9 Aralık 2013 Pazartesi

Rusya'nın Putin'inden Putin'in Rusyası'na: Ulusal Güvenlik Kavramı, Ulusal Çıkar ve Ulusal Hedef

Bölüm 3: Ulusal Güvenlik Kavramı 

Ulusal güvenlik ya da ilgili yasadaki karşılığı ile millî güvenlik, “Devletin anayasal düzeninin, millî varlığının ve bütünlüğünün, uluslararası siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik çıkarlarının, ahdî hukukunun her türlü iç ve dış tehdide karşı korunması ve kollanmasıdır”[1] şeklinde tanımlanmaktadır.


Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Savunma Bakanlığının sözlüğüne göre, ulusal güvenlik; ülkenin savunmasını ve dış ilişkilerini içine alan müşterek bir terimdir. Ulusal güvenliği sağlayıcı durumlar özellikle şu şekilde sıralanmaktadır:

-Herhangi bir yabancı ülke veya ülkeler grubu üzerinde oluşturulan askeri avantaj veya savunma üstünlüğü,

-Dış ilişkilerde çok elverişli bir pozisyon yaratılmış olması,

-Dışarıdan veya içeriden gizli veya gizli olmayan düşmanca ya da bölücü bir müdahaleye başarılı bir şekilde karşı koyma kabiliyetini temine yeterli savunma gücünün mevcudiyetidir.

Bu kavrama Makyavel[2] ise şu şekilde yaklaşmaktadır: devletin varlığını koruması ve sürdürmesi ile “güç” olgusu arasında doğrudan ve simetrik bir ilişki söz konusudur.[3]

Henüz bir yüzyıl öncesine kadar neredeyse sadece sınırların korunmasına indirgenebilecek kadar basit olan “Ulusal Güvenlik” sabit konumunu çok gerilerde bırakmıştır. Yeniden “Majino Hattı[4]” oluşturmaya girişmek mantık dışı olacaktır. Çünkü ulusal güvenlik sadece sınır içinde başlasa bile “ulusal çıkar” ve “ulusal hedef” kavramları ile iç içe geçtiği andan itibaren sınırlarının dışına taşar. İnsanların sosyal canlılar olarak yaşadığı ve birbirlerine ihtiyaç hissetmeleri ortaya bir düzeni koyarak “devlet” kavramını mikro düzeyden makro düzeye taşıması gibi, devletler de küresel dünya içerisinde kendilerine rol arkadaşları edinerek mega makro düzeyde çıkar birliktelikleri yaratmak durumunda kalırlar. Ulaştırma imkânlarının en ilkel şekilde dahi ortaya çıktığı gün itibari ile ulusal güvenlik tek başına yeterliliğini yitirmiştir. En azından kendileri için “meşru” bir zemin yaratarak kendilerini uluslar arası kamuoyu üzerinde “kötü adam” etkisi yaratmamak üzere çaba sarf ederler veya bunun için aksi yönde hareket ederek bir “meydan okuma” oluşturabilirler. Yön tayininde de “ulusal hedef” kendini açık olarak ortaya koyar.

Bölüm 3. 1: Ulusal Çıkar
İlkel toplum örneklerinden itibaren; çağdaş ve teşkilatlı devletlerin kuruluşundaki gerçeklerin gözden geçirilmesi, bizi bazı sonuçlara götürür. Devletin kuruluşunu etkileyen önemli faktörlerden biri, toplumun ve toplumu oluşturan bireylerin menfaatleri (çıkarları)’dır. Devletin kuruluşunda insanların ihtiyaçlarını sağlama düşüncesi bulunmaktadır. “Bir nesneyi ele geçirme duygusu, insanın yaradılışında vardır. İnsanları birleştiren, bir araya getiren de bu duygudur. İşte bu duygu devlette gerçekleştiği için, devlet toplumun özüdür.”[5]

Aristo[6]'ya göre : "Devletin amacı, insanları sadece bir araya getirmek değil, bir arada iyi yaşamalarını sağlamaktır"[7]

Aquinolu Thomas[8]'ın düşüncesine göre: "iyi yaşamak için her kişi toplumca desteklenmek, kendisini destekleyecek bir topluma katılmak ister. Bu destekleme, bu yardımlaşma iki kaynaktan olur: Her kişinin yaşamını sağlayan, kaçınılmaz ihtiyaçlarını karşılayan bir ailesi vardır. İkinci kaynak saydığımız toplum ise; örgütüyle, kurulu düzeniyle, ailesi sayesinde hayatta kalabilen insana daha iyi yaşamanın koşullarını hazırlar. Demek oluyor ki, Aquinolu Thomas da, Aristoteles gibi, iyi yaşamak, toplumdan tam yararlanmak için bir devletin kurulmasını gerekli buluyor.[9]

Felsefeciler bir manada devlet kavramını “ortak yarar” üzerine oturtmayı uygun görmüşlerdir.

Yine Aquinolu Thomas : "Ortak yarar, toplumla birlikte insanoğlunun insansı değerinden doğmakta, kuşaktan kuşağa sürüp gitmektedir. Ortak sözüyle, bu yarardan her kişinin payına düseni alacağını anlatmak ister. Bu payın ölçülmesi ise, her kişinin yeteneğine, sağladığı koşullara dayanır".[10]

Günümüze doğru yaklaştığımızda ise yine felsefeciler “en iyi devlet yönetimi” konusunda tartışırken “ortak yarar” konusuna yeniden değinirler. Bunlardan biri olan Rousseau[11], yönetimlerin hangisi en iyisidir sorusunu cevaplarken belirtilere önem vermekte ve "Bu belirtilerin en önemlisi, düzenin sürekliliği ve kişilerin mutluluğudur. İnsanlar bu amaçlan gerçekleştirmek için kendi aralarında siyasal bir ortaklık kurarlar" demektedir.[12]

Ulusal çıkarlar "Hükümette karar yetkisini haiz grubun, milletin bekası (yaşamını sürdürmesi) için önemli olduğuna inandığı hususlardır".[13]

Bölüm 3. 2: Ulusal Hedef
Ulusal hedef, ulusal çıkarların gerçekleşmesi ve idamesi için gerekli olan somut amaçlardır. Ulusal hedefler;

(1) Elde edilmesi halinde ulusal çıkarların gerçekleşmesini sağlayan,

(2) Bir lider veya yönetim grubu yerine tüm ulus tarafından benimsenen,

(3) Hayallere kapılmadan saptanmış, gerçekçi, akılcı ve ulaşılabilir nitelik taşıyan gayelerdir.

Ulusal hedefler; ulusal çıkarlar gibi politik, ekonomik, askerî ve sosyal alanlarda saptanır. Genellikle uzun süreler için geçerli kalır, ülkeyi idare eden siyasal iktidarlar tarafından değiştirilmeden uygulanır. Ancak, topyekûn ulusal güçte, küresel veya bölgesel koşullarda büyük değişiklikler olduğunda yeniden belirlenebilir.

Hedefe erişmek için veya erişilmiş bulunan hedefleri korumak amacıyla fiili uygulamalar da yapılmalıdır. Bu uygulamalar yeri ve zamanında ön alacak biçimde, askeri harekât ve faaliyet ve /veya diplomatik faaliyet biçiminde yapılır. Hedefe yaklaşım yöntemi savaşı gerektiriyorsa, diplomasi dış politik çevrelerdeki etkinlikleri ile askeri harekâtın uygun biçimde gelişimine yardımcı olur. Düşmanın haksızlığını belirtmek, müttefik edinmesi veya destek görmesini önlemek, müttefiklerimizi harekete geçirmek veya destek temini, siyasi mesafemizin açık olduğu güçlerin tarafsızlığını sağlamak vb. gibi[14]

Bölüm 3. 3: Milli Güvenlik Algısı Çerçevesinde Rusya

Rusya Federasyon Güvenlik Konseyi‘nin 12 Aralık 1993 tarihli yürürlükteki Anayasa’da konuya ilişkin bir husus yer almamaktadır. Ancak teşkilatın kuruluşu, Cumhurbaşkanı Yeltsin’in, 3 Haziran 1992 tarih ve 547 sayılı Kararnamesi ile gerçekleşmiştir.[15]

Güvenlik Konseyi Sekreterliği; sürekli olarak gerek mevcut durumu değerlendirdiğinden ve gerekse geleceğe yönelik iç, dış ve savunma politikaları konularında projeler ürettiğinden, bugün için Rusya Federasyonu’nun en önemli devlet organlarından biri niteliğini taşıdığı değerlendirilmektedir.[16]

Ayrıca Rusya’nın kendine has ve her ülkenin sahip olmak isteyeceği türden “milli” bir entelijansiyasının varlığından söz etmemek konuyu eksik bırakacaktır. Komünizm dönemi boyunca baskı ve korkutma uygulamalarına rağmen “Rusya Ana” kavramı ciddi bir biçimde varlığını sürdürmektedir. Bunun da kökleri büyük ölçüden Slavik unsurlardan değil, Asya menşeili kavimlerin Ruslara bir armağanı olduğu diğer slavik kavimlerle yapılabilecek basit bir karşılaştırma ile gün yüzüne çıkar.

Bölüm 4: Ulusal Güç Unsurları

Bilindiği gibi güç, mevcut kuvvetlerin kullanılması ile elde edilen verimliliktir. Güç; bir anlamda, “istediğiniz sonuçları elde etmek için, gerekirse başkalarının davranışlarını değiştirebilme yeteneği[17]” olarak tanımlanabilir. Dünya üzerindeki kaynakların sınırlı, buna karşılık gereksinimlerin sınırsız olduğu düşünüldüğünde, güç kullanımı her zaman gerekebilecektir. Uluslar arası ilişkilerde güç, çoğu kez hukuka baskın çıkmaktadır. Bu olgu;

A. Gelişen demokrasi, eşitlik, hukuk ve insan hakları anlayışları,

B. Gelişen küreselleşme uygulamaları,

C. Gelişen iletişim olanaklarına karşın geçerliliğini sürdürmektedir.

“BM’de her üye eşittir, ama bazı üyeler daha eşittir.[18]” anlayışı ile yine BM’de kuruluşundan beri geçerliliğini koruyan “veto hakkı”, gücün hukuka üstünlüğünü gösteren en somut örnekler olarak değerlendirilmektedir. O halde, geçerli tek çıkar yol “güçlü” olmaktan geçmektedir.

Ulusal güç, “Bir devletin ulusal çıkarlarını sağlamak ve ulusal hedeflerine ulaşmak için kullanabileceği maddî ve manevî unsurların tümüdür.” şeklinde tanımlanmaktadır.

Ulusal güç unsurları, bir büyük sistemin ayrılmaz parçalarıdır. Unsurlardan herhangi birisinde oluşabilecek bir yetersizlik, “zincirin en zayıf halkası” kuralı uyarınca, toplam ulusal gücü zayıflatır.

Sonuç olarak ulusal güç unsurlarının; politik, ekonomik, askerî, coğrafî, demografik, psiko-sosyal ve kültürel, bilimsel ve teknolojik güç olmak üzere yedi grupta toplanması genel kabul görmektedir[19]

Bölüm 4. 1: Politika

Politik güç, “Ulusal çıkarları sağlamak ve ulusal hedeflere ulaşmak için kullanılabilecek tüm politik kuvvetlerin oluşturduğu verimdir.” seklinde ifade edilebilir. Politik güç, statik konumda bulunan ulusal güç unsurlarına dinamik nitelik kazandırır.[20]

Dış politik ilişkilerde, “devletlerarasında kalıcı dostluklar yoktur, çıkar birliği vardır.” ilkesi esas alınmaktadır. Politik güç bileşenleri şunlardır:[21]

• İdeolojik güçler (Komünizm, Kapitalizm, Sosyalizm, Muhafazakâr ve Liberal ideolojiler),

• Milliyetçilik eğilimleri,

• Devlet eliyle isletmecilik eğilimleri,

• Devlet etkisi ve kontrolü,

• Devletin ya da hükümetin istikrarlılığı,

• Tarihe dayanan politik çatışma ve düşmanlıklar,

• Uluslararası örgütlerin etkisi,

• Ülkelerin savunma politikaları,

• Ülkelerin dış politikaları,

• Çokuluslu girişimler ve siyaset,

• Siyasal olumsuzluklar ve

• Terörizm

Mert Bayat bu ilişkileri gayet güzel bir biçimde ve açıklayıcı olarak kaydettiğini söyleyebiliriz. Ancak iki unsuru atlamış durumda olduğu kanaatindeyim. Bunlar:

• Lobi ve Diaspora

• Liderlik ve liderin toplumun tüm unsularınca kabullenilmişliği

Bölüm 4. 2: Ekonomi
Ekonomik güç, “Bir devletin sahip olduğu yer altı ve yer üstü kaynakları, her türlü mal ve hizmet üretim yeteneği, ulaşım ve iletişim alt yapısı, üretici insan kapasitesi, ekonomik sistemi ve kurumları, uluslararası ekonomik ilişkileri, ulusal ve uluslararası ekonomik politikalarının oluşturduğu verimdir.” şeklinde tanımlanabilir. Eski Genelkurmay Başkanlarından Hilmi Özkök ekonomik güç konusunda şunları ifade etmektedir;

Ekonomik güç son dönemde milli güç unsurları içinde en fazla öne çıkan unsur haline gelmiştir. Daha da önemlisi, günümüzde artık “güvenlik” ve “ekonomik gelişmişlik” birbiriyle çok yakından ilişkili iki kavram olarak kabul edilmektedir. Günümüzde küresel aktör adayı olarak ön plana çıkan ülkeleri incelediğimizde, bu ülkelerin genelde kalabalık bir nüfus yapısıyla birlikte, güçlü bir ekonomiye veya gelecekte parlak bir ekonomik potansiyele sahip olduklarını görüyoruz. Çin’in, Hindistan’ın ve Brezilya’nın yeni küresel aktörler olarak takdim edilmesinde bu ülkelerin kalabalık nüfuslarının yanında, parlak bir ekonomik geleceğe sahip olmalarının da rolü büyüktür.[22]
Ekonomik güç; toplam ve kişi başına düsen GSMH, büyüme hızı, enflâsyon, gelir dağılımı, malî istikrar, ekonomik gelişmişlik sıralaması, dış güvenilirlik notu ve ithalât / ihracat hacmi gibi parametrelerle ölçülmektedir.

Dünyanın büyük 20 ekonomisinden biri olan Türkiye, dönemsel dar boğazlara rağmen dünyanın gelinen ve büyüyen 10 ekonomisinden birisi konumundadır. Bugünlerde 300 Milyar dolar dolayında olan GSMH’nın, 2023 yılında 1.900 Milyar dolara ulaşması hedeflenmiş bulunmaktadır.”[23]

Bölüm 4. 3: Askeriye – Güvenlik
Askerî gücün aslî görevi, ülkeyi iç ve dış tehdide karşı korumak ve kollamak, bu maksatla barışta ve gerginlikte düşmanı - ki bu bir devlet olabileceği gibi bir terör örgütü de olabilir - caydırmak, savaşta ise düşmanın harbe devam azim ve iradesini kırmaktır.

Eğer çevre ülkelerde demokrasi gelişmemiş ve istikrarsızlık söz konusu ise veya ülkenin stratejik konumu önemli ise, kuvvetli bir askerî güce sahip olmak kaçınılmazdır. Barışı korumanın en etkin yolu kuvvetli bir askerî güç oluşturmaktan geçmektedir.

Bir ülkenin ulusal hedefleri ve topyekûn imkân ve kabiliyeti, stratejik veya taktik düzeyde bir askerî gücün gerekliliğini dikte ettirir. Küresel egemenliği hedefleyen devletler stratejik bir askerî güce gereksinim duyarken, bölgesel egemenliği amaçlayan devletler taktik düzeydeki bir askerî güç ile yetinirler. Stratejik ve taktik askerî güçler, birbirlerinden kuvvetlerin büyüklüğü, menzil ve tahrip gücü yönünden ayrılırlar. Örneğin stratejik askerî güçler; uçak gemisi, uzay sistemleri, uzun menzilli balistik füzeler ve füze savunma sistemleri, uzun menzilli modern tanklar, büyük tonajlı harp gemileri, nükleer denizaltılar ve kıtalar arası operasyon timlerine ihtiyaç duyarken taktik çaptaki askerî güçler bu zorunluluğu hissetmezler.

Terörizm konusundaki son gelişmeler, düzenli orduların terörle mücadelesinde, literatüre “asimetrik savaş” olarak giren ayrı bir mücadele tipini gündeme getirmiştir. Plânlama, uygulama, kullanılan yöntem ve silâhlar açısından klâsik savaştan ayrılan bu mücadele tipi, askerî gücün farklı bir yapılanma ve özellikle eğitimini gerekli kılmaktadır.

Askerî gücün değerlendirilmesinde; ana silâh sistemleri yanında, toplam personel miktarı, eğitim düzeyi, gece harekât kabiliyeti, beka kabiliyeti, kitle imha silâhları, dışa bağımlılık, ulusal savunma sanayi ve seferberlik sistemi gibi kriterler irdelenmektedir.

Günümüzde askeri güç, uluslararası ilişkilerde hala belirleyici bir rol oynamakta, güvenlik kaygısı da dış politikanın temel konularının başında yer almaktadır. Bu durum, Türkiye için daha çok geçerlidir. NATO'nun değerlendirmelerine göre, Avrupa'nın çevresindeki 16 bunalım noktasından 13'ü Türkiye'yi doğrudan ilgilendirmektedir. Türkiye, sınır uyuşmazlıklarının, aşırı ulusçuluk ve kökten dincilik akımlarının, etnik çatışmaların, terörizm, kitle imha silahlarının yayılması, her türlü kaçakçılık gibi sorunların varlığını sürdürdüğü bölgelerin kavsak noktasında yer almakta ve savunmasını buna göre planlamaktadır.[24]

Bölüm 4. 4: Nüfus (Demografi)
Ulusal gücü oluşturan alt yapı taşlarından birisi de ülke nüfusudur. Demografik güç analiz edilirken;

(1) Toplam nüfus, yas grupları, nüfus artış veya azalış oranlarının incelendiği nüfus yapısı,

(2) Nüfus dağılım oranları,

(3) Eğitim - öğretim düzeyi,

(4) Yetişmiş insan gücü gibi hususlar değerlendirilmektedir.

“Dünya üzerinde nüfusu 50.000.000'dan daha az hiçbir devlet, büyük devlet statüsünü kazanamamıştır. Türkiye 67 milyonluk nüfusu ile 16. Sırada yer almaktadır. Diğer taraftan, genç nüfus ortalamasının yüksekliği de devletler için önemli bir avantaj olmaktadır. Türkiye’de bu oran % 43 iken, örneğin AB ülkelerinde % 17 gibi çok küçük boyutlardadır.” [25]“Özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra, tıp alanındaki gelişmeler, özellikle de antibiyotik ilaçların keşfi, ölüm oranlarını azaltmış, bu da doğurganlığın yüksek olduğu ülkelerde net nüfus artışlarına yol açmıştır. Bu artısın görüldüğü ülkelerin başında Türkiye geliyor. Türkiye’nin nüfusu, son yarım yüzyılda adeta katlamalı olarak büyümüştür.”

Ülke nüfusunun artış oranı da, ülkelerin bugünü ve geleceği için önem taşımaktadır. Ülkemizin nüfus artış oranı % 1,48 ile % 1,1 olan dünya ortalamasının biraz üzerinde97 ve bölgeler arası denge yönünden sorunlu ise de, yine de önemli bir avantajı beraberinde getirmektedir. Buna karşılık, örneğin önümüzdeki 50 yıl içinde AB ülkeleri ve Rusya Federasyonu nüfuslarındaki azalmalar, bu ülkeler için büyük bir risk oluşturmaktadır.

Bölüm 4. 5: Coğrafya
Coğrafî güç; demografik güç ile birlikte ulusal gücü oluşturan temel öğe konumundadır. Devletler için coğrafya, devletin vücut bulduğu toprak parçasıdır. Bir ülkenin dünya üzerindeki yeri, yüz ölçümü, coğrafî yapısı, yaşanabilir ve tarıma elverişli toprak oranları, iklim kuşağı ve nihayet stratejik konumu coğrafî güç unsurunun, ulusal güce katkısını belirleyen niteliklerdir.

Bölüm 4. 6: Psikososyal ve Kültür
Ulusal güç açısından demografik ve askerî güçleri en çok etkileyen psikososyal ve kültürel güç unsuru, ulusu oluşturan insanların;

(1) Birlikte yaşama arzusu,

(2) Din, dil, tarih birliği,

(3) Ulusal moral değerleri ve gelenekleri,

(4) Etnik çeşitliliği gibi faktörler göz önüne alınarak değerlendirilmektedir.

Ülke insanlarının vatan sevgileri, kahramanlıkları, vatan uğruna şehit olma inanışları, çalışkan ve dürüst kişilikleri, bu gücü doğrudan etkileyen faktörlerdir. Burada “ulusal moral” deyimi, bir ulusun, kendi hükümetinin dış politikasını barışta ve savaşta desteklemekte gösterdiği kararlılık derecesi[26] anlamında kullanılmaktadır.

Bölüm 4. 7: Bilim ve Teknoloji
Bilgi ve teknoloji önemli bir kuvvet çarpanı ve insan, malzeme ve finanstan daha önemli bir stratejik kaynak olarak değerlendirilmektedir.[27] David Gombert, geleneksel yaşam tarzı ve büyüklüğü ne olursa olsun, Bilgi Teknolojisini yaratma ve kullanma yarısına katılmadan, hiçbir ülkenin bilgi ile güç arasındaki ilişkiden dolayı modern bir güç geliştiremeyeceğini savunmaktadır.[28]

Konrad Seitz’e göre, gelecekte dünyaya Rusya gibi geniş topraklara ve büyük kaynaklara sahip uluslar değil, Japonya gibi bilgi ve teknoloji üreten uluslar hâkim olacaktır. Ülkelerin güç sıralamasını asker veya silah sayısı değil, bilgi ve teknoloji gücü belirleyecektir. Askeri güç de bilgi ve uzay teknolojilerinin bir fonksiyonu olacaktır.

Konrad Seitz çok isabetli bir tespitte bulunduğunu söylemesek dahi, bilim ve teknolojinin önemi adına sözü makaleye dâhil etmeyi uygun bulduk. Bilim, kültür ve ekonominin gelişimi ve gelecek yıllara taşınabilmesi adına zaruri bir etkendir. İhmali felaketlere yol açabilir. İbn Sina’nın dediği üzere; “ilim ilgi görmediği yerden kaçar, gider.”



[1] Murat Ali Bulupçu, “Sürdürülebilir Kalkınma Politikasına Yönelik Gelişmeler”, ş Ticaret
Dergisi, Sayı 20, 20 Ocak 2001, s.8
[2] Niccolò di Bernado dei Machiavelli (Makyavel olarak da bilinir) (3 Mayıs 1469  21 Haziran 1527) Tarih ve politika biliminin kurucusu sayılan Floransalı düşünür, devlet adamı, askeri stratejist, şair, oyun yazarı. İtalyan Rönesans hareketinin en önemli figürlerindendir. En ünlü eseri Prens'te, politik yazının tarihinde ilk kez iktidarın alınışı ve korunması gibi bir sorunu dinsel ya da ahlaki kaygıları dikkate almaksızın kendinde bir amaç olarak inceledi. Tüm yaşamı boyunca İtalya'nın birliği ideali için mücadele verdi. Fikirleri politik yazında olduğu gibi yaygın düşünüşte de giderek büsbütün olumsuz ve ilkesiz bir politik hırsın anlatımı olarak görüldü, "Makyavelizm" terimi bir düşünce sisteminden çok "amaç için her yolu mübah gören" politikacının tutumunu anlatan suçlayıcı bir sıfat haline geldi. Yine de Diderot, Rousseau, Fichte veHegel gibi büyük düşünürler Machiavelli düşüncesinin olumlu yönünü açığa çıkarmaya çalıştılar. Hegel'e göre "Machiavelli'nin gayesi, yani İtalya’nın bir devlet mertebesine çıkarılması, bu yazarın eserinde tiranlığın haklı gösterilmesinden ve muhteris bir despot için imal edilmiş altın yıldızlı bir aynadan başka bir şey görmeyen bütün görme özürlülerce anlaşılamadan kalmıştır." Hegel O'nun yöntemini şöyle özetler:"kangren olmuş uzuvlar lavanta suyuyla iyileştirilemez." İtalyan komünist filozof Antonio Gramsci ise O'nu "erken gelmiş Jakoben" olarak tanımlar. Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Machiavel
[3] Beril Dedeoğlu, Uluslararası Güvenlik ve Strateji, İstanbul: Derin Yayınları, 2003, s.28.
[4] Majino Hattı (Fransızca: "Liğne Maginot") Fransa'nın tüm kuzey ve doğu sınırlarını kapsayan hatta son kısmı da Korsika'da inşa edilmesi planlanmış savunma hattıdır. I. Dünya Savaşı'nın ardından Fransa'nın tekrar işgalini önlemek üzere bu savunma hattının inşasına başlanmıştır. I. Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde Savaş Bakanlığı Müsteşarı olan ve savaşa er olarak katılan Fransız devlet adamı Andrè Maginot'un ısrarla savunduğu ve sonunda uygulamaya konulmasını sağladığı devasa bir savunma hattıdır. Fakat tam anlamıyla asla bitirilememiştir. Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/MajinoiHatt%C4%B1
[5] İlhan F.Akın, Devlet Doktrinleri, İstanbul: Bahar Yayınları, 1945, s.18.
[6] Aristoteles (Yunanca: Ἀριστοτέλης Aristotelēs; Eski Yunanca /aristoˈtelɛːs/; Yeni Yunanca /ˌaris̩toˈteʎis̩/) (M.Ö. 384  7 Mart M.Ö. 322)Antik Yunan filozof. Platon ile Batı düşüncesinin en önemli iki filozofundan biri sayılır. Fizik, astronomi, ilk felsefe, zooloji, mantık, politika ve biyoloji gibi konularda pek çok eser vermiştir. Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Aristoteles
[7] İlhan F.Akın, Devlet Doktrinleri, İstanbul: Bahar Yayınları, 1945, s.18.
[8] Thomas Aquinas (Aquina'lı Thomas) (İtalyanca: Tommaso d'Aquino). 1225-1274 yılları arasında yaşamış olan, ünlü Hıristiyan filozof. Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/AquinoluiThomas
[9] İlhan F.Akın, Devlet Doktrinleri, İstanbul: Bahar Yayınları, 1945, s.58.
[10] İlhan F.Akın, Devlet Doktrinleri, İstanbul: Bahar Yayınları, 1945, s.58.
[11] Jean-Jacques Rousseau (Cenevre 28 Haziran 1712 - Ermenonville, Val-d'Oise 2 Temmuz 1778) Fransız yazar, düşünür, filozof, politika ve müzik teorisyeni.
[12] Jean-Jacques Rousseau, Toplum Sözleşmesi, İstanbul: Adam Yayınları, 1993, s.25.
[13] Süreyya Yüksel, Milli Strateji Semineri, Ankara : Milli Güvenlik Akademisi Yayınları, 1968,, s.6.
[14] Mert Bayat, Milli Güç ve Devlet, İstanbul: Belge Yayınları, 1986, s.41
[15] Yeni Safak Gazetesi , “Milli Güvenlik Kurulu Yazı Dizisi” ,
http://www.yenisafak.com/diziler/mgk/mgk5.html, (03 Mart 2005).
[16] http://www.globalsecurity.org/intell/world/russia/psb.htm, (18 Mart 2005)
[17] Bkz. Clausewitz’in savaş tanımı
[18] Churcill’e atfedilen, “people are equal but some them are more equal” sözüne bir naziredir.
[19] Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği İnternet Sitesi, http://www.mgk.gov.tr/sss.html , (22 Mart
2006)
[20] Mert Bayat, Milli Güç ve Devlet, İstanbul: Belge Yayınları, 1986, s.28
[21] Mert Bayat, Milli Güç ve Devlet, İstanbul: Belge Yayınları, 1986, s.29-30
[22] Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün Harp Akademileri Komutanlığında düzenlenen “Yıllık
Değerlendirme Toplantısı” açılış konuşması, İstanbul: 28 Nisan 2005
[23] Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Ankara, 2000, s.16.
[24] 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER’ in Harp Akademileri Konferansında Yaptığı Konuşma,
İstanbul: 12 Mart 2001.
[25] Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Türkiye’nin Üyeliğinin AB’ye Muhtemel Etkileri konulu raporu, Kasım 2004, s.12.
[26] Mehmet Gönlübol, Uluslar araşı Politika, İlkeler-Kavramlar-Kurumlar, Ankara: Ankara Üniversitesi
Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1985, s.109.
[27] M. Ehsan Ahrari, “Chinese Prove to Be Attentive Students of Information Warfare,” Jane’s Intelligence Review 9, no. 10 (Ekim 1997):471.
[28] Konrad Seitz, New World Politics, Boston: Harper’s Boks, 1995

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme