25 Şubat 2015 Çarşamba

Kafası Karışıklar Ülkesinde Alakasızlıklar Senfonisi

Yazımda iki ayrı portreden bahsedeceğim:

İlk bahsedecek olduğum kimseyi şahsen tanımam. Arkadaşlarının anlattığı kadarını biliyorum.

Ancak ülkücü ülkücüyü tanır. Üniversitede iseniz, size sizinle aynı durumda anne babasından ayrı, kimsesi olmayan ve kendi başına ayakta durmaya çalışanlar kadar yakın geleni olmaz. Evinizi paylaşır, lokmalarınızı üleşirsiniz. Lakin birde bu kişi "sizin gibi yaşayan, sizin gibi düşünen, sizin gibi konuşan velhasıl kelâm ülkücü"[1] ise bambaşkadır. Öyle ki birbiri ile ilk karşılaşmalarının ardından sadece 20 dakika geçse bile sizi evine davet eder, sofrasını açar ve yatağınızı serer. Bu ne hemşehricilikle, ne aynı takımı tutmakla ne de aynı bölümde okumakla kıyas edilebilir bir kardeşlik değildir. Yeri geldiğinde hiçbir tanışıklığınız olmasa da bir hengame esnasında "Tekbir" getirişinden tanırsınız ve yardımına koşarsınız. Ciğerlerin en derinine çekilen bir nefesin, vücudun bütün kuvveti ile ile verilerek kendine has ve biraz da "kurt hırıltısı" ile dışa vurulmasıdır. 3-4 kişi de olsa "40 çeri" kadar ses getirirsiniz.


Gün geldi bu kardeşlikler devam etti ya da edemedi. Geçim derdi ve memleketlerin farklılıkları neticesinde bazılarımız içine kapandı ve bazıları ise bıraktığı yerden devam etti. 

Gazi Üniversitesi uzun yıllardan beridir "kale" olarak bilinir, öyle de devam etmiştir. İnşallah öyle de kalacaktır. Aslına bakarsanız Gazi Üniversitesi ve bir diğer kale olan Marmara Üniversitesi'nin "kale" olmasının sebeb-i hikmetinin "Eğitim Fakülteleri" olmaları. Eğitim Fakültelerinin altyapısında ise meslek liseleri ve öğretmen liselerinden yetişen bir ülkücü neslin varlığı ve sürekliliği idi...

İsim vermeyeceğim, bilenler hemen anlayacaktır. Benden yaşça büyük bir kardeşimiz. Gazi Üniversitesi'nden mezun. Kendine bir kitle edindi. Necip Fazıl hayranı ve Adıyaman ile gönül bağı var. Yaşı biraz geçkin olmasına karşın yüksek lisans eğitimini sürdürüyor. Kitaplar yazıyor. İslamî yönü ağır basmaya başladı. Buraya kadar hiçbir rahatsızlığım yok. Memnuniyetim var. Fakat kitaplarını okumamış olsam da son çıkarttığı bir kitap hakkındaki mâlum bir gazetenin bir başlığı dikkatimi çekti. Bugün Allah(!) için neler yazmışlar diye ara sıra baktığım gazetenin internet sayfasında bu başlıüın muhtevasını okuma ihtiyacı hissettim. Fazladan tık almamaları için linki vermeyeceğim ama oradan kopyaladığım metni aynen aktarıyorum:

CHP'li valilerin hüküm sürdüğü 1925 ve 1932 yılları arasında Konya'da 2. Ordu müfettişliği yapan Fahrettin Altay'ın, Selçuklu Sultanı Kılıçaslan tarafından yaptırılan Hükümdar Türbesi'ndeki 6 Selçuklu Sultanının naaşlarını çıkarttırıp parçalanması için köpeklere attırmasının azmettiricisi konumundaki CHP'nin, bugün Süleyman Şah'ın mezarı hakkında sözde hassasiyet belirtici tavırlar sergilemesi ikiyüzlülük olarak değerlendiriyor.

Bu, tam bir "Erdoğanvari" konuşma ve "Erdoğanvari" eleştiri. Süleyman Şah türbesinin boşaltılmasına hiçbir akl-ı selim vatanperverin rahatsız olmaması elbette ki mümkün değildir. Bir ülkücü olarak "asla" günümüz CHP'sinin avukatlığını yapacak değilim. Fakat ortada bir mantık hatası var. Çokça tekrarlanmaya başladı. 

Yukarıda alıntıladığım metnin hiçbir "insanî" yanı yoktur. Medeni dünya ile iştigali olan ve düzgün bir eğitim almış; dindâr veyahut değerleri ne olursa olsun her fert bu hadiseye iğrenerek bakar ve bakması da gerekir. Gel gelelim yazı içerisindeki mantık silsilesine: 

Gezi Parkı olaylarına değinilmiş ve Süleyman Şah Türbesi'nin terk edilişine bir atıf ile CHP eleştirisi yapılmış. Fakat eleştiri yapılırken 80 yıl öncesine ait olduğu iddia edilen (gerçekliğinden güçlü şüphelerim var*) argümanlar kullanılmış. Bunları yapan Süleyman Şah türbesinin boşaltılmasını eleştiremez gibi satır aralarından bir ifade okuyucuya iletiliyor kanısına vardım. Bırakın bir partiyi, bir devletin dahi 80 yıl öncesine bakarak bugününü eleştirmek iletişim araçları ile hız kazanan dünya şartlarında "zorlama" hale gelmiştir. Kardeşimizin ümit ediyorum ki bütün kitabı bu cihette yazılmamıştır. İddiaya dair bir belge, fotoğraf ya tutanak var mıdır, bir hayli merak ediyorum.

Hadisenin gerçekliğine inanmakta güçlük çekiyorum. Hadisenin gerçek olduğunu varsayalım:

Art niyetle basit bir yorum yapılacak olursa "tam bir iktidar yanlısı tablo". Günümüz argümanları ile somut eleştiriler yerine geçmişe gidiliyor. Hiçbir siyasi partiyi eleştirirken 80 yıl öncesine gidemezsiniz. Kaldı ki doktriner olarak, reel politik olarak 1925 CHP'sinin 2015 yılında da aynı kalmasını ve bu iddialarını sürdürmesi gülünç olurdu.

Hadisenin gerçek dışı olduğunu farz edersek:

Bu olay CHP'den çok Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna, onu kuran kadroya, Türk Ordusu'na ve dolayısıyla Türk Milleti'nin gözbebeği olan "Devlet"ine karşı olan sadakatini, kutsiyet anlayışını ve bağlılığını yaralayıcı ifadelerdir. 

Şimdi de ikinci bir vatandaşı ele alalım. Bu kez hatır gözetmeme ihtiyaç yok. İsmini belirtelim. "Savcı Sayan".

Üstad(!) MHP'nin eleştirilerine içerlemiş. 1973'te Caber'den Karakozak'a Süleyman Şah Türbesi'nin taşınmasında kendince "hepiniz oradaydınız be" diyebilmek adına "siz iktidardınız" demiş. Eleştiriyi okurken "Özgecan cinayeti" ile bağlantı kurup en son sözünü "Apo'yu da siz asmadınız" diyecek diye bekledim ama sanırım aklına gelmedi. Bir dahakine unutmaz herhalde. Ne de olsa medyamız için "Nihat Doğan" sonrası bir boşluk doğdu ve mutlaka dolması gerekli. Aynı partide görev yaptığı ve tahmin ediyorum ki arkadaşı olan Ertuğrul Günay'a benzer bir kariyeri hedefliyor. Kendisi hakkında yazan "sözlük" yorumlarını okurken metinlerdeki mizah oldukça iyi idi.

Eğer biraz olsun kendisi internetten araştırabilse idi türbenin taşındığı 1973 yılında mevcut olan 35 ve 36. hükümetleri için şu ifadeye rastlayacaktı:

35. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti veya Ferit Melen Hükümeti, 12 Mart Muhtırası'nın ardından, Ferit Melen başkanlığında kurulan, üçüncü partilerüstü-teknokrat hükümettir. Hükümet 22 Mayıs 1972 - 15 Nisan 1973 arasında görev yaptı.[2]

36. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti veya Naim Talu Hükümeti, Naim Talu'nun başkanlığında, 15 Nisan 1973 tarihinde kuruldu. Partilerüstü olarak kurulan hükümet, 26 Ocak 1974 tarihine kadar görev yaptı.[3]

MHP'yi eleştirirken daha önce kararlaştırılmış bir taşınmanın 57. Hükümet döneminde iptal edildiğinden habersiz Savcı Bey, bol keseden savurmuş, yandaşları tarafından gündeme alınmış. Ne yazık ki ne kendisi ne de onu gündemine alanlar ilgili iddiaları "teyit etme" ihtiyacı duymamış. Ne derler; olsa olsa "hayırlı işler"...

Biri bir dönem ülküdaşım, diğeri zaten kendine hedef edindiği kariyer belli olan mevzubahis iki kişiye, hürmet ettiklerini tahmin ettiğim "Muhsin Yazıcıoğlu" hayatta olsa bu ifadeleri için acaba ne söylerdi diye sormadan edemeyeceğim....

Ek: Olur da Zahit Akman dedikoduları gerçek olursa bu tip "orta oyunlarına" daha çok muhatap olacağız.

Not: Yazılarımda hasleten günlük siyasetten uzak durmaya çalışmama karşın bir portreyi tarif edebilmek adına; yazı başlığı ile ilişkili olarak bu tasvirleri yapmak mecburiyetinde kaldım. Hobi olarak yazdığım yazılar içinde en hoşnutsuz yazdığım sanırım bu olacak.

*Birisi Marmara Üniversitesi diğer İstanbul Üniversitesi'nde yüksek lisans yapan bilgi birikimine hürmet ettiğim kardeşim tarafından ilgili iddia "bu kadarına pes" türünden tepki ile karşılandı.

Dipnotlar:
[1] Aşık Sefai'nin Ayşem şiirinden alıntıdır.
[2] Vikipedi'nin ilgili maddesi
[3] Vikipedi'nin ilgili maddesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme