10 Nisan 2015 Cuma

Yeni 31 Mart Vakası: Yok Kablo Koptu, Yok Frekans Kaydı... Atıyorsanız, Destekli Atın.

Yeni 31 Mart Vakası. Fakat bu kez ne bir "Yıldırım Ordusu" ne de geleceği parlak bir "Mustafa Kemal" var.

Üzerinden biraz zaman geçti ama konuyu yeniden gündeme getirmekte yarar var, çünkü daha şimdiden unutuldu. Çok yakın bir tarihte ülke çapında bir elektrik kesintisi yaşadık. O gün aşağıdaki maddeleri bir sosyal platformda yayınlamıştım:
31 Mart 2015: Odalarda Işıksızız

Kablo kopması ile ülkenin yarısının elektriği kesilmez. Milleti bu kadar aptal sanmayın. Enterkonnekte sistem nedir, hâlâ internetimiz çalışıyorken bir bakın. 

1- Tüm ülkenin elektrik şebekesini bir bilgisayar sistemine bağlama gibi bir aptallık yapmadınız umarım. Hadi yaptınız ise neden koruyamıyorsunuz?
2- Öyle Birleşik Devletler ağzı ile iki bin yıllık komşuna da atıp tutmak bedava değildir. Perişan ederler adamı. Ha unutmadan, sen unutalı çok oldu ama devlet olmak ''böyle'' bir şeydir. E-bomb benzeri silahlara ve siber saldırılara karşı tedbir ve acil eylem planınız nedir? Yoksa iyiden iyiye "devletimsi" mi olduk?
3- Twitter'daki tespit edemediğin bir adama ''delikanlı isen ortaya çık'' der gibi ülkenin kesilen elektriği için de ''delikanlı ise gelir, gelmezse namerttir'' mi diyeceksin? Teknoloji "artizlik" kaldırmıyor muymuş?
4- Avrupa hadi iddia edildiği gibi bizi enterkonnekte sistemden çıkardı diyelim. Bu ülkede üretilen elektriğe ne oldu? 
5- GSM şebekesindeki ve internetteki anormallikler sadece elektrik kaynaklı olmadığı belli iken bu sorunlara ilişkin izahınız nedir? Paralel devlet mi? Darbeci zihniyet mi?
6- Bu kesintinin ülke ekonomisine maliyeti nedir? Bu ülkede harakiri yapacak kadar değil, istifa edecek kadar haysiyetli "Müslüman" bürokrat var mı?
7- Her olayda olduğu gibi bu olayda da sorumlu çıkmayacak mı ve biz bir ay sonra yeniden "Survivor" finalini, akademik ciddiyet ve bilimsel metodoloji içerisinde tartışıyor mu olacağız?
8- DHKP-C terör örgütü bu kesintiyi önceden nasıl haber alabildi?

Uyku ölüme benzer Türkiyem!..


Biraz daha şerh etmek gerektiği kanısı hasıl oldu. Enterkonnekte sistemin ne olduğundan başlayarak ilerleyelim:

Enterkonnekte sistem elektrik mühendislerinden daha çok elektrik öğretmenlerinin iyi bildiği bir konu. Çünkü ne hikmettir bilinmez, elektrik mühendislerinin müfredatı "elektrik üretim, iletim ve dağıtım hususlarında" çok daha fakir. Enterkonnekte sistem uluslararası bazda üretilen tüm elektriğin birbiriyle eşgüdümlü olarak birbirini beslemesidir. Barajların belirli bir ömürleri vardır ve zaman zaman bakıma girmeleri gerekir. Bu durumda barajdan beslenen şebekelerin enerjisiz kalması gerekir. Fakat bunun yerine tüm elektrik üretim tesisleri birbiri ile eşgüdümlü (senkronize) hale getirilir ve bu şekilde hiçbir kesinti yaşanmaksızın barajlar bakıma girebilir. Bu ilke, ülke sathında geçerli bir konu değildir. Türkiye enterkonnekte hat sayesinde Bulgaristan'dan tutun da "Ermenistan" dan dahi ihtiyacı halinde elektrik satın almaktadır. İhtiyaç olması halinde de bu ülkelere elektrik satılmaktadır. Kesinti ile alakalı iddialardan birisi de Avrupa'nın standartlara uyulmadığı gerekçesi ile Türkiye'yi enterkonnekte sistemden çıkarmış olduğu idi. Elektrik üretimi, üretilen elektriğin eş zamanlı tüketilmek zorunluluğu nedeniyle oldukça hassas bir sistemdir. Yani bir şekilde ülkenin ihtiyacı olan tüm elektrik enerjisinin biraz üzeirndeki bir enerji üretilmeli ve şebekeye verilmelidir. Günümüz şartlarında böylesi bir hassas sistemin kontrolü için bilgisayarlardan faydanılması mecburidir. Fakat dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan birisi de "bu bilgisayarların güvenli bir şekilde işlevselliğini sürdürebilmesidir".

1- Evet, bilgisayarların kullanımı zaruri ve böylesi bir sistemin mutlak suretle birbiri ile haberleşmesi ve kendi kendini otomatik olarak devreye alıp çıkarması gerekmektedir. Yine de bilgisayar teknolojisi gerek yazılımsal ve gerekse dayanmış olduğu elektronik sistemlerden kaynaklanan bazı hatalar ile sizi yüz yüze bırakabilir. Olabildiğince güvenli, olabildiğince kendi kendini denetleyebilen sistemler kullanmanız gerekmektedir. İşte tam da bu nedenle "mili bir işletim sistemine" ihtiyaç hissedilmektedir. Rafa kalkmış gibi görünen yerli yazılım iddiası olsa da Linux tabanlı olan "Pardus" işletim sistemi, rakiplerinden çok geri kalsa da bu yüzden önemlidir. RaspberyPi adlı entegre ve ucuz maliyetli ve az enerji ile çalışabilen mini bilgisayarlara rakip olma iddiasındaki Poyraz bu nedenle önemlidir. Milli olmayan her yazılım siber saldırılara açıktır. Çünkü her bilgisayar programcısı kendi yazdığı program için bir arka kapıyı açık bırakır. Buradan ise ilk olarak kendi girer. Microsoft'un yıllar içerisinde canavarlaşarak büyümesini, Apple gibi bir firmanın (Microsoft'tan daha güvenilir olmakla birlikte) bir yıl içerisinde Türkiye'deki tüm özel şirketlerin katma değerinden daha fazla katma değer üretiyor oluşunu sadece "mühendislik" yaparak elde etmesinin bir izahı da budur. Ya da Google tarafından yaygınlaştırılan Android işletim sistemi ile her birimizin cebinde hazır bir mikrofon, kamera ve GPS cihazının bulunyor olmasını...

Her teknoloji kendi kullanıcılarını ve kendine dair alışkanlıkları oluşturur. Kullanıcılar için mi teknoloji üretilir yoksa teknolojisi için mi kullanıcılar üretilir sorusunun cevabı nettir. Bugün modern dünyanın nimeti olarak kullanılan birçok teknoloji 10 ila 20 yıl öncesinin keşiflerinin metalaştırılarak (ticarileştirilmesi, tüketime uygun hale getirilerek) "pazar" olarak görülen bize sunulmasıdır. Yazılım sektörü dikkatli incelendiğinde iktisadın temel prensiplerinden olan "kaynaklar sınırlı, ihtiyaçlar sınırsızdır" ilkesinde bir karadeliktir. Yazılım sektörü için çok kısıtlı bir kaynak ile değeri milyonlarca dolara yaklaşacak bir programa imza atmanız için önünüzde herhangi bir engel yoktur. B
u konuda ileriki tarihlerde bir yazıyı kaleme almak da farz oldu, sanırım.

Konuya yeniden dönecek olursak milli olmayan ekipmanların ve milli olmayan donanımların kullanıldığı her sistem moda deyimiyle "hack"lenme riskini taşır ve benim şahsi kanaatim mevcut şartlar altında bir frekans kayması, arıza ya da kablo kopması neticesinde bu kadar büyük çapta bir kesintiye sebep olamayacağı yönünde. Maalesef Enerji Bakanlığımızın yetkilileri halen buna net bir açıklama getirebilmiş değildir. Frekans kayması yaşandı ise neden düzeltilemedi? Domino etkisinden söz edillirken neden bu domino etkisine neden olan barajın şebeke irtibatı neden derhal durdurulmadı? Bunun gibi birçok izaha muhtaç sorunun sorulması içten bile değildir. Bu tip sistemlerde mutlaka bir "by-pass" mekanizmasının bulunmaması ve arızanın bulunmadığı barajların operatörler aracılığıyla peyderpey yeniden devreye alınmaması da ayrıca bir handikap. Ne oldu da akşam saatlerinde elektriklerin yeniden şebekelere verildiğine dair ise hala bilgi yok.

2- Pek kimsenin aklına gelmedi ama bu "siber saldırı"nın arkasında "İran" olma ihtimali yüksektir. HAARP ve MTA gibi projelerde İran'ın bizden çok daha fazla yol etmiş olduğunu bu alanlarda yapılan sadece İngilizce yayınlarda bile Batı kaynaklı daha fazla atıf alıyor almalarından çıkartabiliriz. Bizde imkansızları hesaplattırılmasına ve işlevselliğinden bihaber bir şekilde deneysiz ve yersiz hesaplamalara boğulan birçok mühendislik öğrencisi, severek başladığı bölümünü bir meslek kapısı olarak görerek ve yaratıcılıktan uzak şekilde; daha da kötüsü nefret ettirilerek mezun edilir. Cumhurbaşkanı'nın yapmış olduğu kesinlikle talihsiz "Yemen" açıklamasının bedelini ödemiş olma ihtimalimiz yüksek. Ortadoğu'daki Birleşik Devletler politikalarının sapına kadar; yerine göre askerliği ve bazı bazı avukatlığını üstlenirken kendi komşularımız ve çıkarlarımız için oluşturmuş olduğumuz girdapların maliyeti ülke insanımızın cebinden çıkmaktadır. Bunun en net örneği ise sayıları 2-3 milyona vardığı söylenen Suriyeli göçmenlerdir. Hükümetimiz ve onu kontrol eden Cumhurbaşkanı nezninde ilgili göçmenlerin "misafir" olarak nitelendirilmesine karşın, onların iyimser bir tahminle yüzde 60'ının geri dönmeyeceği kesindir. Kendimizden bir örnekle 60'larda ülkemizden Almanya'ya çok daha nezih şartlarda giden işçilerimizin dönmesi kadar bu geri dönüş ihtimali bile fazlasıyla iyimserdir.

Bir diğer Ortadoğu politikamızın facia sonucu olan Suriye meselesinin de bunda payı olduğunu ilerideki günlerde duyarsak, benim için şaşırtıcı olmayacaktır. Iron Man'in ilk filmini izleyenler hatırlayacaktır. Bir terörist grupla işbirliği yapan bir silah tüccarı ses frekansları kullanarak felç ettiği terörist lidere şu şekilde hitap etmekte idi. "Teknoloji bu coğrafyada senin en zayıf noktan". Buna rağmen kısıtlı teknolojik imkanlar dahilinde IŞID ve Suriye Elektronik Ordusu'nun icraatları onları dünya gündeminden bir an olsun düşürmemektedir. Hele ki çok kısıtlı telekominikasyon ve elektrifikasyon ağı şartlarını göz önünde bulundurulduğunda...

E-bomb'un açılımı electromagnetic bomb, türkçesi ile elektromanyetik bombadır. Etki alanında elektriğin kesilmesine neden olur. Kullanılması durumunda jeneratörler çalışmaz, arabalar çalışmaz ve herhangi bir şekilde telefon görüşmesi yapmanıza imkan tanımaz. Basit bir tanımlama ile herhangi bir e-bomb kullanımı sizi bir anda 200 yıl öncesinin teknolojisi ile yüz yüze bırakır. Hali hazırda bu teknolojiye Birleşik Devletler'in sahip olduğu söylense de teorik olarak aşağıdaki metodların varlığından söz edebiliriz.

a. Elektromanyetik darbe
b. Compton etki
c. Yüksek güçlü mikrodalga
d. Manyetik akım sıkıştırma

Peki, bu teknolojilerin neresindeyiz?

3- Amiyane tabirler gel gelelim zurnanın zırt dediği yere gelelim. Twitter fenomenini artık hepimiz biliyoruz. Bu gün ne dedi acaba diyerek gündem oluşturmasını bekliyoruz. Belli bir bilgi kaynağı olduğu ve bunları yaymaktan çekinmediği aşikar. Fakat diğer yandan kendisini gizlemeyi gayet güzel başarıyor. Öyle ki bu ülkenin kolluk kuvvetleri ki sayıları 1 milyonu aştığını bildiğimiz ve canlarımızı emanet ederek bu uğurda her ay maaş ödediğimiz kurumlar, fenomenin kimliğini henüz tespit edebilmiş değildir. Buna kurumlar arası çatışmaların ya da kurumların kendi içindeki çekişmelerin neden olduğu ile alakalı tartışma sonuç odaklı bir bakış açısı ile yersizdir. Kurumlarımız çağa uydurma konusunda geri kaldığı ve ileride bu gibi zaafiyetlerin neler doğurabileceği hakkında birkaç tahminde bulunmak gerekirse:

a. Devlete ait yazışmalar ifşa edebilir. (wikileaks örneği)
b. Kişisel yazışmalar ve özel hayat ifşa edilebilir. (bazı tapeler)
c. Banka hesapları sezdirilmeden bir bir boşaltılabilir. 
d. Haberleşme ağınız kilitlenebilir. 
e. Bilgisayar sistemleriniz çökertebilir.

Daha ayrıntılı bir yazıyı linkten okuyabilirsiniz. Siber güvenlik artık bir "kuvvet komutanlığı" oluşturulması gerekecek kadar önemlidir. Bu önem her gün üzerine koymaktadır. Umarım birilerinin canı yanmadan gerekli tedbirler alınıyordur....

4- Bu madde şerhin ilk kısmında yeterli düzeyde izah edilmiştir.

5- Gündeme gelmeyen / getirilmeyen konu: GSM ve internet şebekesinde anormallikler:

Tüm elektriki cihazlar için temel bir mantık vardır. Cihaz açıktır ya da kapalıdır. Elektrik kesintisi doğrultusunda GSM şebekelerinin çalışması için gerekli olan transmitter cihazların ya çalışması ya da çalışmaması gerekmektedir. En azından GSM şebekesi ve telefon hatları için bu türden güvenlik tedbirlerinin hem cihazların korunabilmesi hem de kullanıcıların görüşmelerinin özel kalabilmesi için ihtiyaç vardır. Şebekelerde yaşanan "interference" olarak tabir edilen konuşmaların birbirine geçmesi, yurt dışı görüşmelerin hemen hemen hiç mesabesine indirgenmesini de elektrik şebekesine bağlayamayız. Şebekede yaşanan elektrik kesintisi yüzünden elbette ki eş zamanlı görüşme kapasitesinde bazı sıkıntılar yaşanacaktır. Ancak konuşmaların birbirine geçmesini elektrik kesintisi ile izah etmeniz doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Bütün bunlar yaşanırken aynı şekilde internet şebekesinde gerçekleşen ani hız değişimleri "ülkenin siber güvenliğinin kalbinden vurulduğunu" işaret etmektedir. Tüm bunların nedeni "elektronik karıştırma" diye tabir edilen olaya çıkmaktadır. Görünen o ki şebekelerimiz yeterince korunamamaktadır.

6-  Yazının ilk kısmını yazdığım gün henüz bir istifa yoktu. Herhalde köprü inşaatında yaşanan kaza sonucu bir Japon mühendisin intihar etmesi biraz olsun, birilerini kendine getirmiş olmalı "bir" kişi istifa etti. Ancak o kişinin bu hadiseden ne kadar sorumlu olduğunu, bu işin neresinde olduğu tartışma konusudur. Bu konuda bir araştırma komisyonu kurulup kurulmadığını ve incelemelerin kimler tarafından hangi titizlikle yürütüldüğü ise yeni bir sorudur. Henüz böyle bir şeyden en azından konunun takipçileri olarak bizler haberdar olmadık... 

Bazı spekülasyonlara göre bu kesintinin ülke ekonomisine maliyeti "1 milyar USD"dir ve hepimizin cebinden çıkacaktır.

17-25 Aralık hadiselerinin gerçekleşmesinin hemen öncesinde ülkedeki tüm olumsuzlukların "darbecilere" mâl edildiğini hatırlıyoruz. Şimdi yeni kötü adamlarımız "paralel yapı". Seçim gecesi elektrik kesintilerinin kötü karakterleri "trafo giren kedilerimiz", Türkiye siyasi konjektürünün estirdiği yeni rüzgarlarının devinimi neticesinde "paralel yapı"nın yönlendirmesi ile hareket etmiş olabilir(!). İlgili medya kuruluşlarından bu tür yazıları yazmasını hemen bekliyoruz(!). Neyse ki hala İlber Hoca gibi namuslu bilim adamları yaptıkları açıklamalar ile kendilerine haklarını teslim ediyor.

7- Çok yüksek ihtimalle tıpkı maden kazasında olduğu gibi, tıpkı ilk hızlı tren denemesinde yaşanan kaza gibi, tıpkı tersane ölümleri gibi üzeri kapatılarak unutulup gidecek. Batının Ahlaksızlığını bir kez daha irdelenmeli. Çünkü;

Orasını burasını yaya yaya maaşını almaktan rahatsız olmayan, bir hata olduğunda muhakkak sorumluluğu başkasına yamamaya çalışan, hatası yüzünden dünya kadar insan zarar görse de zerre miskal sorumluluk kabul etmeyen insanlardan oluşuyor bu ülke toplumunun neredeyse tamamı... Diğer türlü insanlar istisna bile olamayacak kadar azınlıktalar...

Ecdad ecdad diye salya sümük zırlayıp, sonra topukları arkasına değe değe kaçan adamlar övülür de "Seyit onbaşı bence o mermiyi kaldırmış olamaz yane, üstelik Çanakkale Savaşı'nın bir faydası da olmadı niyazi oldular yane" ahkamlar kesilir bu ülkede...

Tren kaza yapar, bir alay insan ölür, yaralanır; sorumlu çıkmaz. Maden çöker, işçi yakınlarına göre 800 küsür, resmi rakama göre 300 küsur adam ölür; sorumlu çıkmaz. Milyonlarca insanın girdiği sınavda hatalı sorular sorulur, sorular sızdırılır; sorumlu çıkmaz. Ortalama bir elma ağacının dibine düşen meyve sayısından fazla eğitim uçağı düşer; sorumlu çıkmaz. Yanlış verilen hükümler yüzünden her sene kamyon yüküyle dava üstelik de tazminat kararıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden döner; sorumlu çıkmaz. Banka batar; sorumlu çıkmaz, hasta ölür; sorumlu çıkmaz...

Haysiyet sahibi olmak ahmaklık, sorumluluktan fellik fellik kaçmak uyanıklık, ihmal ve/veya suistimal karşılığında alınabilecek hasbelkader bir ceza ise dibine kadar hak edilmiş olsa bile mağduriyettir.

Hak hukuk adalet gak guguk diye en çok öten bile iş cezalandırma faslına gelince suçludan yana olur, çünkü toplumsal bilinçaltı aynı bokun soyu oldukları için bir gün sıranın kendilerine de geleceğini fıslar bir yerde... Teröristten barış güvercini çıkar da şapkadan tavşan mı çıkarıyorsun be şerefsiz demez kimse.

Ara not: Türkiye iş kazalarından resmi rakamlara göre Cezayir ve El Salvador'un ardından dünya üçüncüsü konumdadır.

8-  Bir ülke tasavvur edelim, adı da "terörist-severistan" olsun.

Sevgi pıtırcığı(!), barış yanlısı(!) ve özgürlük sevdalısı(!) teröristçikler(!) olsun. Öyle ki bunlar milyonların uğradığı zulüm(!) için tüm bu olanların sorumlusu olan(!) bir savcı(!) ile son çare olarak(!) rehin alınması(!) guruları(!) uygun görülüyor. Ünlemlerle okuyucuyu daha fazla yormayalım.

Hiçbir terörist eylem tesadüfi gerçekleşmez. Rehin alınma gibi bir olayda can kaybı yaşanmasının ihtimali oldukça yüksek. O teröristlerin oradan çıkamayacakları aşikardı. Bunun için ciddi bir ön-çalışma yaptıkları kesindir. Ancak bunu elektrik kesintisi ile denk getirmeyi başarmaları oldukça sıkıntı bir durum. 

Kombinasyon hesabını yapmayı deneyelim; formülü aşağıdaki gibi olur:
Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz

DHKP-C'nin 31 Mart'ı eylem günü olarak seçme ihtimali = (Tüm ülkede elektrik kesilmesi ihtimali) x (Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz'ın o gün o saatte odada olma ihtimali) x (Xray cihazlarının jeneratör üzerinden çalışmama ihtimali) x (güvenlik birimlerinin özenli bir şekilde arama yapmama ihtimali)... Daha da uzatılabilir.

Yukarıdaki denklemde değişkenlerin hepsi önemli ancak diğer tüm ihtimal hesapları bir yana, tüm ülkede elektrik kesilmesi ihtimali ile buluşması akıllara zarar bir durumdur. Buna istinaden söylenebilir ki ülkede iddia edilene göre hiçbir kurum kuruluşun haberdar olmadığı elektrik kesintisinden özgürlüksever sevgi pıtırcıkları(!) haberdar idi.

Biraz kafa karıştırdı isek şimdiden affola...

Tekrar edelim:

Yeni 31 Mart Vakası. Fakat bu kez ne bir "Yıldırım Ordusu" ne de geleceği parlak bir "Mustafa Kemal" var.

Allahû Âlem(En doğrusunu Allah bilir).

www.uskudarcevresi.com

27.01.2016 tarihli düzenleme: Aradan zaman geçmesi bir şey ifade etmiyor. Belki de suçlu 9 ay sonra ortaya çıktı, merak edenler için link: http://www.chip.com.tr/haber/bu-kez-yok-edici-killdisk-ile-geldi_60751.html
19.07.2017 tarhili düzenleme: Konuya ilişkin yeni bir iddia https://siberbulten.com/siber-saldirilar-2/turkiyede-elektrikleri-iran-siber-timi-kesti/
07.09.2017 tarihli düzenleme: Ve tarih maalesef beni haklı çıkarttı http://www.webtekno.com/turkiye-de-de-yasanan-yaygin-elektrik-kesintilerinin-ardindan-dragonfly-adli-hacker-grubu-cikti-h33316.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme