14 Aralık 2013 Cumartesi

Rusya'nın Putin'inden Putin'in Rusyası'na: Rusya Federasyonu’nun Enerji Stratejisi

Bölüm 6. 2. 2. Rusya Federasyonu’nun Enerji Stratejisi

Rusya’nın 2003 yılında son halini alan ”2020’ye Rus Enerji Stratejisi”[1] başlıklı belgesine kadar tutarlı, etkin ve dış politika aracı olarak kullanabilecek bir enerji politikası olduğundan bahsedilemez. İç ve dış siyasal ortamın da bu döneme kadar bu türde bir aracın oluşmasına ve kullanılmasına izin vermediği de söylenebilir. Bu döneme kadar Rusya’da enerji politikası devletin dışında ama aralarında devletin de yer aldığı çeşitli aktörlerce belirlenmiştir. Merkezi bir planlama ve kontrol söz konusu olmamıştır. Bunda Sovyet sonrası dönemin özelleştirme politikaları[2] çerçevesinde petrol endüstrisinin özelleştirilerek çok başlıklı bir yapıya kavuşturulmuş olması etkendir.

Bu bağlamda bölgesel düzeyde belirlenen 11 ayrı şirkete devredilen yapı, merkezi hükümetin kontrolü dışında kalmıştır. Bu dönem enerji şirketlerinin yöneticilerinin, hazineye para aktaran en önemli unsurların yöneticileri olarak hükümet düzeyinde karar alma süreçlerini etkiledikleri hatta belirleyici oldukları bir dönemdir. Rusya içinde yaşanan mücadeleler, merkezi devletin etkinliğini yitirmesi, Yeltsin’in etkinlik sağlayamaması bunun neden/sonuçlarıdır.[3] Yeltsin’in şok tedavi yöntemi (hızlı özelleştirme), yerel yöneticilerin yeni burjuvaziye dönüştüğü, doğal kaynakların yağmalandığı ve milli servetin belirli ellerde yoğunlaştığı, ücretlerin sabit kalıp, fiyatların alabildiğine arttığı ve üretimin adeta durduğu bir ekonomik çöküşü beraberinde getirmiştir. 1998 yılında Rusya’da yaşanan ekonomik kriz ile Rusya’nın borçlarını ödeyemez duruma düşmesi, çöküşün dip noktasını oluşturmuş ve kriz,Yeltsin’in 1999 sonunda istifa etmesine neden olmuştur.[4]
Bu sürecin 26 Mart 2000’den itibaren Putin iktidarı ile değişmeye başladığı gözlemlenmektedir. Putin yönetiminde sarkaç, âdemi-merkezileşme ve özelleştirmeden, merkezileştirme ve devletleştirmeye doğru yön değiştirmeye başlamıştır. Özellikle büyük petrol ve doğalgaz şirketleri sistemli bir şekilde devletleştirilmeye başlanmıştır. doğal kaynaklar üzerinde denetimin merkezileştirilmesinin bir yolu devletleştirmeyse, diğer yolu da bölgesel yönetimlerin (cumhuriyetler, eyaletler, vb.) yetkilerinin kısıtlanması, bölgesel yöneticilerin merkeze daha fazla bağımlı hale getirilmesi olmuştur.[5] Enerjiyi dış politika aracı olarak kullanma amacıyla Putin, hala devletin elinde bulunan enerji devi Gazprom’u[6] yeni politika yapımı sürecinin merkezine oturtarak farklı bir yol izlemiştir. Aynı dönemde çeşitli nedenlerle hızla artan enerji fiyatları (örneğin 2003 yılında Irak’ın işgal edilmesi sonrasında artan petrol fiyatları), ucuz ve temiz olduğu için kullanımı yaygınlaşan doğalgaz Putin’in izlediği bu politikayı başarılı kılmış ve Moskova’nın enerji konusuna daha farklı yaklaşmasına neden olmuştur.[7]
Putin’in Rusya’nın ‘oligarklarına’[8] açtığı ve arkasında başta istihbarat olmak üzere devlet bürokrasisinin desteğini de aldığı mücadele sonucunda devletin enerji sektöründe kontrolü yeniden eline almaya başladığı görülmektedir.[9] Putin’in ülkesinde yaşanılan sorunlara olan yaklaşımı, kendisinden sonra gelecek olanı da aynı çizgide yürütecek etkiye sahip bir kamuoyu desteği kazanmasına vesile olmuştur. Rusya’daki mevcut durumu güçlendiren istikrar ve ekonomik büyüme, Rusya’nın uluslararası arenada tekrar önemli aktör konumuna getirmiş ve Rusya’nın kendi bölgesine yönelik geleneksel çıkarlarını ve politikalarını da tekrar gündeme getirmesini sağlamıştır. Bush yönetiminden üst düzey bir yetkili, “SSCB’nin bölünmesinden sonra etkinliğini kaybeden Rusya’nın, Putin’in politikalarıyla geri döndüğünü ve güçlendiğini, bunun dünyanın geri kalanı için ne anlama geldiğini iyi düşünmek gerektiğini” belirtmiştir.[10]

Rusya'nın Gürcistan'ı kendi etki alanı içinde tutma isteğinin, Kafkas petrolünün ve doğal gazının uluslararası pazarlara ihracını kontrol etme isteğinden ayrı düşünülemeyeceği, yaygın olarak paylaşılan bir kanıdır. Moskova, Rusya topraklarına uğramadan geçen Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattının inşasına basından bu yana karşı çıkmıştır. Rusya'nın bu projeye itiraz etmesinin başlıca nedeni bu boru hattının Hazar petrol ve doğal gazının transit yolları üzerindeki Rusya tekelini zayıflatacağı gerçeğidir. Moskova aynı zamanda bu yolla Hazar bölgesindeki devletlerin kendi ekonomilerini Rusya'dan bağımsız olarak geliştirmelerinden de çekinmektedir.

Bu bağlamda, Gürcistan'ın stratejik önemi doğu-Batı enerji koridoru üzerindeki kilit önemde stratejik bir aktör olarak, Rusya'nın Hazar petrol ve doğal gazının taşınması üzerindeki tekelini zayıflatabilecektir. Ancak, Gürcistan'ın ekonomik ve sosyal sorunları ve aynı zamanda Rus gaz ürünlerine olan bağımlılığı, onu Rusya karşısında baskılara açık hale getirmektedir. Rusya, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattına Gürcistan'ın desteğini azaltmak için, Gürcistan'ın uzun vadeli çıkarlarının Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattının inşasında değil, Rusya'nın Gürcistan'a kesintisiz sağlayacağı enerjide olduğunu göstermeye çalışmıştır.

Bu stratejiye dayanarak, Moskova Gürcistan'ın Rus gaz sevkiyatına olan bağımlılığını manipüle etme politikasını yoğunlaştırmıştır. Rusya bu çerçevede 2000 yılı Aralık ayından bu yana cumhuriyete sağladığı doğalgazı periyodik olarak kesmektedir. Tiflis'in en önemli elektrik tedarikçisine teslimatta gerçeklesen bu doğalgaz kesintileri elektrik kesintilerine sebep olmaktadır. Sonuç olarak, bu politika Gürcistan'da çok önemli bir enerji krizinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Gerçi Moskova bu kesintilere neden olarak Gürcistan'ın ödemediği faturaları gösterse de, asıl neden daha ziyade Rusya'nın Gürcistan'ın gaz sevkiyatını kontrol altında tutmak gibi bir politik motivasyondan kaynaklanmaktadır. Moskova'nın Sovyet-sonrası diğer cumhuriyetlerle olan iliksilerinde olduğu gibi, Gürcistan'a karşı da Rusya'nın taleplerini kabul etmediği takdirde doğal gaz vermeyeceğini ve elektrik kesintilerinin olacağını ima etmektedir. Fakat Rusya’nın uyguladığı enerji politikası Gürcistan halkının giderek daha çok Rusya karşıtı olmasını sağlamaktadır.[11] Rusya politikacıları, Kremlin’in, her yönden kendisinden daha güçlü olan ve bunu dengede tutmak için çaba gösteren ABD’yi, hala geleneksel düşman olarak görmektedirler.[12]

Yaklaşık 45 trilyon metreküplük gaz rezerviyle dünyanın en büyük gaz üreticisi ve ihracatçısı olan Rusya, bu avantajını ekonomik olduğu kadar siyasi bir silah olarak da kullanmaktadır. Rusya’nın diğer ülkelerle ikili görüşmelerinde, enerji faktörü ön planda yer almaktadır. Enerji faktörü diğer ülkelerle yapılan müzakerelerde, sınır sorunundan, askeri üsler konusuna, ikili ticaret ilişkilerinden, entegrasyon konularındaki görüşmelere kadar etkin bir ikna unsuru olarak kullanılmaktadır. Rusya Federasyonu, bağımsızlıklarını ilan eden eski Sovyet cumhuriyetleri, Rusya Federasyonu’nun istemediği dış politika uygulamalarına yöneldiklerinde, elektrik ya da gazlarını keserek, bazen de petrol ya da gaz ihraç yollarını teknik gerekçelerle engelleyerek yola getirmeyi önemli bir dış politika aracı olarak kullanmıştır.[13]

Ocak 2006’da, Rusya’nın Ukrayna’ya ihraç ettiği doğal gazın fiyatını arttırması sonucunda çıkan anlaşmazlık üzerine Rusya doğal gaz vanalarını kapatmıştır. Bu tutum enerji unsurunun Rus dış politikasında ne kadar önemli bir araç olduğunu göstermektedir.[14] Rusya Birleşik Enerji Sistemleri şirketi, Kasım 2006 ayı ortalarında Azerbaycan’a 2007 yılından itibaren elektrik ihracatını 300 megavattan 60 megavata indirmeyi planladığını bildirmiştir. ‘Azer enerji’ şirketi Başkan yardımcısı Marlen Askerov ise bu haberin Azeri tarafını yeni kaynaklar aramaya mecbur bıraktığını ifade etmiştir.[15]

Diğer taraftan Abhaz yönetimi tarafından Gürcistan’ın Kodori Vadisi’ndeki Gürcü “askeri birlikleri” ni geri çekmemesi halinde Enguri Hidroelektrik Santrali’nin faaliyetini durduracakları yönünde açıklama yapılmış, Gürcistan hükümeti ise Kodori’de askeri birlik bulunduğu iddialarını reddederek bölgede sadece polis birliklerinin konuşlu olduğunu ifade etmiştir. Abhaz yönetiminin bu tehdidinin arkasında ise Rusya’nın olduğu görüsü ağır basmaktadır. Ayrıca Gürcistan’a Rusya’dan elektrik sağlayan ve yine Abhaz yönetiminin kontrolü altındaki bölgeden geçen iletim hattının da Abhaz tarafının müdahalesine açık olduğu, bu yönde bir gelişmenin tüm Gürcistan’ın elektriğinin kesilmesi riskini gündeme getirmekte ve bu durum tedirginlik yaratmaktadır.[16]

Azerbaycan-AB enerji anlaşmasından rahatsız olan Rusya, Avrupa ve Güney Kafkasya pazarında kendisine rakip olabilecek Azerbaycan’a çeşitli baskılar yapmaktadır. Rusya’nın Azerbaycan’a baskı yapmasının temel nedeni, ileride ortaya çıkabilecek bir rakibi şimdiden susturmaktır. Rusya yetkililerine göre, Azerbaycan Rusya’dan ucuza aldığı doğalgazı kendi iç tüketiminde kullanmakta, kendi doğalgazını ise dışarıya satarak siyasi itibar kazanmaktadır. Ayrıca Azerbaycan, Rus doğalgazına alternatif olarak Moskova’ya rakip olmaktadır. Rusya 2007 yılından itibaren Azerbaycan’a sattığı doğalgazın miktarını düşürür ve fiyatını artırırsa Azerbaycan, Rusya’ya rakip olabilme özelliğini yitirecektir. Hatta elektrik enerjisinin de fiyatını artırır ve miktarını azaltırsa Azerbaycan, enerji ihtiyacını karşılamak için Rusya’ya daha da muhtaç duruma gelecektir. Ancak Rusya böyle bir hamle ile enerji piyasasında puan toplamak isterken puan kaybetmiştir. Daha da önemlisi Rusya’nı enerjiyi kullanarak siyasi baskı yapma politikası Güney Kafkasya’da yeni bir istikrarsızlığa neden olacaktır.[17]

Enerji baskısı ile siyasi bir sonuç elde etmek isteyen Rusya, Azerbaycan’dan beklemediği bir yanıt almıştır. Azerbaycan Bakanlar Kurulu’nun 1 Aralık 2006’da kısa hazırlık çerçevesinde yaptığı toplantıda İlham Aliev, Rusya’nın doğalgaz ve elektrik enerjisinin fiyatını yükseltmesi durumunda, Azerbaycan’ın da Bakü- Novorossiysk Boru Hattı’na petrol akısını durdurabileceğini açıklamıştır.[18] Azeri yetkililer, Rus doğalgazının elektrik üretiminde kullanıldığını, doğalgaza zam yapılması halinde bu amaç için kendi fuel oillerini kullanmak zorunda kalacaklarını belirtmişlerdir. Novorossiysk’e Kazakistan’dan Hazar Boru Hattı Konsorsiyumu vasıtasıyla da 28 milyon ton petrol sevk edilmektedir.[19]

Azerbaycan, Rusya ile ilişkilerini her zaman dengede tutmaya çalışmaktadır. İlham Aliev’in iktidara geldiği günden bu yana Rus-Azeri iliksilerinde herhangi bir sorun yaşanmamıştır. Azerbaycan’ın Rusya ile ilişkilerine dikkat etmesinin temel düşüncesi ise Rusya’nın Ermenistan yanlısı politikalarını dengelemektir. Fakat Moskova’nın baskılarına karşı, Bakü’nün sert önlemler alabileceği işaretini vermesi Azerbaycan’ın kendine güveninin artması ve işgal edilmiş topraklarının geri alınmasında Rusya’ya bağladığı ümitlerinin tükenmesi anlamına gelmektedir. Rusya’nın Güney Kafkasya’da aynı kaderi paylasan iki devlete karşı aynı anda cephe açması ise Azerbaycan-Gürcistan arasında dayanışmanın daha da artmasına neden olmuştur.[20]

Rusya-Gürcistan-Azerbaycan çarpışmasında en ağır darbeyi Moskova’nın Güney Kafkasya’daki stratejik ortağı Ermenistan alacaktır. Azerbaycan topraklarını işgal etmesi nedeniyle doğu enerji yollarının kapanması Ermenistan’ı Rus doğalgazı için transit ülke olan Gürcistan’a muhtaç etmiş durumdadır. Rusya Gürcistan’a baskı uygulayınca Gürcistan üzerinden Ermenistan’a doğalgaz vermesi zorlaşmaktadır. Bu durumda Ermenistan, Rusya’dan uzaklaşarak, İran doğalgazına yönelmek durumunda kalmaktadır.[21]

Rusya yönetimi 15 Ocak 2007 tarihinden itibaren yabancıların perakende ticaretle uğraşmasını yasaklamaktadır. Bunun neticesinde bu alanda çalışan yüz binlerce Azeri islerini kaybedecektir. Ülkelerine dönmek zorunda kalacak olan bu kişiler Azerbaycan’da sorun yaratacaktır.[22] Rusya Başbakanı Mihail Fradkov 4 Aralık 2006’da Bakü’ye yaptığı ziyarette; 2007 yılında Rusya’nın Azerbaycan’a satacağı doğalgaz ve elektrik enerjisinin fiyatı ve miktarı ile Rusya’nın göçmen isçiler ile ilgili çıkardığı yasanın Rusya’da bulunan 2 milyon Azerbaycanlı göçmen isçiye olan olumsuz etkisinin nasıl azaltılması gerektiği konularına değinmiştir. Mihail Fradkov; “Biz seviniyoruz ki, 2007 yılından itibaren Azerbaycan’ın enerji üretimi kendi iç tüketimini karşılayacaktır. Fakat bu Rusya ve Azerbaycan arasında enerji ilişkilerinin bozulmasına neden olmamalıdır” açıklamasında bulunmuştur. Bu açıklama, Rusya’nın geri adım attığının bir göstergesi olarak değerlendirilmiştir.[23]

Avrupa Birliği ise Rusya’nın enerji kısıtlama uygulamalarına karşı, Rusya’dan Enerji Şartı prensiplerine yönelik adımlar atmasını istemekte ve bunun karşılığında para, teknoloji ve Avrupa enerji piyasasının Rusya şirketlerine açılması gibi teşvikler sunmaktadır.[24] Rusya’nın, doğal enerji kaynaklarını açığa çıkarmak ve bu kaynakların ticaretini yapabilmesi için Avrupa Birliği’nin mali ve teknolojik desteğine ihtiyacı bulunmaktadır.[25] Batı, enerji için giderek Rusya’ya daha fazla bağımlı olmaktan endişe duymaktadır. Rusya ise, Avrupa pazarının elini kolunu bağlamak istemektedir. Bu, petrol ve doğalgazı taşıyan boru hatlarını kontrol etmenin de ötesinde bir durum yaratmakta, bu çerçevede, rafineriler ve perakende mazot satısı gibi enerji islerini ve Orta Asya ile Hazar Denizi çevresinde yeni beliren enerji zengini rakiplerin sahneye çıkmasını da engellemeyi içermektedir.[26]

Sovyetlerin dağılmasıyla yeni bir sekilenme sürecine giren Avrasya bölgesi petrol ve gaz piyasasındaki rekabetin merkezi haline gelmiştir. 1998 yılında ABD Başkan Yardımcısı Dick Chenney Kazakistan’da petrol şirketlerinin katıldığı bir konferansta “tarihin hiçbir döneminde Hazar bölgesi kadar bir anda böylesi bir stratejik öneme sahip olan bir toprak parçası hatırlamıyorum” ifadesini kullanmıştır.[27]

Hazar Havzasının, petrol ve doğalgaz rezervleri açısından zengin bir potansiyele sahip olması, başta denize kıyısı olan Rusya, İran, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan ile bütün uluslararası toplumu yakından ilgilendirmektedir. SSCB’nin çöküşü sonrasında Hazar çevresindeki istikrar arayışları, yerini rekabet ve çatışma ortamına bırakmıştır. Avrasya bölgesinde, denize çıkısı olmayan büyük bir su kütlesi olan Hazar Denizi, son yıllarda bölgesel aktörlerin karşı karşıya geldikleri bir bölge olmuştur. Sorun Hazar’ın deniz mi, göl mü sayılacağı ve hangi uluslararası normların uygulanacağıdır.[28]




[1] Rus Hükümeti bu girişime Kasım 2000’de başlamıştı. Yeni Enerji Stratejisi enerji sektörünün büyütülmesini öngörmekteydi. Bu büyümede mali olarak enerjiye dayanan Rusya’nın ihracatının yeni piyasalar bağlamında başta Asya-Pasifik ve Kuzeydoğu Asya pazarıyla büyütülmesi hedeflenmekteydi. Bu bağlamda tanımlanan yeni hedefler doğrultusunda 2,5 yıllık bir süreçte sekilendirilen yeni stratejiyle Rusya için kuzey-güney-doğu hatlarında yeni işbirliği çerçevesi ve dış politika yapımı sürecine girişildi. Ayrıntılı bilgi için bkz. Mitat Çelikpala, “Rusya’nın Enerjiye Dayalı Egemenlik Arayışı”, Cumhuriyet Strateji, Sayı 134, 22 Ocak 2007, s. 12-13.
[2] Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonraki süreçte, 1991-1999 dönemi arası bir anlamda kapitalizme geçiş süreci olarak tanımlanmaktadır. Bu dönemde, Sovyetler Birliği’nin tamamen tasfiye edilmesi, hızlı ve geri dönüsü olmayacak şekilde serbest piyasa ekonomisine geçilmesi için tüm kaynaklar sınırsız ve düzensiz bir şekilde özelleştirilmiştir. Batı tarafından da hararetle desteklenen bu süreç, beraberinde merkezin zayıflaması ve bölgesel yönetimlerin de güçlenmesini getirmiştir. 1998 Krizi’nden sonra başlayan ve Putin’in başkanlığı ile açık bir şekilde ortaya çıkan süreç ise, serbest piyasa ekonomisinin pekiştiği, özellikle petrol ve doğalgaz gibi kaynakların artık devlet tarafından düzenli bir şekilde üretilmesi ve ihraç edilmesinin önem kazandığı, bu kapsamda devletin yeniden örgütlendiği ve merkezileştiği bir süreçtir. Bu sürecin temel belirleyicileri siyasal faktörler (terörizm, ayrılıkçılık vb.) değil, tamamen ekonomiktir. Kaynakların merkezi kontrolü bu sürecin en önemli nedenidir. Bkz. Erol Taymaz, “Kafkasya, Rusya, Federalizm”, Nart, Sayı 44, Temmuz-Ağustos 2005, s.5
[3] Mitat Çelikpala, “Rusya’nın Enerjiye Dayalı Egemenlik Arayışı”, Cumhuriyet Strateji, Sayı 134, 22 Ocak 2007, s.12
[4] Erol Taymaz, “Kafkasya, Rusya, Federalizm”, Nart, Sayı 44, Temmuz-Ağustos 2005, s.4
[5] Erol Taymaz, “Kafkasya, Rusya, Federalizm”, Nart, Sayı 44, Temmuz-Ağustos 2005, s.4-5
[6] Rus şirketi olan Gazprom, dünyada bilinen doğalgaz rezervlerinin % 23,5’ini tek basına kontrol etmektedir. Ayrıca Rusya’nın doğalgaz rezervlerinin % 70’ini ve üretiminin de % 94’ünü elinde bulundurmaktadır. Bkz. Çağrı Kürşat Yüce, Kafkasya ve Orta Asya Enerji Kaynakları, Ötüken Neşriyat; s. 127.
[7] Mitat Çelikpala, “Rusya’nın Enerjiye Dayalı Egemenlik Arayışı”, Cumhuriyet Strateji, Sayı 134, 22 Ocak 2007, s.12
[8] Rusya’da 1990’lı yıllardan sonra özelleştirmelerle zengin olan işadamlarına ‘oligark-oligarh’ denilmektedir. Rusya’nın önde gelen oligarkları arasında Mikhail Khodorkovski, Boris Berezovski, Vladimir Goussinski bulunmaktadır.
[9] Mitat Çelikpala, “Rusya’nın Enerjiye Dayalı Egemenlik Arayışı”, Cumhuriyet Strateji, Sayı 134, 22 Ocak 2007, s.12
[10] J.F.O. McAllister, “Russia’s New World Order”, Time, 10 July 2006, s. 20.
[11] Oktay F. Tanrısever, “Sovyet Sonrası Dönemde Rusya’nın Kafkasya Politikası”, (Der.) Mustafa Türkeş, İlhan Uzgel, Türkiye’nin Komşuları, Ankara, İmge Kitabevi Yayınları, I. Baskı, Şubat 2002, s. 17
[12] J.F.O. McAllister, “Russia’s New World Order”, Time, 10 July 2006, s. 20.
[13] Necdet Pamir, İlyas Kamalov, “Rus Gazı ve Enerjide Bağımlılığın Bedeli”, Stratejik Analiz, Şubat 2006, Sayı: 70, s. 20.790 Kara, “Rusya Enerji Politikasını Sağlamlaştırıyor”, s.5.
[14] Sinem Kara, “Rusya Enerji Politikasını Sağlamlaştırıyor”, Cumhuriyet Strateji, 14 Ağustos 2006, Sayı: 111, s.5
[15] Sergey Kulikov, Viktoriya Panfilova, “Uskorenie na Zapad”, Nezavisimaya Gazeta, 05.12.2006.
[16] Gürcistan ve Abhazya’nın ortak sahipliğinde bulunan, ancak Abhaz kontrolü altındaki bölgede yer alan Enguri HES, Gürcistan’ın elektrik ihtiyacının yüzde 40’ını karşılamaktadır. Bkz. M. Alkhazashvili, “Enguri hydroelectric power plant as political lever”, (Translated by Diana Dundua), The Messenger, 10 January 2007.
<http://www.messenger.com.ge/issues/1272_january_10_2007/eco_1272_1.htm>
[17] Cavid Veliev, “ Kafkaslarda Enerji Mücadelesi”, Cumhuriyet Strateji, 18 Aralık 2006, Sayı 129, s. 14.
[18] Rusya’nın kontrolünde olan Bakü-Novorossiysk’den petrol taşımak, Azerbaycan’a her varilde 12 dolar daha pahalıya mal olmaktadır. 2005 yılında Bakü-Novorossiysk’den 4.13 milyon ton petrol sevk eden Azerbaycan, Bakü-Supsa ile kıyaslandığı zaman yaklaşık 300 milyon dolar zarar etmiş durumdadır. Azerbaycan bu bedeli hem BTC’nin tam olarak faaliyete geçmemesi nedeni ile hem de Rusya ile siyasi ilişkileri korumak adına ödemiştir. Bkz. Cavid Veliev, “ Kafkaslarda Enerji Mücadelesi”, Cumhuriyet Strateji, 18 Aralık 2006, Sayı 129, s.15.
[19] Sergey Kulikov, Viktoriya Panfilova, “Uskorenie na Zapad”, Nezavisimaya Gazeta, 05.12.2006
[20] Cavid Veliev, “ Kafkaslarda Enerji Mücadelesi”, Cumhuriyet Strateji, 18 Aralık 2006, Sayı 129, s.14
[21] Cavid Veliev, “ Kafkaslarda Enerji Mücadelesi”, Cumhuriyet Strateji, 18 Aralık 2006, Sayı 129, s. 14
[22] Sergey Kulikov, Viktoriya Panfilova, “Uskorenie na Zapad”, Nezavisimaya Gazeta, 05.12.2006
[23] Cavid Veliev, “ Kafkaslarda Enerji Mücadelesi”, Cumhuriyet Strateji, 18 Aralık 2006, Sayı 129, s. 15
[24] Jeff Mason, “EU Dangles Rewards for Energy Pact”, The Moscow Times, 11 July 2006, s. 5.
[25] Sinem Kara, “Rusya Enerji Politikasını Sağlamlaştırıyor”, Cumhuriyet Strateji, 14 Ağustos 2006, Sayı: 111, s.5
[26] Owen Matthews, “The politics of pipelines”, Newsweek, 03 July 2006.

[27] Necdet Özalp, “Büyük Oyunda Hazar Enerji Kaynaklarının Önemi ve Konumu”, Panorama Dergisi, Şubat 2004, Sayı: 1, s. 3. <www.panoramadergisi.com>
[28] Hakan Kantarcı, Kıskaçtaki Bölge Kafkasya, İstanbul, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 2006, s. 72-73.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme