19 Aralık 2013 Perşembe

Rusya'nın Putin'inden Putin'in Rusyası'na: Bağımsız Devletler Topluluğu

Yakın çevre politikasının kurumsal hale dönüştürülmüş hali olan BDT bilindiği gibi ilk olarak Slav özlü bir yapı arz etmiştir. Slav milliyetçisi Soljenitsin’in tarafından ilk olarak 1970’li yıllar da “Sovyet liderine mektuplar” adlı kitapta oluşturulan bu düşünce; imparatorluk yükünün ağırlığını vurgulayarak, evrensel ülkülerin (komünizm) Rus insanını ahlaki çöküntüye sürüklediğini söylemiştir. Bu nedenle komünist imparatorluktan vazgeçilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.[1]

Aleksandr İsayeviç Soljenitsin
Ayrıca Soljenitsin, 1990’lı yıllarda yayınlanan “Rusya Nasıl Kurtulur” teziyle Rus siyasi hayatını ciddi bir şekilde etkilemiştir. Bu tezinde Soljenitsin “komünizmin sonunu haber veren saat vuruşlarını tamamladı. Ama betondan yapı henüz yıkılmadı. Molozların altında kalacağımıza özgürlüğe kaçmalıyız” diyordu.[2] Böylece daha önce değindiğimiz Slav kimliği yeniden harekete geçirilmeye çalışılıyor ve SSCB dönemindeki imparatorluk yapısı içindeki proletarya kardeşliği söyleminin yerini Rus ulusal kimliğin ırksal birleştirici unsuru olan Slav kimliği ön plana çıkarılmaya çalışıyordu. Bu bağlamda Soljenitsin gelecek milli kimlik oluşumunun Slavik öz içindeki gelişmelerde yattığını ileri sürmekteydi. [3]

Bu düşünceyi hayata geçirmek için ilk adımı atan kişi Yeltsin olmuştur. Böylece 8 Aralık 1991’de Sovyetler Birliği’nin üç Slav cumhuriyeti Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Beyaz Rusya liderleri Beyaz Rusya’da bir araya gelerek SSCB’nin resmen dağıldığını ve bunun yerini alacak yeni birliğin “Bağımsız Devletler Topluluğu”nun (BDT) kurulduğunu açıklamışlardır. Ancak Sovyetleri kuran Slav unsurlar imparatorluğu yıkan bu adımı attıklarında diğer eski Sovyet ülkelerinin bu birliğe katılacaklarından emindiler. Nitekim çok geçmeden yanılmadıklarını gördüler.[4]

21 Aralık 1991‘de egemenliğini yeni kazanan 11 Cumhuriyetin (Azerbaycan, Ermenistan, Beyaz Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Moldova, Rusya Federasyonu, Tacikistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Ukrayna) devlet başkanları tarafından, BDT’nin amaç ve prensiplerini belirleyen Almatı Deklarasyonu hazırlanmıştır. BDT üyeliğine Aralık 1993’de imzasını atan Gürcistan topluluğa son katılan üye olmuştur.[5] Böylece kurucu üyeler bu anlaşma ile resmen Sovyetler Birliği’nin iç ve dış sorumluluklarını kabul ettiklerini ve eski imparatorluğun mirasçısı olduklarını tasdik etmiştir. Bu durumun sonucu olarak eski Sovyet imparatorluğu yerine 12 bağımsız devletten oluşan yeni bir uluslararası kuruluş ortaya çıkmıştır.[6]

Bilindiği gibi Sovyetler Birliğinin dağılması üzerine bağımsızlıklarını kazanan ülkelerde eski Sovyet kurumlarını tasfiyesi ve ulusal egemenliğe dayalı yeni bir devlet inşası doğrultusunda zorlu bir süreç başladı. Tüm eski Sovyet Cumhuriyetleri arasında bağımsızlıkla beraber benzer nitelikli sorunlarla karşılaştılar. Bunlardan en çarpıcı olanı ise Sovyet coğrafyasında patlak veren “Matroska milliyetçiliği” oldu. Bir Rus Matroska kuklasının içinden daha küçük kuklaların çıkması gibi yeni bağımsız devletlerin içinden alt birimler, bağımsızlık talebiyle ortaya çıktılar: Moldovya’da Trans-Dinyester sorunu, Gürcistan’da Abhazya ve Güney Osetya sorunu, Ukrayna ‘da Kırım sorunu, Rusya’da Çeçenistan sorunu, Azerbaycan ile Ermenistan arasında Dağlık Karabağ sorunu yeni bağımsız cumhuriyetlerde siyasi istikrarı bozdu.[7]

BDT’nin kurulmasıyla birlikte, yeni bağımsız devletlerin bu yeni oluşuma karşı yaklaşımları da farklılık gösterdi. Ukrayna devlet başkanı Krauçuk ve Rusya devlet başkanı Yeltsin öncülüklerini yaptıkları iki farklı temel bakış açısı ortaya çıktı. Ukrayna başta olmak üzere tam egemenlik taraftarı ülkeler, topluluğu kesin ayrışım için geçici “medeni boşanma” kurumu olarak değerlendirirken; Rusya Federasyonu ve Orta Asya ülkeleri ise, topluluğu kalıcı bir şekilde, eskisini ikame eden bir birleşme sekli olarak benimsediler. BDT bir guruba göre ise tamamen, ayrılık anlamına geliyordu.[8]

Tam egemenlik yanlısı ülkeler, (Ukrayna, Azerbaycan, Gürcistan, Moldova ve Türkmenistan) baştan itibaren ekonomik işbirliğini desteklemekle birlikte, BDT’nin kurumsallaşmasına temkinli yaklaşarak topluluğun tavsiye ve istişare niteliğinde olmasını savundular. Bu ülkeler geleceklerini, BDT’nin değil kendi egemenliklerinin güçlendirilmesi ve Rusya’ya olan bağımlılıklarının zayıflatılmasıyla ilişkilendiriyorlardı.[9]

BDT çatısı altında sıkı siyasi işbirliğini destekleyenlerin savunduğu argümanların başında, köklü tarihi birliktelik, 70 yıllık Komünist idare nedeniyle olmuş ve giderilmesi güç olan ekonomik, askeri siyasi ve kültürel sahalardaki iç içe geçmişlik ve karşılıklı bağımlılık geliyordu. Eski birlik özlemi içindeki Rus politikacıları “BDT’yi bin yıllık Rus tarihinin yüklediği sorumluluk olarak algılıyordu. Bu politikacılar, savunma, enerji ve Rus nüfusu açısından başta Orta Asya Cumhuriyetleri olmak üzere tüm eski Sovyet cumhuriyetlerinin Rusya’ya muhtaç olduğunu, bu nedenle BDT’nin tüm eski birlik cumhuriyetleri açısından vazgeçilmezliğini ileri sürüyorlardı.[10]

Yukarıda bahsettiğimiz iki farklı bakış açısından dolayı Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) başlıca iki dış siyaset eğilimine (Batıcılık ve Rus severlik/Slav severlik) göre ikiye bölündü. BDT’ deki bu iki akımın içinde dış siyaset eğilimi de kendi içinde “pragmatik” ve “radikal” kamplar olarak ikiye ayrılır. BDT devletlerinin çok büyük bir çoğunluğu iki ayrı pragmatik kamp (pragmatik Batıcılar ve pragmatik Rus severler/Slav severler) içindedir. Sadece Belarus eski SSCB’nin tekrar canlandırılmasında ilk adım olarak Rusya-Belarus birliğini savunan ve Radikal Rus sever bir birlik fikrine sahiptir.

12 BDT devleti pragmatik Batıcılar ve pragmatik Rus severler/Slav severler içinde eşit olarak dağılmış durumdadır.[11] GUUAM’ın beş üyesi tarafsız Türkmenistan’la birlikte pragmatik Batıcı kampın içindedir. Bu devletten üçü Gürcistan, Azerbaycan ve Moldova 1992 yılında üç Baltık ülkesinin yaptığı şekilde radikal Batıcı yönelime sahip bir milliyetçi liderlikle bağımsız devlet hayatına başladılar. Her üç durumda da bu eğilim etnik ihtilaflarla ve ayrılıkçı zümreler üzerinde merkezi kontrolün kaybedilmesiyle, Gürcistan’ın Rus üslerini kabul etmesi ve Azerbaycan’la beraber BDT’ye katılmasıyla başarısızlığa uğradı. 1993–94 yıllarında milliyetçiler yerlerini her üç devlette de pragmatik Batıcılara terk ettiler.[12]

Bilindiği gibi SSCB’nin dağılmasından sonra Rusya, (düşmekte olan süper güç) SSCB’nin hukuki pozisyonlarını izledi. SSCB’nin BM’deki, BM Güvenlik Konseyindeki ve diğer uluslararası organizasyonlardaki yerini üstlendi. Ancak Rusya daha önceki 14 Birlik Cumhuriyetinin kaybını büyük bir ölçek küçültmesi olarak görüyor ve bu durumu “Bağımsız Devletler Topluluğunu” kurarak dengelemeyi planlıyordu. Fakat bu çabaların sonucunda ortaya bağımsız devletlerden kurulu dağınık bir devletler topluluğu çıktı ve bu topluluk hem halklar hukuku kimliğine hem de sözleşme yetisine sahip uluslararası bir organizasyonun kalitesinden yoksundu. Zaten 1996 yılına kadar zayıf bir birlik olarak değerlendiriliyordu.

1996 yılında ise daha önce bahsettiğimiz kimliksel algılamalardaki değişim nedeniyle Rus dış politikasında “uzak” ve “yakın” ülkeler birbirinden ayrı tutulmaya başlandı.[13]

Rusya’nın “yakın çevre” politikasına desteğin az olması ise Rusya’nın amaca ulaşırken yöntem değiştirmesine sebep olmuştur. Çünkü AB tarzı entegrasyonu ilk önce gönüllülük esasına göre kurmak isteyen Rusya beklediğini elde edemeyince zora başvurmuştur. Bu zor kullanma politikasını dışarıdaki etnik varlığını kullanarak, iç darbeler düzenleyerek veya blöf yaparak gerçekleştirmiştir. Böylece tek taraflı nükleer güç kullanmaya dayalı tehditlerle dolu yeni bir askeri doktrin geliştirmiş ve kendisinden ayrılan bölgeleri evinin “arka bahçesi” olarak görmüş ve göstermeye çalışmıştır.[14]

Rusya, BDT’yi oluşturan cumhuriyetleri SSCB döneminde olduğu gibi yönetme eğilimine girerek BDT’ye girmeyi kabul etmeyen ve Rusya’dan bağımsız bir politika izlemeye çalışan bazı cumhuriyetlerde birtakım yapay problemler çıkartarak, bu cumhuriyetleri de BDT’ye girmeye zorlamıştır. Bu anlamda en başta Moldovya, Ukrayna, Gürcistan ve Azerbaycan içindeki belli etnik grupları tahrik etmiş ve daha sonrada bunların çözümü için kurtarıcı rolünü üstlenmiştir. Başka bir deyişle bu ülkeleri Rusya’nın yardımına muhtaç hale getirmiştir.[15]

Aralık 1996’da, BDT beş yıllık süreci doldurmuş ve bu beş yıllık süreç içerisinde eski Sovyet devletlerinin gerçek entegrasyona ilgi duymadıkları gözlenmiştir. Çünkü bu döneme devletlerin kazanılan bağımsızlıklarını pekiştirme çabaları, BDT ülkeleriyle işbirliği yapmaktan daha önemli rol oynamıştır. Ancak daha önce bahsettiğimiz nedenlerden dolayı Rusya Federasyonu’ndaki kimlik kırılması üzerine 1996 seçimleri sonrası Boris Yeltsin, reformistleri tasfiye edip kabinesine Avrasyacı bir ekibi alınca dış politikadaki en önemli yönelimi olan “yakın çevre”nin kurumsallaşmış kanadı olan BDT’ye çok büyük bir önem verildi. Bu bağlamda topluluğun Ocak 1996’da yapılan toplantısında, Moskova’nın ekonomik siyasal ve askeri çıkarlarına hizmet eden kararlar alındı.

- Anlaşmazlıklarda ve teröre karşı sıkı işbirliği

- BDT içişleri bakanları konseyinin kurulması

- BDT’nin Moskova eksenli ortak bir askeri strateji takip etmesi

- Rus Barış Gücü süresinin uzatılması (diğer ülkelerdeki Rus askeri birliklerinin)

- Ortak bir ekonomik pazarın kurulması

BDT her ne kadar Baltıklar dışındaki eski Sovyet Cumhuriyetleri tarafından oluşturulmuşsa da topluluğun kurulmasında ve bir kimlik kazanmasında Rusya başat rol üstlenmiştir. SSCB’de baskın güç olan Rusya bu rolünü bu kurumda da devam ettirmiştir. Rusya’nın BDT ile ilgili çabalarının sebepleri ise aşikârdır. Çünkü eski Sovyet Cumhuriyetleri daha gevsek bağlarla bu topluluk içerisinde yer alsalar da BDT, Rusya’nın

Yakın Çevresindeki hegemonyasını sürdürmesi için önemli bir araçtır.[16] Öte yandan birçoğuna göre Sovyetler Birliğinin dağılması aşamasında oluşturulan BDT, Sovyetler Birliği’nde daha az merkezi fakat onun devamı olarak Rusya merkezli askeri ve ekonomik birliği sürdüren ve değişen dünya şartları altında hayatta kalabilecek olan yeni bir imparatorluktu.

Coğrafi bakımdan BDT, Rus dış politikasının yumuşak karnı durumundadır. BDT topraklarında Rusya’nın hayati önem taşıyan stratejik çıkarları mevcuttur. Rusya ilk olarak BDT kapsamında siyasi ve askeri düzeyde birliğe üye devletlerle yakınlaşmayı amaçladığını vurgulamaktadır. Ancak bu yakınlaşmanın ekonomik işbirliği olması halinde daha hızlı gerçekleşeceği belirtilmektedir. Ekonomik değil de askeri ve siyasi tercihlere öncelik verilmesinden dolayı BDT’ye üye olan devletlerin çoğunluğu bu yakınlaşmayı belirli ölçüye kadar desteklemişlerdir.[17]

Topluluk, o zaman bile ekonomi temelinde yeni bir yapılanmaya dönüşmesi gerekliliğini ortaya çıkartmış, aksi takdirde topluluğun dağılması dile getirilmiştir. Bu duruma ilişkin olarak Ekim 1997 Kisinev liderler zirvesinde, katılımcıların BDT sorunlarını tartışma yerine, aralarındaki hesaplaşmalarla meşgul olmaları topluluk sorunlarının ciddi boyuta ulaştığını göstermiş ve 29 Nisan 1998 Moskova’da toplanan BDT liderler zirvesi, topluluğun tekrardan dağılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu bir daha göstermiştir. BDT’nin yapılandırmasına ilişkin gerçekçi herhangi bir reform kabul edilmemiştir. Hatta zirve bitiminde ortak bildiri yayınlanmamıştır. Bölgede Rusya hala askeri ve ekonomik tek egemen güçtür. Yakın zamanda başka bir bölgesel gücün dogmasına imkân yoktur. Bölgesel bir çatışma çıktığında, bölge ülkeleri -ilk anda- batı devletleri ve uluslararası örgütlerin yardımını almaz. BDT devletleri içinde veya aralarında çıkacak ayrılıkçı hareketler ve etnik çatışmalar, bu devletlerin varlığını tehlikeye atabilir. Çoğu devletlerin uluslararası ulaşımı ve iletişimi (özellikle petrol ve doğalgaz boru hatları) Rusya’nın etkisi altındadır. SSCB dönemindeki ekonomik isler yapısında dağılmasından sonra bu ülkelerde yatırımlar ve yaşam seviyesi dramatik bir şekilde düşmüştür. Yani özetle SSCB’nin dağılması sonrasında oluşan bağımsız birimlerde çok sayıda askeri, politik, etnik – dinsel, ekolojik ve insani problemler doğmuştur.[18]

BDT içinde çok taraflı tam bir bütünleşme süreci başarısız olmuştur. BDT, politika üzerinde önemli etkisi olmayan bir örgütsel yapıdan öte bir yapı değildir. BDT, bölgede ciddi bütünleşme gayretlerinin başarısızlığını gizlemekten başka bir işlevi olmayan bir tefekkürdür.

Mesela Aralık 1998’de Rus Parlamentosunun en üst kanadı olan Rusya Federasyonu Konseyinin başkanı, “BDT bu haliyle mevcut değildir sadece bir görüntüdür” demiştir. Rusya buna rağmen BDT’ye üye ülkelerin uluslararası ve dış güvenliği ile ilgili kararları müştereken almada bu kurumu bir forum olarak kullanmaya devam edecektir. Mali ve ekonomik konular, artan bir şekilde iki taraflı veya çok taraflı olarak ele alınacaktır.[19]

Rusya, başlangıçta hırslı BDT politikasını takip etmek için kısıtlı imkânlara sahip olduğunu ve BDT üyelerinin çoğunun farklı menfaatlerinin bulunduğunu, sonunda fark etmiştir. “…Sovyet sonrası bölgeye tekrar birleştirme fikrinden Rus liderliğinin gittikçe uzaklaştığı hakkında gittikçe artan belirtiler vardır… Büyük hedeflerden bu sıralarda vazgeçilmiştir.” 1998’den sonra Rusya bütünleştirici gayretlerini BDT içinde çok taraflı seviyeden iki taraflı veya seçilmiş ülkeler arasında çok taraflı seviyeye doğru yöneltmektedir.[20]

Bağımsız Devletler Topluluğunun (BDT) kuruluş aşaması, Rusya ve BDT birinci başkanı Yeltsin’in siyasi arenadan çekilmesi ile tamamlanmıştır. Bu geçiş aşamasının temel özelliği Rusya’nın tüm çabalarına rağmen BDT üzerinde mutlak etkinlik sağlayamamış olmasıdır.[21] BDT’nin ikinci dönemi ise Putin’in Rusya devlet başkanlığını üstlenmesi ile başladığı söylenebilir. Zaten yeni bir döneme geçildiğinin en belirgin kanıtı olarak, Yeltsin’in istifasından hemen sonra yapılan BDT başkanlar toplantısını göstermek mümkündür.[22] Çünkü 2000 yılında Moskova’da gerçekleşen BDT zirvesi, BDT üyesi olan ülkelerin başkanlarının Kremlin’in gelecekteki sahibi ile görüştüklerine inandıkları bir ortamda gerçekleşti. Hem Rusya hem de BDT üyesi diğer devletler için bu zirve ortak faaliyetlerin yürütülmesi için zemin hazırlayarak uzun zamandır ilk defa ekonomik entegrasyonun başlayacağı ümidini vermiştir. Bu çerçevede BDT ülkeleri, yeni Rusya yönetiminin ekonomik gücüne dayanan ekonomi entegrasyonunun başlamasını kabul ettiler.[23]


Bağımsız Devletler Topluluğu Simgesi[24]

BDT’nin hukuki yapısına baktığımızda ise birliğin bir devlet yapılanması (Federasyon, Konfederasyon v.b) olmadığını ayrıca devlet üstü yetkilerinde içerisinde barındırmadığını görmekteyiz. Zaten hukuk literatüründe, BDT’nin egemen devletlerin kendi istekleri üzerine bir araya gelip kurdukları bir siyasi ve hukuki birlik olduğu fikri ön plandadır. Bu tezin dayandığı gerekçe, birliğin bölgesel nitelikli olup, kuruluş belgelerinin uluslararası hukuk normlarını oluşturduğunu ve bu belgelerin paragraflaşmasının üye devletler tarafından özel prosedürle yerine getirilmesidir.[25] Zaten Moskova’da BDT’nin Birleşmiş Milletlerce Amerikan eyaletlerinin organizasyonuna benzer bir şekilde, “bölgesel organizasyonlar”, “bölgesel bir barış örgütü” olarak tanınmasını istemektedir. Ancak BDT’nin bölgesel bir örgüt olarak uluslararası platformda kabulü Rusya’nın bu örgüt üzerindeki hâkimiyeti dolayısıyla engellenmektedir. Çünkü Batılı devletler BDT’yi, Moskova’nın imparatorluk hedeflerine ulaşmak için gizli bir araç olarak görülmektedir.[26]

BDT kurumunun mevcudiyetini hukuki bir temele bağlamanın doğru olmadığı fikrini taşımaktayım. Çünkü gerek oluşum süreci gerekse sonraki aşamalar, BDT’nin Rusya’nın siyasal çıkarları için zorunlu bir birliktelik olduğunu gözler önüne sermektedir. Bu yapı BDT’nin AB tarzı hukuki bir birlikten ziyade siyasal bir birlik olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda sunu söyleyebiliriz ki BDT ifade edilmiş olduğu gibi Rusya’nın hayati çıkarlarına cevap vermekte ve Topluluk ülkeleriyle yapılan işbirliği onun dünyadaki ekonomik ve siyasal kurumlara katılmasında önemli katkı sağlamaktadır. BDT ayrıca Rusya’nın merkezden ayrılma isteğinde olan subjelere karşı duran önemli bir araçtır.[27]

BDT’nin kurulması, Yeltsin için bir çeşit nefes alma aracı oldu. Çünkü statü kaybından endişe eden Rusya BDT sayesinde Batı’nın gözünde kendini Sovyetler Birliği’nin güvenilir halefi olarak kabul ettirmeyi başardı. Öte yandan Rusya’da tepki görmekten çekinerek örgüt için başlangıçta ulus-üstü bir yapı görünümü vermek istemedi. Hâlbuki o dönemde Rusya ile birlikte, Beyaz Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan ve Ermenistan eski Sovyetler Birliği benzeri bir oluşuma da olumlu bakmaktaydılar. İlerleyen yıllarda ise Rusya Federasyonu lideri Yeltsin topluluğun AB benzeri konfederatif bir yapıda düzenlenmesini savunarak BDT’nin post-Sovyet yeni bir bütünleşme modeli olarak şekillenmesine öncülük ederek tutumunu değiştirdi. 2000’li yıllara gelindiğinde ise, Rusya eski Sovyet coğrafyasında başkanlığını “ sürdürme aracı olarak ulus-üstü bir bölgesel örgüte öncülük ederek BDT coğrafyasını kendine ait ayrı bir jeopolitik sahaya dönüştürmek istemektedir.[28] Bu bağlamda BDT’nin ilk başta askeri ve ekonomik alanlarda işbirliğini öngören ve bir anlamda Sovyetler Birliğinin yerini alacak bir birlik olarak düşünüldüğü söylenebilir. Ancak BDT’nin bu amacı gerçekleştirildiği söylenemez. Çünkü zamanla üye devletler tarafından BDT’nin farklı tanımlandığı veya farklı algılandığı görülmüştür.



[1] Fırat Purtaş, Rusya Federasyonu Ekseninde Bağımsız Devletler Topluluğu, Ankara: Platin Yayınları, 2005, s. 58
[2] Fırat Purtaş, Rusya Federasyonu Ekseninde Bağımsız Devletler Topluluğu, Ankara: Platin Yayınları, 2005, s. 58
[3] Fırat Purtaş, Rusya Federasyonu Ekseninde Bağımsız Devletler Topluluğu, Ankara: Platin Yayınları, 2005, s. 59
[4] İhsan Çomak(ed.), Rusya Stratejik Araştırmaları–1, İstanbul: Tasam Yayınları, 2006, s. 210
[5] Asem Nausabay Hekimoğlu, Rusya’nın Dış Politikası I, Ankara: Vadi Yayınları, 2007, s. 138
[6] İhsan Çomak(ed.), Rusya Stratejik Araştırmaları–1, İstanbul: Tasam Yayınları, 2006, s. 210
[7] Fırat Purtaş, Rusya Federasyonu Ekseninde Bağımsız Devletler Topluluğu, Ankara: Platin Yayınları, 2005, s. 82
[8] Fırat Purtaş, Rusya Federasyonu Ekseninde Bağımsız Devletler Topluluğu, Ankara: Platin Yayınları, 2005, s.84
[9] Fırat Purtaş, Rusya Federasyonu Ekseninde Bağımsız Devletler Topluluğu, Ankara: Platin Yayınları, 2005, s.85
[10] Fırat Purtaş, Rusya Federasyonu Ekseninde Bağımsız Devletler Topluluğu, Ankara: Platin Yayınları, 2005, s.87
[11] Yılmaz Tezkan (haz.), Kadim Komşumuz Rusya, İstanbul: Ülke Kitapları, 2001, s.94
[12] Yılmaz Tezkan (haz.), Kadim Komşumuz Rusya, İstanbul: Ülke Kitapları, 2001, s.95
[13] Wolfgang Seiffert, Vlademir V. Putin, İstanbul: Gendaş Kültür Yayınları, 2004, s.22
[14] Asem Nausabay Hekimoğlu, Rusya’nın Dış Politikası I, Ankara: Vadi Yayınları, 2007, s. 141–142
[15] Elhan Veliyev, SSCB Sonrası Türk-Siyasal ve Askeri İlişkileri (1992–2002 Dönemi), (Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2002), s. 36–37
[16] İhsan Çomak(ed.), Rusya Stratejik Araştırmaları–1, İstanbul: Tasam Yayınları, 2006, s. 210
[17] Asem Nausabay Hekimoğlu, Rusya’nın Dış Politikası I, Ankara: Vadi Yayınları, 2007, s. 140
[18] Asem Nausabay Hekimoğlu, “21. yüzyılın Basında BDT’nin Sorunları ve Geleceğe Yönelik Senaryolar,” Stratejik Analiz Dergisi (Ocak 2001), Sayı:9, s. 43
[19] Yılmaz Tezkan (haz.), Kadim Komşumuz Rusya, İstanbul: Ülke Kitapları, 2001, s. 76
[20] Yılmaz Tezkan (haz.), Kadim Komşumuz Rusya, İstanbul: Ülke Kitapları, 2001, s. 77
[21] Asem Nausabayev Hekimoğlu, “21. yüzyılın Basında BDT’nin Sorunları ve Geleceğe Yönelik Senaryolar,” Stratejik Analiz Dergisi (Ocak 2001), Sayı:9 s. 43
[22] Asem Nausabayev Hekimoğlu, “21. yüzyılın Basında BDT’nin Sorunları ve Geleceğe Yönelik Senaryolar,” Stratejik Analiz Dergisi (Ocak 2001), Sayı:9 s. 44
[23] Asem Nausabayev Hekimoğlu, “21. yüzyılın Basında BDT’nin Sorunları ve Geleceğe Yönelik Senaryolar,” Stratejik Analiz Dergisi (Ocak 2001), Sayı:9 s. 45
[24] http://turkkazak.com/site/wp-content/uploads/2011/03/BDT-%C3%BClkeleri-zirvesi.jpg (09.02.2011)
[25] Elhan Veliyev, SSCB Sonrası Türk-Siyasal ve Askeri İlişkileri (1992–2002 Dönemi), (Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2002), s. 23
[26] Mesut Hakkı Caşın, Rus imparatorluk Stratejisi, İstanbul: Okumuş Adam Yayınları, 2006, s. 244
[27] Elhan Veliyev, SSCB Sonrası Türk-Siyasal ve Askeri İlişkileri (1992–2002 Dönemi), (Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2002), s. 39
[28] Fırat Purtaş, Rusya Federasyonu Ekseninde Bağımsız Devletler Topluluğu, Ankara: Platin Yayınları, 2005, s. 85

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme