20 Aralık 2013 Cuma

Rusya'nın Putin'inden Putin'in Rusyası'na: Dışarıda Kalan Ruslar veya Rus Diasporası


File:Eglise notre dame de l assomption 7.jpg

Yakın Çevre’de yaşayan Rus ve Rusça konuşan azınlık sorunu bağımsızlık sonrası Rus siyasi yaşamının ve ulusal kimliğinin yeniden yapılanmasında rol oynayan faktörlerden birisi olmuştur. Bir başka ifadeyle, Rus Diasporası Rusya’nın ihtiyaç duyduğu ortak bir ”ulusal kimliğin” tesisinde, “Yakın Çevre”ye yönelik politikasında ve Rus nüfuzunun pekişmesinde önemli bir rol oynadı. Diaspora sorunu bir dış politika aracı olarak “iç”i etkileyebilmiş ve dolayısıyla Rusya’da iç ve dış politikanın şekillenmesinde etkili olmuştur.

Rus Diasporası ile Rus dış politikasının evrimi arasında doğrudan paralellikler bulunması tezimin ana argümanı olan kimlik/dış politika geçişkenliğine vurgu yapan önemli bir argümandır. Gerçekten de, Diaspora konusunda Rus siyasi yaşamındaki uzlaşma, Rus dış politikasının Batı’dan Doğu’ya yönelişinde en önemli etmen olmuştur.[1]



Rus ulusu nedir ve nasıl belirlenebilir? Bu ulus tanımı Rus dili ve onu konuşanlarla nasıl özdeşleştirilebilir? Bu çerçevede Rusya dışında yaşayan Ruslara ve Rusça konuşan toplulukları hangi çerçevede ele almalıyız? Sovyet zamanında olduğu gibi, ebeveynlerin Rus olması soyu belirleyen bir unsur mudur? Rusça konuşanlar kavramı kimi kapsıyor? Onların Ruslardan farkı ne? Bu tür soruları yanıtlayabilmek tezimizin bu kısımdaki ana hedefidir. Öncelikle su noktayı netleştirmek gerekiyor; Rusya’nın kendi içinde bile ulusal kimliği tanımlama sorunları bulunmaktadır; özellikle etnik ve yurttaşlık açılarından bu sorun daha çok ön plana çıkmaktadır. Bununla birlikte, bu tanımlama çabaları Rusya dışındaki Rus azınlıkları ile Rusça konuşan toplulukların haklarının tanımlanması için çok önemli bir rol oynamaktadır.[2]

Rusya’nın siyasi sürecine baktığımızda ilk dönem olarak niteleyebileceğimiz 1991– 1993 dönemine Reformistler damgasını vurmuş, böylece Rusya dışındaki Rusların, insan hakları bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini düşünmüşler ve çoğulcu yurttaş kimliğinin benimsenmesine çaba sarf etmişlerdir. Ulusal kimliğin anayasal temelde tanımlanmasını isteyen reformistler Rusya dışında yaşayan Rusları yasadıkları ülkelerin vatandaşları olarak görmüşlerdir.[3] Bu düşüncelerin temelinde ise Rusya Federasyonu’nun demokratik bir devlet olması ve emperyal geçmişinden arındırılması yatmaktadır.

“Atlantikçi zihniyetin yerini Avrasyacı zihniyete bırakması ile bu düşüncede de köklü bir kırılma yaşanmış ve Avrasyacı bakış Rus Diasporasına yeni bir perspektif kazandırmıştır. Avrasyacıların temel eleştirileri, Atlantikçilerin ulusal çıkarlara hizmet edecek bir politika üretemedikleri ve Rus Diasporasının sorunlarının hükümet tarafından dikkate alınmaması üzerinde yoğunlaşır. Dolayısıyla Avrasyacılar Rus Diasporası meselesini dış politika aracı haline getirerek gerçekte Rus siyasal yapısındaki konumlarını güçlendirmeye çalışmışlardır. Böylece “Emperyal Rus Milliyetçiliği”ni harekete geçiren Avrasyacılar Diasporayı, iç ve dış politikayı oluştururken önemli bir araç olarak görmüşlerdir.

Avrasyacıların Rus Diasporası bağlamındaki düşünceleri Dışişleri Bakanı Kozirev’in söylemlerindeki değişiklikle hedefine ulaşmıştır. Başlangıçta Rusya’nın spesifik olarak Diaspora sorununun olmadığını söyleyen Kozirev kısa bir süre sonra iç politikadaki baskılardan dolayı söylevini değiştirmiş ve “Rus azınlığın korunmasını dış politikada en önemli stratejik öncelik” olarak açıklamıştır.

Bu bağlamda dağılma sonrası eski Sovyet Cumhuriyetleri’nde yaşayan 25 milyon Rus ve 5 milyon Rusça konuşan halkın sınırların dışında kalması, Rus ulusal kimliğini şekillendiren ve ayrıca iç ve dış politikayı yönlendiren bir unsur olduğu söylenebilir. Rus Diasporası Rus ulusal kimliğini kurucu bir işlev görmektedir. Yakın Çevre Rusları, Rus milliyetçiliğinin temel referans noktası olarak önemlidir; Yakın Çevrede “anavatan” tarafından korunması gereken bir Rus unsurunun varlığı aslında Rusya Federasyonu’nda Rusluğu tanımlayıcı/kurucu bir boyut taşır. Rusya Federasyonunda siyasi elitler ve kamuoyunun üzerinde uzlaşıya vardığı belki de tek konu, Rus azınlık ve Rusça konuşan topluluğun bölünmüş Rus ulusunun bir parçası olarak kabul edilmesi ve konu ile ilgili somut adımların atılmasının savunulmasıdır.[4]

SSCB’nin dağılmasından sonra kurulan BDT’ye dâhil ülkeleri sıkı bağlarla yeniden Moskova’ya bağlı kılmaktır. Bu bağlamda 1993 yılının yılbaşında Yeltsin yaptığı konuşmayla Rusya’nın bundan böyle “Yakın Çevre”deki Rusları eskiden olduğundan daha enerjik koruyacağını açıklamıştır. Bu paralelde Başbakanın basın sözcüsü Kuskitov’da “Yakın Çevre”deki Rusların ve Rusça konuşanların korunması yeni yılda Rus Dış Politikasının ağırlık noktasını oluşturacağını ifade etmiştir. Dışişleri Bakanı Yardımcısı S. Lavrov ise meselenin Rusça konuşan insanların haklarının ihlali olduğundan BDT sınırlarının ihlal edilmezliği söz konusu olmayacağını belirterek, eski SSCB Cumhuriyetlerini açıkça tehdit etmiştir. Ayrıca bu doktrinle, Soğuk Savaş öncesi nükleer silaha ilk başvuran ülke olmama ilkesinden de vazgeçerek, sınırlarına yapılacak en ufak bir müdahalede nükleer silah kullanacağını açıklamıştır.[5]

Bu politik değişim iç ve dış politikada batıdan doğuya doğru olan yönelimi somut bir hale sokmuş bu süreç ise “yakın çevre”ye daha hâkim olan bir Rusya’yı yaratmıştır.[6] Bu bağlamda hem Rus azınlıklarının haklarını güvence altına almayı hem de toprak bütünlüğüne ve egemenliğine yönelecek olası tehditler önlemeyi amaçlayan Rusya yayınladığı askeri doktrinle sadece çatışma zamanı değil barış zamanında orduya “önleyici diplomatik misyon” yükleyerek bölgede caydırıcı bir güç olmayı hedeflemiştir.[7] Bu paralelde Kozirev açıkça Rusya’nın soydaşlarının haklarını korumak için askeri müdahale hakkını saklı tuttuğunu söylemiştir.[8]

Rus karar vericileri, “Rus Diasporası”nı bu şekilde dış politikasının bir aracı haline getirirken diğer cumhuriyetler ise içerde birçok sorunla karşılaşmışlardır. Öncelikle rejim değişikliğinin getirdiği vatandaşlığın yeniden tanımlanması sorunuyla karşılaşan bu yeni ulus devletler ikinci olarak bu ülkelerdeki milletleşme çabalarıyla yeni etno-kültürel politikaları uygulamak zorunda kalmışlardır. Son olarak bu uluslar, içinde barındırdığı Rusların yeni bir Diaspora tehdidi haline gelebileceği korkusu[9] nedeniyle bu ulus-devletler iç politikalarında kimliklerini oluştururken Rusları dışlamamaya çalışmaktadırlar.

Ancak yinede eski Sovyet Cumhuriyetleri’nde yerel halkın “yeni” yerli milliyetçilerin Rus azınlığa karşı tepkili olduğu söylenebilir. Rus azınlık ve Sovyetler Birliği sonrası devletlerin ulusal toplulukları arasındaki gerginlik etnik faktörlerden ziyade, Rus unsurların Rusya’nın emperyal gücünü bölgede temsil etmelerinden ve ayrıcalıklı konumlarından kaynaklanmıştır. Çünkü bu ülkelerdeki Rus azınlıklar emperyal gücü temsilen yönetim kadrolarının en üst görevlerini üstlenmişler ve bu ayrıcalıklı durumlarının da sürmesini yeni ulus-devletlerden talep etmişlerdir.[10] Bu durum ise yeni cumhuriyetlerin tepkisini çekmiş ve bu ayrıcalıklar yavaş yavaş ortadan kaldırılmıştır. Diasporanın önemli bir kısmı, ikinci Dünya Savaşı sonrası Stalin’in “Ruslaştırma” politikaları çerçevesinde farklı cumhuriyetlere yerleştirilmiştir. Dağılma sonrası, eski Sovyet Cumhuriyetlerinde yaşayan insanlar ulus-devlet yaratma sürecinde, Rus azınlığın varlığı bir sorun olarak algılanmakta ve bu nedenle de bir yandan kilit konumlarda bulunan Rusların tasfiyesi hız kazanırken, öte yandan da Rus azınlığın yurttaşlık hakları sınırlandırılarak göçe zorlanmaktadırlar. Bu durumda elbette Rusya Federasyonu ile ilişkileri gerginleştiren bir nokta olmaktadır.[11]

Zaten Rusya bölgede 25 milyon etnik Rus azınlığın hakları doğrultusunda bu alanda söz sahibi olmayı meşru hale getirmeye çalışmaktadır. Ortaya çıkan etnik ve ulusal sorunlara müdahale ederek Moskova bölgedeki denetimi sağlamak ve etkisini artırmak için askeri çatışmalara girmekten kaçınmamaktadır. Bu bağlamda Moldova’daki ayrılıkçı Rus azınlığın ilan ettiği Trans-Dinyester cumhuriyetine verilen destek Gürcistan’da yaşanan çatışmalarda Moskova’nın ayrılıkçı Abhazların yanında yer alması, Tacikistan’da radikal İslamcı muhalefete karşı Moskova yanlısı hükümete verilen destek, Azerbaycan’ da Suret Huseyinov darbesinde oynanan rol ve Çeçenistan’daki Rus askeri politikası[12] hep bu politika doğrultusunda gerçekleştirildi.

Ancak Avrasyacıların Rus Diasporasını Rus ulusunun ve devletinin ayrılmaz bir parçası olarak görmeleri hem “ulus”u dışlayıcı tekillikle “etnisiteye” bağlamakta hem de Rus ulusal kimliğinin içerde ve dışarıda etnisiteye bağlı bir öze sahip olduğunu göstermektedir.[13]Ancak bu durum Rusya’yı kimlik bağlamında ikinci bir parçalanmaya itmekte ve Rus devletini içerde kapsayıcı bir kimlik tanımından uzaklaştırmaktadır.

Sonuç olarak, Diaspora ile Rusya Federasyonu arasında söylemsel bir bağın kurulması, Rusya’nın sınır asan hegemonik politikalarının altyapısını hazırlamıştır. Rus azınlığın korunmasına Rusya Federasyonunun stratejik bir öncelik vermesi, Rusya’nın bölgedeki başat bir rol oynama iddiasını gerekçelendirmeye yardımcı olmuş, böylece Rusya’nın eski Sovyet coğrafyasında “nüfuz alanı” talepleri normalleştirilmiştir. Bu gerekçe ile nüfuz alanının genişletilmesi Rusya’nın “büyük güç” statüsünü pekiştirmekte ve dağılma sonrası ihtiyaç duyulan “ulusal gururun” okşanmasına da yardımcı olmaktadır. Diasporanın varlığı ve Diasporaya yönelik politikaların nasıl olması gerektiğine ilişkin tartışmalar Rus milliyetçiliğine ve “Emperyal Rus kimliğine” referans noktası olarak aslında yeni dönemde Rusluğu kurucu bir işlev üstlenmekte, böylece de iç ve dış politika arasındaki geçişgenlik somutlaşmaktadır.[14]



[1] Fırat Purtaş, Rusya Federasyonu Ekseninde Bağımsız Devletler Topluluğu, Ankara: Platin Yayınları, 2005, s. 209
[2] Erhan Büyükakıncı(der.), Değişen Dünyada Rusya ve Ukrayna, Ankara: Phoenix Yayınevi, s. 56
[3] Zeynep Dağı, Kimlik, Milliyetçilik ve Dış politika Rusya’nın Dönüşümü, İstanbul: Boyut Kitapları, 2002, s.211
[4] Zeynep Dağı, Kimlik, Milliyetçilik ve Dış politika Rusya’nın Dönüşümü, İstanbul: Boyut Kitapları, 2002, s.132
[5] Elhan Veliyev, SSCB Sonrası Türk-Siyasal ve Askeri İlişkileri (1992–2002 Dönemi), (Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2002), s. 36
[6] Zeynep Dağı, Kimlik, Milliyetçilik ve Dış politika Rusya’nın Dönüşümü, İstanbul: Boyut Kitapları, 2002, 173
[7] Zeynep Dağı, Kimlik, Milliyetçilik ve Dış politika Rusya’nın Dönüşümü, İstanbul: Boyut Kitapları, 2002, s.216
[8] Fırat Purtaş, Rusya Federasyonu Ekseninde Bağımsız Devletler Topluluğu, Ankara: Platin Yayınları, 2005s. 143
[9] A. Sevinç Özcan, Bir Sovyet Mirası Rus Azınlıklar, İstanbul: Küre yayınları, 2005, s. 32
[10] Zeynep Dağı, Kimlik, Milliyetçilik ve Dış politika Rusya’nın Dönüşümü, İstanbul: Boyut Kitapları, 2002, s.210
[11] Zeynep Dağı, Kimlik, Milliyetçilik ve Dış politika Rusya’nın Dönüşümü, İstanbul: Boyut Kitapları, 2002, s.210
[12] İlker Aktükün, Eski Sovyetler Birliğinde Milliyetler Politikası ve “Yeni Dünya Düzeni” Çerçevesinde Günümüze Yansıması, (Yüksek Lisan Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2002), s. 224
[13] Zeynep Dağı, Kimlik, Milliyetçilik ve Dış politika Rusya’nın Dönüşümü, İstanbul: Boyut Kitapları, 2002, s. 217
[14] Zeynep Dağı, Kimlik, Milliyetçilik ve Dış politika Rusya’nın Dönüşümü, İstanbul: Boyut Kitapları, 2002, s. 220

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme