s. 181,182,183) 
[33]( Süleyman KOCABAŞ, Misyonerlik ve Misyonerler, Vatan Yayınları, 2002, İstanbul. s. 18,190) 
[34] (Mehmet AYDIN, "Türkiye'ye Yönelik Katolik Misyonerlerin Dünü Bugünü", 2005 Editör: HARMAN, Ö.Faruk, Türkiye'de Misyonerlik Faaliyetleri, Ensar Neşriyat, İstanbul. S.117-118)
[35] (Celal ÇAYIR, "Din Değiştirmede Etkili Olan Psiko-Sosyal Faktörler ve Bursa'da Misyonerlik Faaliyetleri", Dinler Tarihi Araştırmaları V, Türkiye Din. Tar. Der. Yay. 2005, Ankara. S.282)
[36] (Mehmet AYDIN, "Türkiye'ye Yönelik Katolik Misyonerlerin Dünü Bugünü", 2005 Editör: HARMAN, Ö.Faruk, Türkiye'de Misyonerlik Faaliyetleri, Ensar Neşriyat, İstanbul. S.116)
[37] ( Yumni Sezen, Dinler Arası Diyalog İhaneti, İstanbul: Kelam Yayınları, 2006, s. 14)
[38] (Mehmet AYDIN, "Türkiye'ye Yönelik Katolik Misyonerlerin Dünü Bugünü", 2005 Editör: HARMAN, Ö.Faruk, Türkiye'de Misyonerlik Faaliyetleri, Ensar Neşriyat, İstanbul. S.123)
[39] (Mehmet AYDIN, "Türkiye'ye Yönelik Katolik Misyonerlerin Dünü Bugünü", 2005 Editör: HARMAN, Ö.Faruk, Türkiye'de Misyonerlik Faaliyetleri, Ensar Neşriyat, İstanbul. S.124-137)
[40] (Ahmet Hikmet EROĞLU, "Türkiye'de Ortodoks Misyonerliği", 2005 Editör: HARMAN, Ö.Faruk, Türkiye'de Misyonerlik faaliyetleri, Ensar Neşriyat, İstanbul. S.138-139)
[41] (Mustafa Numan Malkoç, "Türkiye'de Protestan Misyonerliği,", Türkiye de Misyonerlik Faaliyetleri İstanbul: Ensar Neşriyat, 2004, s. 165)
[42] Devlet Planlama Teşkilatı Avrupa Birliği ile İlişkiler Genel Müdürlüğü Türkiye'nin Avrupa Birliğine Katılım sürecine ilişkin 2002 Yılı İlerleme Raporu, Ankara, Ekim 2002, 29–30, http://ekutup.dpt.gov.tr/ab/uyelik/ilerle02.pdf. (13.08.2007)
[43] (Mustafa Numan Malkoç, "Türkiye'de Protestan Misyonerliği,", Türkiye de Misyonerlik Faaliyetleri İstanbul: Ensar Neşriyat, 2004, s. 180)
[44] (Mustafa Numan Malkoç, "Türkiye'de Protestan Misyonerliği,", Türkiye de Misyonerlik Faaliyetleri İstanbul: Ensar Neşriyat, 2004, s. 173)
[45] (Mustafa Numan Malkoç, "Türkiye'de Protestan Misyonerliği,", Türkiye de Misyonerlik Faaliyetleri İstanbul: Ensar Neşriyat, 2004, s. 176-178)
[46] (Mustafa Numan Malkoç, "Türkiye'de Protestan Misyonerliği,", Türkiye de Misyonerlik Faaliyetleri İstanbul: Ensar Neşriyat, 2004, s. 155-183)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder