25 Mayıs 2013 Cumartesi

İçimde Derin Bir Sızıdır Kafkasya -I-

Kime bahar kime, kış olduğu belirsiz dönemlerdeyiz. Azerbaycan, Dağıstan, Çeçenistan ve niceleri...


Nart Kahramanlarından Savsırıko
Tek tek saymak oldukça zordur. Lakin her biri ayrı bir yaradır yüreğimizde. Öyle ki anlatıya göre Dağıstan'da bir kıza bir yiğit aşık olur. Kız ondan aşkına karşılık vermek adına bir karşılık ister. Eğer tüm Dağıstan halkları dilinde ona "seni seviyorum" derse, aşkına karşılık verecektır. Yiğit hemen işe koyulur. Rivayet olunur ki hemen işe koyulur. Rivayet odur ki o yiğit halen dolaşmakta imiş...

Türk'ün ayak bastığı her coğrafya gibi burası da kapitalizmin insan yiyen gövdesinin gözbebeklerinden birisi. Hiçbir zaman dünya ilgisini buradan çeviremedi. Burası da Ortadoğu* ile Avrupa arası bir geçiş bölgesi ama söylemlerde genelde Ortadoğu'ya dahil kabul edilir. Anadolu öncesi "Türk'e vatanlık etmiş" ayrı düştüğümüz ve yanı başımızda bizim nazarımızı üzerine çevrilmesini bekleyen ata yadigari coğrafyalardan biridir.


Kafkasya'nın belki de ilk göze çarpan özelliklerinden birisi kendisine has demografi(nufüs) yapısıdır. Yaygın ve gayet iyi bir şekilde yerleştirilmiş olan kanıya göre burası etnik bir cennet yahut cehennemdir. Küçük bir coğrafyada sayısız küçük küçük farklı etnisitelerin bulunduğuna dünya ikna edilmiştir. Bu hakikaten böyle midir, değil midir sorusuna dair yanı başımızdaki ata coğrafyamız için yapılmış ayrıntılı bir çalışmanın mevcudiyetinden henüz haberdar değilim. Ancak derinlemesine bir inceleme yaptığınızda bölgede üç ayrı milletin varlığından söz edebiliriz. Bunlar Türkler, Farslar ve Nartlardır. İkisini açıklamaya gerek duymuyorum; lakin Nartlar bölgede yaşayan yerleşik unsurların genel adıdır. Bunların en bilinenleri yakinen de tanıdığımız Çerkes, Çeçen, İnguş ve Abhazlardır.

Kadim Türk İmparatorluklarından Hazar İmparatorluğu
Özellikle bahsigeçen kökenden gelenler çok iyi bilirler ki Nart ismi aynı zamanda Kafkas halkları için ortak destanlar için kullanılagelen isimdir. Coğrafyanın hemen hemen tüm unsurlarında rastlanılabilir. Ancak Türk ve Farsların diğer coğrafyalarda yaşayan unsurlarında bu coğrafyada olduğu kadar güçlü bir biçimde rastlamak mümkün değildir. Bu da göstermektedir ki bu destanlar bu coğrafyaya aittir. Dil ve kültür ayrılmaz ikilisi açısından bir incelemeye gittiğinizde de Nart masallarındaki isimlerin Nart dillerine ait isimlerle ve fonetik ile donanmış olduğunu görürsünüz. Bir etkileşimin olmadığını da söylemek göç yollarına yakın bir coğrafyada iddiaya gitmek oldukça manasız olur. Bölge ses açısından oldukça zengindir. Hazırlanan alfabelere çok güvenmemekle beraber 70'i aşan harf adedi Kafkasya için olağandır.

Ne zaman "düveli muazzama" bir yeri işgale niyetlense o bölgede bir dil ve etnik çalışma yaptığına artık Türk Milleti olarak o kadar aşinayız ki... Lakin bu işin bir aslı var. Etnisiteleri birbirinden ayırt etmenin üç temel kıstası vardır. Andrew Heywood bunu şu an birçok üniversitelerde okutulan "Siyaset" adlı eserinde bu hadiseyi şu şekilde dile getiriyor. Özet olarak;

Bir etnisiteyi diğerinden ayıran üç önemli seramoni vardır. Bunlar; cenaze, düğün ve ibadettir. Daha somut hale getirmek gerekirse iki ayrı etnisite olduğu iddia edilen unsurlar ölülerini ayrı yere gömmez, birbirinden farklı şekilde düğün yapar ve aynı yerde ibadet etmez...

Bunu dile getirenin de bir "İngiliz" oluşu dikkate değer bir hadise. Son dönemde ülkemizde çıbanbaşı terörsevici ve terörperestlerin "ayrı cuma namazı" kılma girişimlerinin ve kendi camiilerini kurma çabalarının ne kadar ince planın bir eseri olduğunu fark etmiş olacaksınız. Neyse ki "Yüce Dinimiz İslam" kaynakları ile kendi özgünlüğü ile sapasağlam ki bu işgüzarlar kendilerine mahal bulamadı.

Etnik mesele o kadar manipulasyona açık hale gelmiş durumdadır ki sosyal bilimler konusunda kendini otorite olarak kabul ettirmiş zatlar ne yöne sürmek isterse doğrudan o yöne gidiyor. Örneğin ülkemizin etnik harman olduğu konusunda bakın 10 Ağustos 2009 tarihli yazısında değerli hocam Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan** ne diyor:
Türk Eğitim-Sen Başkanı Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan

Başbakan'ın kendisinin de siyaseten çatıştığında açıkça ve çok sert bir şekilde hedef almaktan çekinmediği, ama şimdi sarmaş-dolaş olduğu "mâlum" medyanın sık-sık bahse konu ettiği bu etnik gruplar, sahici sosyolog mu istihbaratçı mı olduğu bilinmeyen Peter Alford Andrews'ın 1989 tarihli Ethnic Groups in the Republic of Turkey (Türkiye Cumhuriyeti'nde Etnik Gruplar) adlı ve bu sayıyı 50'ye çıkardığı kitabında söz konusu ettiği ve aşağıda tam listesini verdiğimiz sağlıksız, sığ bilgilere dayanmaktadır:

1) Sünni Türkler 2) Alevi Türkler 3) Sünni Yörük Türkler 4) Alevi Yörük Türkler 5) Sünni Türkmenler 6) Alevi Türkmenler 7) Alevi Tahtacılar (Türkmen) 8) Alevi Abdallar (Türkmen) 9) Şii Azeri Türkler 10) Karapapak Azeri Türkler 11) Uygurlar 12) Kırgızlar 13) Kazaklar 14) Özbekler 15) Özbek Tatarları 16) Kırım Tatarları 17) Nogay Tatarları 18) Balkarlar (Türk) 19) Kumuklar (Türk) 20) Bulgaristan göçmenleri 21) Diğer Balkan ülkelerinden gelen göçmenler 22) Dağıstan göçmenleri 23) Sudanlılar 24) Estonyalılar 25) Sünni Kürtler 26) Alevi Kürtler 27) Yezidi Kürtler 28) Sünni Zazalar 29) Alevi Zazalar 30) Ossetler 31) Ermeniler 32) Hemşinliler 33) Arnavutlar 34) Kuban Kazakları 35) Ruslar (Melokanlar) 36) Polonezler 37) Çingeneler 38) Hıristiyan Rumlar 39) Rumca konuşan Müslümanlar (Türkler) 40) Almanlar 41) Sünni Araplar 42) Alevi Nuseyri Araplar 43) Hıristiyan Araplar 44) Yahudiler 45) Süryaniler 46) Keldaniler 47) Çerkesler 48) Çeçen ve İnguşlar 49) Gürcüler 50) Lazlar.

Şimdi bu listedeki sahteliklere ve yanlış yönlendirmelere bir göz atalım:

1: İlk 20 grubu oluşturan "etnisiteler"in hepsi de Türktür. Bilimden hiç nasip alamadığı belli olan Andrews, Sünni Türkler'i, Alevi Türkler'i, Sünni Yörük Türkler'i, Alevi Yörük Türkler'i, Sünni Türkmenler'i, Alevi Türkmenler'i, Alevi Tahtacı Türkmenler'i, Alevi Abdal Türkmenler'i, Şii Azeri Türkler'i, Karapapak Azeri Türkler'i, Uygur Türkleri'ni, Kırgız Türkleri'ni, Kazak Türkleri'ni, Özbek Türkleri'ni, Özbek Tatar Türkleri'ni, Kırım Tatar Türkleri'ni, Nogay Tatar Türkleri'ni, Balkar Türkleri'ni, Kumuk Türkleri'ni ayrı ayrı etnisite yaparak "Türk"ü buharlaştırmış, buna ezici çoğunluğu da yine Türk olan Bulgaristan göçmenlerini dahil etmekten haya duymamıştır.

2. Ayrıca, "Rumca konuşan Müslümanlar" dediği Doğu Karadeniz'li Türkleri de ayrı bir etnik grup olarak kayda geçrimiştir.
3. Sünni Kürtler, Alevi Kürtler, Yezidi Kürtler'in de hepsi ayrı ayrı birer etnisite olarak kabul edilmiştir.
4. Keza, Arap asıllı yurttaşlarımız da, etnik grup sayısını abartmak gayesiyle, Sünni Araplar, Alevi Nuseyri Araplar ve Hıristiyan Araplar olarak üç ayrı kısma taksim edilmiştir.

5. Sayıları birkaç bini bulan veya bulmayan Almanlar, daha da az olan Ossetler, Polenezler ve Ruslar, sayıları en fazla birkaç onbin olan Çeçenler ve İnguşlar, ve ayrıca, sayıları en fazla birkaç yüzbini bulan Lazlar da bu listeye eklenerek, Türkiye, tam bir etnik mozayike dönüştürülmüştür.

İşte, Sayın Başbakan'ın fikren beslendiği sözde aydınların baş bilgi kaynağı sözde büyük etnolog Bay Andrews'ın komik "bilimsel" (?) listesi.

Halbuki, bu konudaki en güvenilir eserlerden olan, Raymond G. Gordon, Jr.'un editörlüğünde yayınlanan, dünyadaki 6.912 dilin ülke-ülke listesinin verildiği 1272 sayfalık Etnolog: Dünya Dilleri isimli kitabın "Türkiye'nin Dilleri" (Languages of Turkey) başlıklı bölümünde ise vazıyet şöyledir:

Türkçe konuşanlar, 1987 sayımında toplam 46,278,000 kişi olan nüfûsun %90'ını oluşturmaktadır. Kitapta "Kurmanji" (Kırmançi) olarak zikredilen - ki doğrusu da budur - Kürtçe'yi konuşanlara gelince: 1980'de toplam 6.500.00 kişi; bunların ise sâdece 3.950.000'i (%60) Kürtçe'yi (Kırmançi'yi) "birinci dil" olarak kullanıyor, geriye kalan ve %40'lık dilimi oluşturan 2.050.000 kişinin ise birinci dili Türkçe.


Bunu tarihin en büyük imparatorluklarından birini kurmuş, çağ açayıp çağ kapayan "Yüce Türk milleti"ne dayatıyor ve taraftar buluyorlar. Peki, yıllarca Sovyet baskısı altında inim inim inleyen ve "Çırpınırdı Karadeniz" diye ağıtlar yakılan coğrafyalarda ahvali şerait?

Daha sonra kaldığımız yerden yine devam edelim...

Görüşmek üzere.


-Allahû âlem (En doğrusunu Allah bilir)-



* Daha önceki yazılarımda da dile getirmiş olduğum üzere Ortadoğu sözünün bir maskeleme olduğuna kaniiyim. Öyle ki ismine Ortadoğu denilerek geçilen coğrafya "İmparatorluk Dönemi Türk Coğrafyası"dır. Ülkemizde sadece Arap Diyarı için kullanılma gibi bir gelenek oluştu. Fakat tüm Batılı kaynaklarda Türkiye Ortadoğu'nun tam merkezidir.

** Yazının tam metni için:
http://www.durmushocaoglu.com/dh/yazi.asp?yid=5557878

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme